“Bana boyun eğin ayakkabılar!” dedi Mylia huysuz, çocuksu bir tavırla. Kendi iradesiyle ilerleyen maddelerle statik bir boyun eğişle bekleyenler daha ilk andan itibaren nasıl da farklıdırlar! Ayakkabıları saf boyun eğiş, dar görüşlü kölelik demekti ve o anda kadını iğrendirdiler. Bu malzeme insan karşısında nasıl da köle ruhlu! Hiçbir köpek bu malzeme kadar köle ruhlu olamaz.

29 Mayıs sabahı, günün ilk saatlerinde, bir denklemin parçaları gibi bir araya getirilmeyi bekleyen bir grup yalnız adam ve kadın, geleceklerinden habersiz yazgılarının izinden gitmektedirler. Hepsinin ortak özelliği, herhangi bir sebepten, gecenin bu saatinde uyanık olmalarıdır. Ernst Spengler ayaklarını çerçeveden ayırıp kendini yüksekten boşluğa bırakmayı hayal ederken, Mylia eski kilisenin arka bahçesinde büyük bir ağrıyla boğuşmakta, varoluşunu ve yön veremediği kaderini sorgulamaktadır. Aynı saatlerde Mylia’nın eski eşi, ününü kaybetmiş bir doktor olan Theodor Busbeck, kötülük ve korkuyla beslenen bir planın başlangıcına kendisini hazırlamakta, tuvalet masasının önündeki Hanna bir cerrahın titizliğiyle kavradığı kalemi göz kapaklarının eğimlerinde dolaştırmaktadır. Mylia, bu saatte uyanık olan insanların sıradan hayatlar yaşayamayacağını bilir. Gece kontrolden çıkacak tesadüflere ve algıların ötesinde bir öyküye gebedir.


Gonçalo M. Tavares-Kudüs

Gonçalo M. Tavares-Kudüs

Kudüs’ün kurgusal örüntüsünü oluşturan olayların büyük kısmı bu sabah saatlerinde meydana gelir. Kısa bölümlerin bir diğerini takip ettiği hikâyede Gonçalo M. Tavares, birbirleriyle örtüşen hayatların ve kaderlerin dansını sunar okuyucuya. Bilinmezliğin ve tedirginliğin kucağındaki Kudüs’te, birbirinden bağımsız hayatların, şehrin sokak lambaları altında kurduğu köprü, şiddetin, korkunun ve acının çizdiği yolda uzanacak ve hayal gücünü zorlayan bir macera, ışıkların altında, tüm çıplaklığıyla boy gösterecektir.

Ernst Spengler çatı katında yalnızdı, pencere açıktı ve adam kendini atmaya hazırdı, birden telefon çaldı. Bir kez, iki, üç, dört, beş, altı, yedi, sekiz, dokuz, on, on bir, on iki, on üç, on dört. Ernst telefonu açtı.

Yaşananlar anlatıldığı sürece anlamlıdır. Kimsenin bilmediği bir anı yaşamak korkutur insanı. Öyle ki, anın gerçekliğinden şüphe duymaya yatkın, habis bir beyin taşırız hepimiz. Yaşanan her dakikaya bir şahit koşmak istememiz işte bundandır. Evet, insan şahit koşmak ister. Yalnızlık sadece istenen zamanla sınırlı kaldığında güzeldir. Kendi nefesinden başka ses duymadığındaysa tehdit başlar. Zira salt yalnızlığa dayanamaz insan; şiir yazar, resim yapar… Kâğıtları, notaları şahit koşar yaşadığına. Hayatta olduğunu hissetmek, algıların size sunduklarıyla mümkün olmayabilir her zaman; bu yüzden şahit ister insan.

Günün ilk saatlerinden itibaren bedenini esir alan o korkunç ağrı da Mylia’nın yaşadığını hissetmesine yetmemiştir. Istırap, yaşamının temel sözcüklerini sorgularken sürekli karşısına çıkan ve hayatının büyük kısmını özetleyen en doğru kelimedir. Şimdi bu telefon kulübesinde Mylia, belki hayat desteği bulmak ama daha çok yaşadıklarına şahit koşmak için, ortak geçmişe ve benzer acılara sahip birini aramış, rastlantılar zincirinin ilk düğümünü atmıştır. Mylia Busbeck ağrı içindeki bedeninden uzaklaşmak için telefona sarıldığında Ernst Spengler hayatının son kararını vermeye hazırlanmaktadır. İki umutsuz karakterin ortak geçmişlerinin kanıtı Kaas, Mylia’nın eski eşi Theodor tarafından alınmış, kadınsa yalnızlığın kıskacına bırakılmıştır. ‘Silahlı adam‘ Hinnerk ile fahişe kız arkadaşı Hanna bu Mayıs sabahında, ortak kaderde buluşan kişiler arasındadır. Tüm bu karakterlerin aynı sabahta karşılaşmaları sıradan bir tesadüf değil, Tavares’in kurguladığı o karmaşık ilişkiler ağının bir getirisidir.

Mental instabilite ve delüzyon. Gerçekdışı zihinlerin esaretinde ve sınırlarda yaşayan karakterlerin ortak ruhsal kimlikleri bu iki ifadede vücut bulabilir. Başta Mylia ve Kaas olmak üzere Kudüs’ün satırlarında yaşayan kahramanların çoğu fiziksel ve ruhsal yönden zayıf kişilerdir. Bu Theodor’un planlarını ve saplantılı düşüncelerini besleyen, onun deney alanını canlı tutan bir durumdur. Kesişen yollarda tüm ruhsal çalkantılar birbirleri üzerine binecek, gerçekdışı algıların çarpışması büyük dalgalar doğuracaktır.

Hayatlar tıpkı rüzgârın savurduğu damlalar gibidir. Rastgele daireler çizerken birbirlerine yakınlaşır ve bazen çarpışıp bir bütün olurlar. Zihnimiz hep daha çok olmayı arzular. Bu nedenledir ki, tıpkı birbirine dokunan damlaların bir bütün olup daha sağlam tutunması gibi toprağa, sevgililer de bedenlerini birbirlerine yapıştırarak güç kazanırlar. Daha çok olmak çoğu zaman sadece rastlantıların sayesindedir. Rastlantı ne kadar nadir bulunur türdense, sürprizi de o kadar büyük olur. Bu noktada yazarın hayal gücünü damlaları savuran rüzgâra benzetebiliriz. Söz konusu yazar Gonçalo M. Tavares olduğunda ise zihninde yarattığı fırtınanın rastlantı bekleyen tüm ögeleri ne denli karmaşık bir düzleme iteceği tahmin edilebilir.

Tavares, bir araya getirilmesi pek de kolay olmayan birçok parçayı tek bir noktada çarpıştırarak kışkırtıcı ve bir o kadar da orijinal bir hikâye yaratıyor. Doğrusal çizgide gitmeyen anlatı, karakterlerin ortak kadere açılan kapıyı aralamasına engel olmuyor; tersine, hikâyedeki benzersizliği ortaya çıkaran bir hilesi oluyor yazarın. Roman karakterlerinin kasvetli dünyasında yolculuk yaparken cesur olmanız gerekiyor. Öyle ki Kudüs, o kolay okunan alelade kitaplardan değil. Okuyucusunu bir girdap gibi içine çeken eser, elinize imgesel bir dünyanın anahtarını veriyor. Size düşen, tedirgin satırların arasında cesareti elden bırakmayıp sayfaları çevirmek.

Portekizli genç yazar Gonçalo M. Tavares, Kudüs’te okuyucusunu gerçekliğin ötesine davet ediyor. Yarattığı karakterler ve onları yaşattığı kurgu ile sizleri gerilim ve maceraya çağıran yazar, kaleminin gücüyle unutulmaz bir hikâyeyi zihinlerinize kazımayı vaat ediyor. Kudüs, delilik ve aklın sınırlarıyla ilgili bir roman. Bu düzlemde inanç ve insana ait ne varsa harmanlanıp Tavares’in satırlarında yeniden şekillendiriliyor.

Ozan Ezgi Berberoğlu
20 Aralık 2012

Kitap: Kudüs
Yazar: Gonçalo M. Tavares
Yayınevi: Kırmızı Kedi

İstanbul'da Sanat Editoryal Takımı; Güzel sanatlar, edebiyat, müzik ve tiyatro öğrenimi görmüş dört kişiden oluşan bir ekiptir. İstanbul'da Sanat içeriğinin düzenlenmesinde etkindirler. İçeriğie alınacak etkinlik, makale, söyleşi ve yazının danışma kurulu onaylı takipçisi ve karar vericisidirler.

Editor

Comments are closed.