Hughette Eyüboğlu ile bir pazar sabah kahvaltısında, yeni çıkacak kitabı ve sergiyi konuştuk.

Yine bir pazar heyecanla kalktım. Bugün karşıya geçeceğim, içim kıpır kıpır. Hughette Eyüboğlu’na kahvaltıya davetliyim, yine anılarla, bilgiyle ruhum doyacak. Onunla konuşmaya doyamıyor olsam da her seferinde ayrılmak zor gelse de sohbeti biraz hazmetmek, içselleştirmek, okumak, yenilenmek için zamana ihtiyaç duyuyor insan.

Ayrılacağını bilerek gitmek ve döneceğini bilerek ayrılmak bizimkisi…

Hughette Eyüboğlu

Hughette Eyüboğlu

Muhteşem bir sofrayla karşılıyor beni, yormuşum onu üzüldüm önce; kuymak yapmış bana kendi elleriyle, “Karadenizli gelin olmak kolay mı ?” diyor güldürüyor. Güzel sofrada yine kaybolmaya başlıyoruz anıların içinde.

Bugünkü konumuzun temelinde, düzenlemesi kendisine ait olan yeni çıkacak kitap var. Bedri Rahmi Eyuboğlu arşivinden 500 mektup “Biz mektup yazardık” adı ile İş Bankası yayını olacak. İlginç olan ve benim de büyük bir merakla beklediğim şey; kitabın çıkışı ile eş zamanlı, dönemin ressamlarının resimleri ile bezeli o mektuplar ve zarflar da aynı zamanda sergilenecek olması. Hem kitap, hem sergilenecekler ve sergileme teknikleri hakkında uzun bir sohbet başlıyor. Kitapla birlikte mektup ve zarflarını sergileme fikri doğduğunda, arşiv ve sergileme tekniklerini araştırmaya başlamış önce: Fransa ve İtalya’da müzelerin arşiv bölümlerini gezmiş. Pek çok meşhur kişinin mektuplarını okumuş bu sayede. Gülerek anlatıyor anılarını. Tüm bu gayret ve deneyimlerine rağmen bu sergide, sergileme tekniklerine müdahil olamadığını söylüyor. İnsanın ona mektup sergisi açıp küratörlüğü de kendisinden isteyesi geliyor.

Hughette Eyüboğlu, Mehmet Eyüboğlu

Kahvaltı Sofrasından

O kadar heyecanlı ki gözünü ayıramıyor çıktılardan, son düzeltmeler için gelen ilk kopya var önümüzde. Beraber başlıyoruz sayfa sayfa incelemeye: İçerikten düzene, renkten kompozisyona, yazı ve resim dengesine kadar her şeyi konuşuyoruz tek tek. Kâğıtlar üzerinde çok sevdiği post-itler ve notları. Çok kullandığı için nerede değişik post-it bulsam alır getiririm ona, hatta en son Hollanda’dan bile getirmiştim.

Bazı konularda çocuk gibiyiz ikimiz de.

İki Buçuk Yıl Süren Hazırlık.

“Tam iki buçuk yıl oldu” diyor, “Geceli gündüzlü iki buçuk yıl. Hazırlık aşaması oldukça meşakkatli geçti ve insan üstü bir çalışmayla gerçekleşebildi bence. Yapılacak işleri başından beri bilmem dolayısıyla bana mucize gibi geliyor bu süre. Eski Türkçe el yazısı mektupların çevirileri için, yeterli ve yetkin çevirmen aramak bulmak, çevirilerin okuması en zor kısmıydı sanıyorum. Bu mektupların çevirisi için sanattan anlamak, dönem içindeki sanatın konu ve sorunlarına hakim olmak, aynı zamanda Fransızca da bilmek; bazılarında karışık kullanılıyordu çünkü ve eski Türkçeye hakim olmak, üstelik farklı kişilerin el yazılarına.” Fransızcaya hakim ve Bedri Rahmi’nin el yazısına aşina olan Hughette Eyüboğlu eski Türkçe bilse sorun kalmayacaktı, “Bu gidişle öğreneceğim” diyordu çeviri hatalarını yakaladıkça. Kitaptaki tüm Fransızca çeviriler kendisine ait.

Sonunda bitmişti işte. Seçilen 500 mektup yayına hazırdı. Kimlerin mektupları yoktu ki seçilmişler arasında: Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Eyüboğlu, Fikret Muallâ, Nurullah Berk, Yahya Kemal, Ahmet Hamdi Tanpınar, Orhan Veli, Fahrünisa Zeid, Cemal Tollu, İlhan Koman, Cengiz Bektaş, Adalet Cimcoz, Karadut ve niceleri…

500 Mektuplu Kitap.

Kitapta ilk bölüm Eren Hanım‘a ait: Onun Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun hayatına etkisi ve katkısı dolayısı ile bir çeşit saygı göstergesi. İlk mektuplaşmaları tanıştıkları Fransa’da başlıyor; Biri Lyon’ da, diğeri Paris. Birbirlerine olan aşklarını itiraf ettikleri tutku dolu ilk mektuplar. Daha sonra Bedri Rahmi Eyüboğlu Türkiye’ye döndükten sonra da devam ediyor yazışmalar.

Arşivdeki en eski mektup 1929 tarihli imiş ama o kitaba konmamış. Kitapta yer alan en eski mektup 1935 tarihli, Yurt gezileri için çekilişte nereye gideceklerini bildiren mektup; Bedri Rahmi Eyüboğlu’na Edirne düşmüş.

Mektuplarda sanat tartışılıyor çoğunlukla, bu bakımdan mektup sahipleri arasında onun için bir önem derecelendirmesi yapmasını ve özelliklerini karşılaştırmasını istedim önce. Aynı zamanda okurken de zevk alabileceğimiz mektuplar diye de sıralıyor bunları.

“Özellikle birinci sırayı Bedri Rahmi Eyüboğlu aldı. Çünkü” diyor Hughette Eyüboğlu: “İçerikleri dolu dolu. Tarzını esprili ve kinayeli buluyor. Söylemek istediğini açık ve net bir şekilde ifade ediyor. Keskin zekalı bir gözü var, zaman harcamadan hızla işin özüne inebiliyor. Türkçeyi çok iyi kullanmasının yanında mektuplarda sanat ortamındaki sorunlara her zaman değinmekle kalmıyor tespit yapıyor ve çözüm getiriyor. Bedri Rahmi Eyüboğlu, üniversitede sadece ders veren bir hoca değil, aynı zamanda alanındaki sorunlarla karşı karşıya bir sanatçı ve bunları tartışırken çözüm yöntemlerini de ortaya koymayı başarıyor”. Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun öncelikli mücadele konuları, mektuplarda da görebileceğimiz gibi: öğrencilerin eğitim için Avrupa’ya gidebilmeleri, halk sanatlarının devamlılığı, halk sanatlarındaki motiflerin kullanımı ve uygulama alanlarının yaygınlaştırılması, sanatçı eserlerinin kamu binalarında yer almasının desteklenmesi olmuş. “Mektuplarda Bedri Rahmi Eyüboğlu hangi konuya değinmiş, sorunları tespit etmişse hiçbiri hala çözülmemiş” diye de ekliyor Hughette Eyüboğlu. İlgili kişi ve kurumlara sorunlarla ilgili ne kadar çözüm getirdi ise de gerçekleştirmeyi düşünmemişler bile. Bugün de dert aynı dert, taş aynı taş bana göre de…

Belgeler Mektuplar ve Renkli Kişilikler Birarada.

Bedri Rahmi Eyüboğlu ile ilgili, iki de belge var mektuplardan başka; bunlardan biri André Lhote atölyesinde çalıştığına dair olan. Diğeri de Leopold Levy’nin akademideki derslerinde tercüme yapması için asistan tayin ettiğini gösterir belge. Bu iki belgeyi de bazı söylentilere cevap olarak eklemek istemiş kitaba.

Bedri Rahmi Eyüboğlu’dan sonra ikinci sırada Nurullah Berk’in mektupları var. Onları etkili ve derin buluyor Hughette Eyüboğlu. Berk’in sanat bilgisi içeriği yoğunlaştırıyor, okumayı da zevkli hale getiriyor” diyor.

Bazı mektuplar için, “Sahipleri renkli kişilikler olmayınca mektuplar da kupkuru oluyor” diyor “ve mantıklı, iş gören mektuplar” diye tanımlıyor onları. Şaşırdığım noktalardan biri de bu oldu benim. Renklerine hayran olduğumuz bazı ressamlar mektuplarında hiç resim yapmamışlar mesela. Bunu bu şekilde açıklıyor; “Kişilikleri renkli değildi onların”. Dedikoduya girmesin siz bulacaksınız onları sergide ve benim kadar çok şaşıracaksınız.

Fahrünisa Zeid örneğin; kendi gibi mektupları resimli ve renkli, Aliye Berger mektupları da kendisi gibi delice. Adalet Cimcoz’un sanat ağırlıklı mektupları coşku dolu. Sanat ortamından haberleri içeren bu mektupları “Heyecanlı, hoş mektuplar” olarak tanımlıyor. “En duygusal mektuplar Karadut’unkiler; okurken insana hüzün geçiyor.”

Ahmet Hamdi Tanpınar Mektubunu İstanbul Kitaplığı Kabul Etmiyor.

Arada ilgilimin kaybolduğunu ya da dağıldığını hemen fark ediyor ve kendi geçiyor mektupların başına ve heyecanla devam ediyor:
D Grubu mektupları onu en çok heyecanlandıranlardan sanırım. Elif Naci’den, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın eleştirilerinden söz ediyor. Çağdaş Türk modern sanatının başlangıcı olduğunu düşündüğü için, konuları, eleştirileri, dönemi yansıtması açısından önemini vurguluyor. Yazık ki Ahmet Hamdi Tanpınar’ın mektubunu İstanbul Kitaplığı’na hediye etmek istemiş, almamışlar: Hani şu binası satışa çıkan Sultan Ahmet’teki kitaplık. O şaşırıyor biz şaşırmıyoruz artık. Ahmet Hamdi Tanpınar’dan çok sert eleştiriler almış Bedri Rahmi Eyüboğlu, fakat hepsine de bir cevabı olmuş bekleyebileceğimiz üzere. “Bedri Rahmi Eyüboğlu resimleri onları çok şaşırmıştı başlangıçta” diyor Hughette Eyüboğlu.

Soframız ve Zenginlikler.

Ben de bir iki lokma yiyebildim bu sırada, güzelim sofradan. Öyle bir sofra ki bu altı da üstü de zengin. Bedri Rahmi desenlerinden oluşan güzelim örtü ve servisler üzerinde de kendi elleri ile hazırladığı yiyecekler. Bir an anlattıklarını kaçırırım endişesiyle defter kalem elimde çatala sıra gelmiyor. Saygıdan, heyecanından, heyecanımdan, meraktan, çalışma isteğimizden…

Farklı iki kişinin mektupları ile devam ediyoruz. İki diplomat Turgut Menemencioğlu ve Nuri Eren’in mektuplarını da içerik bakımından dikkat çekici buluyor. Sanata ve sanatçılara saygıları, yaklaşımları, sorunlara getirdikleri çözüm arayışları ve sonuç almaları onun çok takdirini toplamış. “Genellikle diplomatlar sorun yaratırlar” diye de ekliyor.

Diğer bir farkın da Mehmet Pesen ve Mustafa Esir Kuş’ un mektuplarında olduğuna dikkat çekmek istiyor Hughette Eyüboğlu. Her ikisi de Anadolu’dan yazıyor, farkları mektupların içeriğinin Anadolu gözlemlerine dayanıyor olmaları. Tahminime göre bu mektuplar, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nu da çok heyecanlandırıyor olmalıydılar. Anadolu şehirlerini, insanlarını, halk sanatlarını anlama ve öğrenme arzusu.

Nejat Eczacıbaşı’ndan gelen bir mektup var özellikle önemli buluyor Hughette Eyuboğlu ve anlatıyor fakat bu mektuptan söz etmeyi sonraya bırakmak istedim. Alan benim alanım olunca, sırf bu mektuptan bir makale çıkarabilirim. Uzatmayayım. Özeti Avrupa yerine Türk motiflerinin kullanılmasına dair. Benzer bir mektup da Sümerbank’tan var.

Biz Mektup Yazardık.

Bizim sohbetimize sığan mektuplardan da son olarak Hughette Eyüboğlu keyifle sözünü ettiği bana da ilginç gelen Nedim Günsür’ ün mektupları. Fransa’dan yazıyor, üstelik Fransızca. Bedri Rahmi Eyüboğlu ondan özellikle kendi dili de gelişsin diye Fransızca yazmasını talep etmiş. Fransa’daki sanat ortamı, ressamlar, eleştirileri içeren mektuplar bunlar. Çok güzel ve duygulu mektuplar odluğunu söylüyor. Belki rahat okuyup çevirebilmesi de Hughette Eyüboğlu’nun bu mektupları sevmesinde bir etken olabilir.

Hughette Eyuboğlu, Teoman ve Gülseren Südor’ u; dönemi, kişileri, Akademide geçen gerçek hikâye ve olay anlatımları ve Türkçesini düzeltmesine yardımcı oldukları için, emeği geçenler arasında öncelikli olarak görüyor. Teoman Südor’un Tespiti ile belge niteliğindeki bu kitap, pek çok söylentinin yerine gerçeği koymuş olacak. Onun da İtalya’dan yazdığı öğrencilerin durumlarını içeren mektupları var kitapta.

“Biz mektup yazardık” bir döneme ışık tutuyor; sanatçılara, edebiyata, tarihe, sanata, kültüre, Anadolu’ya.

Hughette Eyuboğlu bu yönüyle kitaba, “Kendi düzenlemesiyle sosyolojik boyut kazandırmak istedim” diyor. Kendi adıma teşekkür etmek isterim ki zor bir işi hakkıyla başarmış ve bizlere ulaştırmak için çok çalışmış.

Hughette Eyüboğlu

Hughette Eyüboğlu

İkinci Görüşmemiz ve Düzeltmeler.

Bu arada yazım için ilk görüşmemiz bitti, ikinci görüşmemizde düzeltmeler yapıp biraz daha detaya girmeye başladık.Bu kez kahvaltıda Kanada usulü Krep var. Krep sevmeyen ben, şaşkınlık içindeyim; muhteşem bir tat. Bu özel tarifi de kapıveriyorum hemen. Geçen seferki görüşmemizden bu yana daha iyi buldum onu, endişeli ve yorgundu: Şimdi, bir işi tamamlamanın verdiği huzuru gözlerinde görebiliyorum. Ben de mutlu oluyorum onunla birlikte. Benim sorularım biter bitmez bu defteri hızlıca kapayarak yeni projelere geçmiştik bile. Yeni bir kitabın müjdesini veriyor, birlikte şiir okuyoruz bugün. “Zor” diyor bu şiirler için. Okuması anlaması zor diyor tekrar tekrar okuyor bazı dizeleri. Çeviri kitabı olacak bu sanırım. Bir yandan da aklında, konuşma için davet edildiği Köy Enstitülerinin yıl dönümü dolayısı ile, sempozyuma yetiştirmeye çalıştığı konuşması var. Ondan da söz ediyor arada. O hiç durmuyor, yetişemiyorum. Anlamak için‘i bırakın, dinleyebilmek için bile derin bilgiyle oturmanız gerekiyor karşısında. Dur durak bilmeden çalışıyor ya insan yanında utanıyor gerçekten.

Hughette Eyüboğlu, Biz Mektup Yazardık

Hughette Eyüboğlu, Biz Mektup Yazardık

Özetle adı “Biz mektup yazardık” olan, İş Bankası yayını, Hughette Eyüboğlu derlemesiyle yeni bir kitap, 5 Nisan 2015 de raflarda yerini alacak. Kitabın çıkışıyla eş zamanlı, kitaba konu olan kişilerin mektupları da 5 Mayıs – 20 Haziran 2015 tarihleri arasında İş Sanat Kibele Galerisi’nde sergilenecek. Sergide zarfların, mektupların yanında Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun resmettiği, mektup sahiplerinin orijinal portreleri sergilenecek ki, bazılarının sergilenişi ilk olacak. Sergini bir de özel konuğu var, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun asistanı İve Stangali’nin kızı Maya da açılış resepsiyonuna katılmak için Yunanistan’dan gelecekmiş.

Biz heyecanla bekliyoruz sizleri de bekleriz efendim.

Not: Hughette Eyuboğlu’nu daha yakından tanımak isteyenler için, basımı yapılmıyor artık ama kendi yazdığı kitap “Kanadalı Bir Gelinin Türkiye Anıları” mutlaka bulup okumalarını öneririm. Bendenizi tanımayanlar için de, Lebriz sayfası ziyaretinize açıktır.

1970 yılında İstanbul´da doğdu. 1990 yılında Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Seramik ve Cam Ana Sanat Dalı´nda lisans eğitimini tamamladı. 1991–1992 yılları arasında bir sanat galerisinde yönetici asistanlığı yaptı.1990–1993 yılları arasında özel bir sanat okulunda çocuklara, gençlere ve yetişkinlere yönelik seramik çalışmalarında atölye yürütücülüğü yaptı. 1994–1999 yılları arasında Trakya Üniversitesi Mühendislik-Mimarlık Fakültesi Mimarlık Bölümü´nde Uzman kadrosunda görev aldı. 2001 yılında İ.T.Ü.Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde yüksek lisansını tamamladı. 2001–2004 yılları arasında özel bir klinikte iletişim problemleri olan çocuklarla (otistik, v.b.) seramik çalışmaları yaptı. 1999 yılından beri İstanbul Kültür Üniversitesi ’nde kurduğu seramik atölyesinde görevine, Öğretim Görevlisi kadrosunda devam etmektedir. Bu görevi ile birlikte sanat çalışmalarını İstanbul’da kendi atölyesinde sürdürmektedir. İnternet ortamında Eczacıbaşı’nın organize ettiği sanalmuze.org ile lebriz.com adreslerinde ve Eczacıbaşı koleksiyonunda eserleri yer almaktadır.

Alev Oskay

Comments are closed.