Aziz edebiyatperver kârilerim; sizlere bu fıkrayı teşrinievvelin son günü; yani asrî lisanla ifade edecek olursak Eylûl ayının hitamında naklediorum. Filhakika Eylûl dedim de aklıma rahmedli Yahya Kemal Beyatlı düşdü. Ne güzel tasvir etdiydi şair-i âzam Eylûl hüznünü:


Günler kısaldı. Kanlıca’nın ihtiyarları / Bir bir hatırlamakta geçen sonbaharları./ Yalnız bu semti sevmek için ömrümüz kısa… / Yazlar yavaşça bitmese, günler kısalmasa…/ İçtik bu nadir içki’yi yıllarca kanmadık… / Bir böyle zevke tek bir ömür yetmiyor, yazık!

Diyeceksiniz nereden çıkdı imdi Kanlıca ve dahi rahmetli Yahya Kemal?! Efendim derhal arzedelim. Çünki mevzu fevkalade mühim. Bir nevî hayat memat mes’elesi! Malûmaliniz Edremit Van’a bakdığı gibin, Urfa da Mardin’e bakar; Ünye ilâ Fatsa arası akar durulur ve fekad Dersaadet’e geldiğinizde ise Urumelihisarı’nın karşısında Kanlıca bulunur. Bilhassa şairlerin otağı olsa da Kanlıca, tam aksinde yer alan Urumelihisarı’nda da edebiyat ve sen’at erbabı mebzul mıktardadır. Mehabetli Sultan Mehmed Han’ın yaptırdığı koca Hisar’ın yalısında toplaşan edebiyatçılar zebbahlara kadar ayş ü işret eyleyib mehtaba karşı şiirler okur, hikâyeler annatırlar birbirlerine. Lakin Kanlıca’nın şuarası; misal Yahya Kemal ne denli asil, mutedil, edebli ve dahi devlet erkânı ilâ içli dışlı ise Urumelihisarı edipleri de o denli nizam-intizam haricidir. Bunlar Aşiyan’da şairlerin mezarbaşlarında zebbahlara kadar içer içer şiir yazar, balıkçı barınaklarında bohem heyatı deruhte eder, bilumum kaymak tabaka ile zıt giderkene, sık sık da karakolluk olurlar. Sandallarla mehtaba çıkar, kış zemanı balıkçılarla Karadeniz’e açılır, günlerce geri dönmezler. Kıyıda ataş yakar, kestane patlatır, rakıyı şaraba katarkene mey içib efkârlı türküler çığırırlar.

Diyeceksiniz bütün bunlardan bize ne?!

Vecdi Çıracıoğlu

Vecdi Çıracıoğlu

Efendim entelijansiya çalkalanior! Sizlerden iyi olmasın; çok kıymatlı, roman yazarı ve hikâyeci bir ahbabım vardır ki şöhretini aydın muhitinde bilmeyen yokdur. Beniçıracı’lardan Vecdi bey kardaşımız Hisar’da halihazırda ediblerin kavuğunu başında bulunduran zatdır. Binaenaleyh kendileri Urumelihisarı’nın yaşayan efsanesi olub, sohbetine doyum olmaz. Pek hatırşinas ve sevecendir. Sevdi mi tam sever, nefred etdi mi tam nefred eder. Nesli hitam bulmakda olan eski kabadayılara da benzer; bir vakitlerin idealist Bolşeviklerine de. Bir Müslim kadar adanmış, bir Hristiyan kadar duygusal bir, bir Yahudi kadar akıllıdır. Lakin o, bunların dergâhına dahil olmayıb Ernesto’yu kendine klavuz edinmişdir. İşte bu hatırşinas şahsiyyed yazmış olduğu pek çok sayıdaki roman ve öykü ilâ aydın muhitinde haklı bir şöhrete erişdiyse de mizacından gelen hususiyyedlerden mütevellid ahbap, eş, dost ve yoldaşlarına meftundur. O nedenle yeni bir itiyad edinmiş, kıymat ihtiva eden sen’atkâr dostları içün monografiler, biyografiler yazmaktadır. Hakikat şu ki işbu eserler pek sevilmekde; iştiyakle neşredilmektedirler. Münevver taifesi bu kütübatı iştihayla hazfetmekte, bilumum cerideler de mevzu eylemektedir.

Buraya kadar gözel!

Lakin Hisar’dan bendenizin de ahbabı olan Rafet Ekiz namlı şöhretli ressamın vefatının ardından Beniçıracı Vecdi kardaşımızın kaleme aldığı monografik derlemeyi okumak hepimizi bir parça bedbaht etdi. Bir yandan memnun olmadık değil. Onun hatırasının ebedileştirilmesi hoşumuza gitdi. Vecdi kardaşımızın hatırşinaslığına da gıpta ila bakdık. Gel gör ki; Vecdi kardaşımızın Halkın Savcısı serlevhası altında biyografisini neşretdiği Mehmet Feyyat da kitab piyasaya çıkar çıkmaz Hakk’ın rahmetine kavuşunca hafif bir tedirginlik kapladı ortalığı. Herkes şöyle bir Vecdi’den uzak kaçar oldu. Aman ne olur ne olmaz; benim de biyografimi filan yazar; erkenden tahtalı köyü boylarız gibisinden. Hadiseler daha da terakki etdi. Vecdi kardaşımızın Gladyatör serlevhası altında biyografisini kaleme aldığı aziz arkadaşımız, aykırı futbolcu, Çizgi Metin lakaplı Metin Kurt da bir ameliyat esnasında ansızın Hakk’ın rahmetine kavuşunca entelijansiyada büyük bir panik baş gösterdi. Neler oluyordu?! Ecinniler mi basmıştı aydın muhitini? Vecdi iyi sıhhatte olsunları mı azdırmışdı? Daha neler görecekdik?!

İşbu satırları âsarıma dökerek siz aziz kârilerime naklederkene Kadıköyündeki Gemide meyhanesinde Vecdi kardaşıma rastladım! Ona gözükmeden usulca sıvışayım diye düşündüm; ne olur ne olmaz, biyografimi felan yazacağı tutar deyu? Fekad sıvışamadım. Hatırlı kişidir. Beni davet etdi! Hemen bir büyük açdı. Başladık lakırdıya. Palamut akınından mütevellid birer de isikara söyledik. Vakıa Vecdi yeni kitabları içün avans almış. Korka korka yeni kitabların mevzuunun ne olduğunu sordum. Denize Dair Hikâyat serlevhalı triolocisine çalışiormuş.  Birinci cildini okumuşdum zati. Harikulade bir kitabdır. Size de tavsıyye ederim. Adı Sarıkasnak’dır. Kasım ayında ikincisi Everest’den çıkacakmış. Onun adı da Rûhisar imiş. Üçüncüsü de Sarıkanat. O da Şubat’da.

İmdi vefat sırası denizlere mi geldi yoksam diye düşünmeden edemedim. Çatalıma kakdığım palamudu ağzıma götürürkene taş kesmiş gibi dondum kaldım. Vecdi aklımdan geçenleri okumuş gibi yüzüme bakdı:

“Korkma kardaşım; deniz zati öldü. Benim yazdıklarım ağıt. Sen palamudunu yemeye bak!” dedi.

Ossaatte bir şarkı çalmaya başladı: Sevda Kuşun Kanadında… Vecdi pek sever bu şarkıyı. Kasden mi yapdılar annayamadım. Müteveffa arkadaşlarımız geldi aklıma. Vecdi iştirak etdi  şarkıya. Bir efkârlandım ki sorma gitsin! Lokmalar boğazımda takıldı kaldı: “Sevda kuşun kanadında / Ürkütürsen tutamazsın / Ökse ile sapanla vurursun da saramazsın / Hayat sırrının suyunu / Çeşmelerden bulamazsın / Ansızın bir deli çaydan içersin de kanamazsın…”   diye terennüm ediordu benim sevgili kardaşım.

Bendeniz garib ihtiyar; gözümden düşen damlalara mani olmayı bırakdım. Aziz müteveffa kardaşlarımızın şerefine kadehleri çakdık. Varol Vecdi!

Marquis d’Istambulin

Dersaadet, Teşrinievvel 2012

Yurt Kültür’ün 20 Ekim 2012 tarihli nüshasında yayınlandı. Yurt Kültür yöneticilerinin özel izniyle gazetedeki yayım saatinden 36 saat sonra iktibas edildi.

Marquis d'Istambulin

Comments are closed.