Kadının erkeğin malı sayılmadığı ve mal olarak kıymetinin de cinsel saflığı ile ölçülmediği zamanlar görece yenidir. Bu acaba niye böyle oldu sorusunun çok açıklaması var ama burası o tartışmanın yeri değil.
Okuduğunuz yazı, erkeğin kadını mal saymasının, üzerinde keyfi egemenlik ve baskı kurmasının, insanlığın geleceğine ve özellikle evrimsel gelişimine hiçbir katkısı olmadığından, tam aksine bunun önünde büyük bir engel olduğundan yola çıkılarak yazılmıştır. Bu satırların yazarı, insanlığın bu alanda bu vakte kadar yanlış yaşadığına inanmaktadır. Bu vakte kadar yanlış yaşadık. Hâlâ yanlış yaşıyoruz.


Tarih boyunca erkeğin çizdiği sınırlar dışında cinsel deneyim kazanmış kadınların kirletildiği, hasar gördüğü, ayıplı olduğu söylenegelmiştir. Bu düşüncenin doğal uzantısı olarak da cinsel taciz mala karşı bir cürüm sayılmış ve zaten bu eylem birilerinin malı (evli kadın) veya orta malı (seks işçisi) sayılan kadınlara karşı işlenirse suç olarak bile görülmemiştir.
Feminizmin kalesi ABD’nde bile evlilik içi cinsel taciz ancak 1990’lı yıllarla beraber suç sayılmaya başlanmıştı. Tecavüze uğrayan kadının önceki hayatı ve yaşayış tarzı yakın zamana kadar mahkemelerde savunma olarak kullanılmıştı. Bilindiği gibi kölelik düzeni tamamen ortadan kalkmadan önce de, erkek sahip, kadın köle‘yi cinsel amaçla da sınırsızca kullanma, özünde kötüye kullanma hakkına sahipti. Kadınlar erkeklerle kurdukları, daha doğrusu erkekler tarafından dayatılan çerçeve içinde kurmaya zorlandıkları cinsiyet ve cinsellik ilişkilerinde çok uzun süre, insanların hayvanları kullanırken; onların etinden, sütünden, hizmetlerinden yararlanırken çizdikleri çerçeveyi ve aynı kaderi paylaştılar.

Türkiye’deki gelişimi tekrar tekrar anlatmaya gerek yok, fahişeye tecavüzde cezai indirim veya aile içi tecavüzün suç sayılmaması yakın zamanlara kadar feminist mücadele zeminini meşgul eden en önemli sorunlardandı. Bugün artık bunlara ceza kanununda açıkça izin verilmemesi, yargıçlar tarafından hala dikkate alınmadıkları anlamına gelmez. Öte yandan tecavüzü en ağır suç saymak ve bunu herhangi bir kanuna kalın harflerle yazmak da kendiliğinden suçu ortadan kaldırmaya yetmez. Tek mesele tecavüz meselesi de değildir ama tecavüz, kadın erkek ilişkilerinin tamamını ön-belirleyen bir ana-psikolojik eksen, Türk erkeğinin somut ve somut olmayan bir kültür malı, korunmaya değer (!) bir kültürel mirasıdır.

Erkeklerin toplumda kuvvet ve otorite pozisyonlarını hem gayrimeşru hem de orantısız olarak işgal ettikleri sosyal sistemlere patriyarka deriz. Patriyarkada merkezi normlar ve değerler erkeklikle özdeşleştirilir. Erkek olan aynı zamanda iyi olandır, doğru olandır, tercih edilir olandır. Bu, beyaz siyah ayrımına benzer: Nasıl ki beyaz iyidir, erkek de iyidir kabulu de burada yatar. Patriyarkanın erkek-egemen değerleri genellikle hâkimiyet ve kontrol çevreminde tanımlanırlar. Erkekler kadınlara hâkimdir ve onları kontrol ederler. Bu hakimiyet ve kontrol tecavüzde en dramatik formuna eren ancak her zaman tecavüz kadar dikkati çekmeyen derin, gizli, incelikli bir dizi ayrımcı ve baskıcı pratikle desteklenen geniş bir ilişkiler ağı ile sağlanır. Patriyarkada sosyal sistem içindeki ortamların büyük bir çoğunluğunu mekansal olarak da erkeklerin işgal ettikleri, kültürel evren içinde öncü vurguda ancak erkeklerin bulundukları gözlemlenmiştir. Erkek 5N1K’yı belirler. Kim: Erkek. Nerede: İstediği yerde. Nasıl: İstediği gibi. Ne Zaman: Her Zaman. Ne İçin: Keyfi İçin. Ne: İstediği Herşey.
Patriyarka, paternalizm ile de birleşebilir. Paternalizmle birleşen patriyarkada kadın için iyi veya kötü olanı da erkek ön-belirler. Mesela kadının avukat, doktor, mühendis gibi cici meslekleri olabilir ama kadın, statüsü hoş görülmeyen iş yapamaz. Kadınları el üstünde tutma numarası da patriyarkanın bir oyunudur ama bu çizgi üzerinde uzun yürümeyeceğim.

Patriyarkada tecavüz bir müessesedir. Ancak tecavüz hükümranlığı, sadece dar anlamda, yani erkek cinsel organının kadın cinsel organına cebren dühul ettirilmesi pratiğinden oluşmaz. Bu, bir organın diğerine girmesine öyle ya da böyle bağlanan çok geniş bir baskı dokusudur. Patriyarkal tecavüzde ortada bir kadın bulunmasına bile gerek yoktur. Tecavüz edilen küçük bir erkek çocuk, bir hayvan, daha zayıf (örneğin tutsak bir erkek) ve benzeri zayıf kategorilere dâhil bir canlı olabilir. Hedef kaba kuvvetin kuvvetsizi cinsel vurgu ile ezmesidir. Bu, dayak atmaktan veya şiddetin diğer biçimlerinden farklıdır, çünkü cinsel eylem aynı zamanda evrimsel olarak soy sürdürme ve soy sürdürebilme potansiyelinden zevk alma ile karakterizedir. Aynı zamanda baskınlığa ve Alfalığa işaret eder ve alfa erkeklik iyidir (!). Soy sürdürme ve dölleme (!) potansiyelinin işaret fişeğini çakması kaba kuvvet kullanan için hem gerekli hem yeterlidir!

Tecavüzün, patriyarkanın bir silahı olması ve onu güçlendirici yönü bu suçun sadece bireye karşı değil, aynı zamanda kadın toplumuna karşı bir tehdit olarak tezahür etmesindendir. Tecavüzün psikopatlar, sapkınlar ve medeniyet sistemi içinde insani değerlerle var olamayacak derecede hastalanmışlar tarafından da işlenebildiğine şüphe yoktur ama -içinde yaşadığımız toplumların temel değerlerine ve içselleştirilmiş davranış normlarına bakarsak- tecavüzde genellikle bir aşırılık, bir sapma, bir vahim hata, bir aykırılık olmadığını gözlemleriz. Tecavüz, patriyarkal kültüre içkin bir örnektir. Sosyal normlardan sapanlar değil, tam aksine o sosyal normların taşıyıcıları tarafından işlenirler. Kadınlar üzerindeki erkek denetimini ve hâkimiyetini normalleştirmek, hatta cinselleştirmek patriyarkanın ve patriyarkal toplumların tipik dinamiğidir. Bu çerçevede erkek ısrarcı ve saldırgan, dişi ise isteksiz ve edilgendir. Erkek kırılmaz; odun gibidir, kuvvetlidir, serttir ve buyurgandır ve kadınlar ancak öyle bir erkeği istemekle yükümlüdürler. Kadınlar isteyemedikleri ve cinsel olarak talepte bulunamadıkları içindir ki cinselliği arzu ettiklerinde, aslında tecavüzü arzu etmekten başka şansları yoktur! Kadınların çoğuna atfedilen tecavüz fantezi‘sinin kökeni de bu psikolojiden kaynaklanır. Birisine yanaşıp; benimle beraber olur musun? diye sormasına ve cinsel olarak buyurgan olmasına izin verilmediği yerde, pek tabii olan cinsel arzularını bilinçaltında bir tecavüz arzusu ile dile getirmekten başka çaresi var mıdır ki kadının?! Çünkü ancak erkekler her nerede ve nasıl isterlerse, kadınlara sahip olabilirler, çünkü cinsellik erkeğin bir zaferi, bir fetih hareketidir. Kadın bedeni ise fethedilen arazidir. Bu nedenle bu satırların yazarının gözünde; kadınlar nadide birer çiçektir, onları incitmeyelim diyen bir erkekle, kadına tasaddide bulunan erkek arasında çok da büyük bir fark yoktur. Çünkü çiçek orada duruyorsa, uzanıp koparabileceğinizi de kabul ediyorsunuz demektir. İnsanın bazen biraz da sen çiçek ol da ben odun olayım diyesi geliyor!

Patriyarka evrimsel olarak doğru bir tercih değildir. Tam tersine insan türünün sağlıklı evriminin önünde bir engeldir. Zekâ düzeyi ve eğilimleri gelişkin olmayan bir erkek çocuk, sırf ailenin erkek çocuğu olduğu için okutuluyorsa, bu duruma sosyal darwinistlerin bile tü-lanet edeceğine ne şüphe! Sadece kas gücü kadından fazla olduğu için kadına sahip olan bir erkek, hayvani ön-belirleniminde evrimsel olarak iyi bir şey yaptığını hissedebilir ama maalesef insanlığın gelişimi kas gücü ile sağlanıyor değildir. İnsanlığın gelişimi sosyal olarak kuvvetlilerin sosyal olarak kuvvetsizler üzerinde gerçekleştirdiği egemenlikle de sağlanacak değildir. Ata, avrada ve silaha kas gücü ile değil para ve sosyal statü kuvvetiyle sahip olunabilsin gibi bir imamız da yoktur burada. Esas olarak kadının at veya silahla bir tutulabilecek bir kategori olmadığı, ata ve silaha sahip olması beklenen erkekle eş düzeyde bir insanlık kategorisi olması gerektiğini savunuyoruz. Kadının insanlığı mücadelesi, siyah kölenin beyaz adamla eş hak ve yetkilere sahip olmak için verdiği mücadele ile aynıdır.

Tecavüzcüyü teröristle bir tutanlar önemli bir gerçeği gözden kaçırıyorlar: Terörist sayılan, düzenin adamı değildir, terörist sistemin zaafını, sistem unsurlarını ürküterek kullanır. Oysa tecavüzcü, bizatihi sistemin düzenlenmesine, oturmasına, kimin yerinin neresi olduğunun gösterilmesine hizmet eder! Bununla birlikte tıpkı terörizmdeki gibi tecavüzde de iki sonuç vardır. Biri gerçek kurbanın çektikleri, diğeri ise korkutularak davranışları düzenlenen potansiyel kurbanların çekecekleri. Başka bir kadının uğradığı tecavüze tepki gösteren kadınlar kendi davranışlarını gözden geçirmeye ve seçimlerini sınırlamaya çalışırlar. Nasıl giyineceklerini, nerelere gideceklerini, oralarda saat kaça kadar kalacaklarını, ne içeceklerini, erkeklere verecekleri mesajların nasıl olması gerektiğini, hangi tip erkekle nereye kadar yakınlaşabileceklerini ve buna benzer pek çok şeyi düşünmeye ve tartmaya başlarlar: En önemlisi, istedikleri gibi davranmaktan vazgeçerler.
Tecavüzün patriyarkal terörizminde iyi kız, kötü kız ikiliği vardır. İyi kızlar, iyi olmayı sürdürürlerse tecavüzden korunabileceklerini düşünürler, çünkü tecavüz bütün kadınlara yönelik bir oturuş-duruş mesajı olarak kayda geçer. Tecavüzün ardından bir mini etek tartışması alır yürür. Başı açıklık veya kapalılık tartışması alır yürür. Bu tür tartışmaların tecavüzün akabinde açılması ya bir geri-zekalının ya da patriyarkal hükümranlığa utanmazlıktan utanmazlık beğenerek, en iyi nasıl hizmet edebileceğini gayet iyi bilen bir ileri zekalının işte mini etek giydiniz de ondan oldu demesiyle başlar ve bitmez. Oturuş duruş kitabının sayfaları yazılmaktadır çünkü. Bir süre sonra tecavüz unutulur, mini etek vurgusu kalır.

İnsanlık, tarih içinde işlevsel olmuş bazı davranış kalıplarını, bunlar işlevsel olmaktan çıktıktan sonra da inatla adet haline getirip körü körüne benimseyen ve bu yönüyle hayvanlara göre evrimsel zekâları ve uyarlanma becerileri hayli geri bir türdür de. İnsanlar hayvanlara göre daha az akılcıdır: İnsan akla aykırı örf, adet ve alışkanlıkları olan hayvandır. Bugün insanlığın adap veya edep kavramı altında sayılabilecek pek çok pratiği düpedüz akıl dışıdır. Kadınların saçlarını uzun tutmalarının vakti zamanında mutlaka bir antropolojik işlevi vardı. Belki de erkek ava çıktığı için saçları ağaç dallarına takılmasın diye kısa olmalıydı. Pardon, acaba neden erkek ava çıkmıştı da kadın evde kalmıştı? Belki pantolonun ve eteğin de benzeri bir açıklaması vardı. Sutyenin de. Ama ancak insan türü, saçları uzun olduğu için onların üzerini örtme ve toparlama ihtiyacını pratik olarak duyan kadınlara, bu davranışı bir emir olarak dayatmayı bilmiştir. Ancak insan türü, hareket ederken sarkıp sallanıp da sahibini rahatsız ettiği için sutyenle kontrol altına alınması gereken göğüslerin kimseye gösterilmemesini emir olarak dayatmıştır. Denize giren kadının sutyen (bikini üstü) takmasının akla uygun lüzumu var mı? Belki vardır. Peki bu lüzum bir emir haline mi gelmeli: Hayır! Ancak insan türü 1960’larda bir moda akımı olarak yaygınlaşan mini eteği tecavüze davet olarak saptırabilir. Öyle ya çünkü Bosna’da ve Ruanda’da tecavüze uğrayan bütün kadınlar mini etek giyiyordu!

Akla aykırı bin bir türlü efsaneyle, emir ve yasakla beslenen tecavüz tehdidi, erkeklere çifte avantaj sağlar. Hem erkeğin kadına oturuş duruş emredebilmesinin bir yolu olur hem de kadını tecavüzden koruyacak olanın gene erkek olmasını gerektirir. Kızı kurtaran erkek efsanesi de bu yolla yaratılır. Oysa kızı tecavüzden kurtaran erkek, tecavüzcünün ta kendisi veya patriyarkal hükümranlık içinde bir dava arkadaşından başkası değildir. Arşimed bu alanda bir sosyolog olsaydı; bana bir tecavüzcü erkek ve bir de onu alt edip kadını ondan kurtaran erkek verin, patriyarkayı olduğu gibi yerinde tutayım derdi! İyi adamların; namuslu, erdemli kızları tecavüzcülerinden korumaları da bundandır ve kadın zaten korunmaya muhtaç bir varlıktır. Erkeklere emanettir! Bu tabloya kurtarma harekatını dâhil etmeden bitirmiş sayılmayalım. Kadını bir saldırgandan kurtaranın, onun üzerinde yeni bir tasarruf zinciri başlatabildiğine ne şüphe. Kadınlar! Size kötü gözle baktı diye bir başka erkeğin üstüne saldıran dostunuz bir erkekten bekleyeceğiniz pek bir insanlık olmadığını benden duymuş olmayın. O yarın bir gün size kötü gözle bakma ve üstünüze saldırabilme yetkisini kendisinde görmeye namzet biridir çünkü. Munis, terbiyeli, makinalı tüfek gibi konuşmayan, müzakereci, soru soran, laftan anlayan, size kendi isteklerinizi soran, davranışlarını nasıl algıladığınızla ilgilenen insan erkeklerle sempati gösterin. Ortalık yerde patlamaya hazır bomba gibi dolaşan testosteron küpü erkekler belki orman kanunlarının öyle ya da böyle hüküm sürdüğü obez şehirlerimizde evinize ekmek getirebilirler ama getirdikleri ekmeği de burnunuzdan getirirler. O nedenle Alfa tipi erkekten ekmek beklemek yerine, bir an önce kendi ekmeğinizi kendi elinize alsanız iyi olur.

Gelin olaya biraz daha Darwinist bakarak bitirelim: Patriyarkanın çöküşünü hazırlayan unsurlar insan topluluklarının niteliklerinde gizlidir. Bütün hayvanlar gibi, insanların da varoluşu ve hayatta kalması sadece kaba kuvvete değil, çerçevelendirilmiş ve zekice kullanılmış kuvvete bağlıdır. Kaba kuvvet, zekânın göstergesi olmadığına ve dünyada ilerleme sayabileceğimiz her ne varsa onlar kaşifler, mucitler, hesap kitap ve sanat yapanlar tarafından gerçekleştirildiğine göre, bir başka cinsi kaba kuvvetle baskı altına alarak geleceğe doğru dürüst genler bırakılacağını, gelecek için iyi tohumlar ekilebileceğini sanmak geri zekalılıktır. İnsan akla aykırı örf, adet ve alışkanlıkları olan hayvandır. İnsan, evet, hasta bir hayvandır. Ama İnsan, aynı zamanda müzakere eden hayvandır. İnsan söz’leşir. Eskiler o nedenle kadın erkek arasındaki duygusal ilişkiyi konuşuyorlar, sözleştiler gibi fiillerle tanımlarlardı. Karşısındaki insanın, canlının duygu, düşünce ve algılarını hesaba katmadan sadece kendi bildiğini okumak geri zekâlılıktır. Başka insanları mal yerine koyan, insanın insana kulluğu temelinde örgütlenen bütün sistemler çökmüştür. Kölelik çökmüştür, angarya çökmüştür, tecavüz sistemi de çökecektir. Bunu çökerten ise sistemin taşıyıcıları olmayacak, o sisteme karşı direnerek kendi elini, dilini ve belini kendi kontrolü altına alan kadınların kendileri olacaktır.

Bir keresinde bir tarafta sorduğumuz bir soruyu gene soralım:

Bir erkek kendisiyle cinsel ilişkide bulunsun diye bir kadına neden para verir? Bu soruyu dile getirdik diye hemen para karşılığı girilen cinsel ilişkileri bir tür tersinden ahlakçılıkla lanetlediğimiz anlamı çıkmasın. Bilakis, seks işçisi kadınlar feministlerin hasları sayılmaya namzet insanlardan da oluşur. Çünkü kimin ne mal olduğunu ve toplumdaki iki yüzlü ahlak yaşantısını en iyi onlar gözlemlerler. Herkesin kimseye zarar vermeden dileği gibi davranma hakkı olduğunu teslim ediyoruz ama sorudaki niyetimiz başka.

Cevap ihtimalleri çok ama önde gelen üçüne değinelim:

1. Ya kadının, kendisini kendisi olarak durup dururken beğenmeyeceğini biliyor olmalı;

2. Ya hakikaten arzu ediliyor olmaktan haz etmiyor, yani arzu edilmemekten haz ediyor olmalı;

3. Veya arzu edilip edilmemekle ilgilenmiyor, konunun doğrudan kendi insani-kişisel nitelikleriyle ilgili olmadığını, daha ziyade satın aldığı mal ve hizmetle ilgili olduğunu düşünüyor olmalı.

Birinci ihtimalde bir insanla karşı karşıya olduğunu bilen ama o insana para vermezse kendini beğendiremeyeceğini düşünen biri söz konusu. Bu ihtimalde ortada özsaygısı olmayan bir erkek var.

İkinci ihtimal açısından soralım: Bir insan neden başka bir insan tarafından hakikaten arzu ediliyor olma ihtimalinden haz etmez? Bu ihtimalde ortada arzu edilmekle değil arzu edilmemekle uyarılan, erkek cinselliğine özgü filancanın peşinden koşup duran, filancayı fetheden, falancayı kaçıran ve dağa kaldıran, neredeyse doğuştan-sapkın ve tacizkâr eğilimini gösteren erkek vardır.

Üçüncü ihtimal açısından ise ana-sorunun cevabı bir insan neden başka bir insan… ibaresinde gizli. Hayvanların etini yiyen, sütünü içen insan da hayvanların bu konuda ne düşündüğüyle ilgilenmez. Acaba erkek, kadınla ilişkisinde bir insanla karşı karşıya olduğunun farkına varmayı reddediyor, etinden sütünden yararlandığı bir hayvanla karşı karşıyaymış gibi bu değişik hayvanın da cinselliğinden mi yararlandığını sanıyor? Evet tam üstüne bastım. Bu ihtimalde, ortada bir insandan değil, bir mal‘dan, meta‘dan, bir hayvan‘dan yararlanan erkek vardır.

Bu sorunun ne işi vardı burada? Şu işi vardı:

Patriyarkal tecavüzün kadına karşı şiddetinde ve kadın cinayetlerinde de erkekliğin bu üç tezahürü gizli. Sömüren, ezen, kullanan hegemonyanın‘ın üç yüzüdür bu. Çözüm ise yüzyıllardır orta yerde. Köleler nasıl yurttaş oluvermişlerse kadın da benzer mücadele pratikleriyle insan olacaklar. Giremedikleri yerlere girerek, göstermelerinin yasak olduğunu göstererek, söylemelerinin beklenmediğini söyleyerek, erkeklerin yaptığı ne varsa onları yaparak, kendi 5N1K’larını kendileri kurarak.
Bir yerlerde bir kadın bakanın metresi olan erkekle görüntülerinin internete düştüğünü göreceksek ve kadın bir de üstüne; bu benim özel hayatım, kocama karşı olan sorumluluğum, sizi ilgilendirmez. Dediği zamanı… O zaman belki biraz rahatlayacağız.

Bir yerlerde bir kadının, kendisine cinsel saldırıda bulunan bir erkeği cebinden çıkardığı silahla yere serdiğini gördüğümüz zaman, o zaman da belki biraz rahatlayacağız.

Senelerce aile için şiddet gören bir kadının, kocasını uykusunda boğduğunu gördüğümüzde de rahatlayacağız.

Yıllarca köle gibi evde barkta canı çıkarılarak pert olan bir kadına bir gün bir epiphany, bir aydınlanma gelip de evden kaçtığında ve izini kaybettirdiğinde rahatlayacağız.

Ne kadar vicdansız anne görürsek o kadar rahatlayacağız. Siz patriyarkanın taşıyıcıları, kadınlardan nefret edin ve onları erkeklerden nefret ettirmeye devam edin, daha daha sayılabilecek ve ancak bir köleden geldiğinde insani bir direniş anlamına erecek her türlü sert tepki bizi rahatlatacak.

Çünkü kadınlar… Abiler; kadınlar çiçek değildir. İsterlerse de çiçek olurlar ona kim karışır ama böcek, puşt, kaçın kurası, münasebetsiz, geri zekalı, orospu, serkeş, serseri, tam bir pislik, uyanığın dik alası, ileri geri konuşan, kendini fasulye diye nimetten sayan, utanmaz, sorumsuz, laftan anlamaz, cinai ve saire de olabilmelidirler… Tıpkı sizin gibi. Onlar, senin benim gibi insandırlar.

Önümüzdeki yazı bütün yönleriyle evlenme müessesi adını taşıyacak.

Ankara Hukuk Fakültesi’nde hukuk okumuş, Ankara ve Milano’da master yapmış, Freiburg Üniversitesi’nde hukuk doktoru olmuştur. Hacettepe Üniversitesi hukuk fakültesi'nde doçenttir. Anayasa ve ceza hukuku okutur, yazar. Roman yazar, öykü yazar, deneme yazar, şiir yazar, şiir çevirir. Avukatlık eder. Türkçe, İngilizce, Almanca, İtalyanca yazar, konuşur; İspanyolca ve Fransızca okur.

Öykü Didem Aydın

Comments are closed.