Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi’nden özgül ağırlığı olağanüstü yüksek bir kitap daha çıktı. Tabirimiz eminiz ki her okura tuhaf gelmiştir. Ama gerçekten cesameti yüksek, içeriği sıfır binlerce kitabın yayınlandığı bir kültür ortamında Ian Buruma’nın Dinin Demokrasiyle İmtihanı adlı kitabını başka türlü betimlemek olanaksız. Kitap küçük ve kısa ama içinde yer alan bir önsöz ve üç deneme ile tüm insanlık kültürüne hulasa yapan muhteşem bir içerik sunuyor.

Dinin Demokrasiyle İmtihanıÖncelikle şunu belirtmeliyiz ki; sübvansiyonlu yayın yapan üniversite yayınevleri arasında, nitelikli popüler bilim, kuram ve düşün kitapları ve zaman zaman da özgün sahalara yoğunlaşmış edebiyat derlemeleri ile ön plana çıkan Boğaziçi Yayınevi’ni ayrı bir yere koymak gerekiyor. Ergun Kocabıyık’ın yayın yönetmeni olarak işbaşına gelmesinden bu yana söz konusu yayınevinin, Genom gibi, Yapay Öğrenme, Aklın Gözü, Modern Japon Edebiyatının Doğuşu gibi olağanüstü nitelikli kitaplarını beğeni ile okuduk. Kuşkusuz bu başarıda edebiyatla yoğrulmuş bir akademik serüven sürdüren yayınevi murahhas azası değerli yazar Murat Gülsoy’un da rolü var. Bu ilginç ekip üniversite yayınevinin, bilimsellikle, düşün ve edebiyat arasındaki bağlantısını başarılı bir şekilde kurmasına yardım ediyor. Ve öyle ki bir noktadan sonra rekabetçi telif piyasasında yer alan büyük yayınevlerini öteleyerek gündemi belirleyen kitaplar çıkarmayı başarıyor.

Dinin Demokrasiyle İmtihanı Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi’nin bu anlamdaki; piyasayı belirleyen, popüler yayınlarından biri değil. Zaten öyle kolay kolay her okur tarafından okunabilecek bir kitap da değil. Baştaki tabirimizle söyleyecek olursak öylesine bir özgül ağırlığı var ki bu küçük kitabın, tek bir sayfasını okuyabilmek için on tane büyük düşün dehasının öğretisi hakkında lisansüstü düzeyde bilgi sahibi olmaya gerek var. O yüzden de bu kitabı ortalama okura tavsiye edemeyeceğim. Lakin ortalamanın üzerinde olduğunu düşünen, düşün ve yazın alanında bazı çıtaları aştığını duyumsayan ve dünyanın gidişatı hakkında düşünmeyi insan olmanın gereği olarak gören entelektüellere de bu kitabı asla atlamamalarını salık vereceğim.

Gözlerden ve gürültüden uzak sessiz ve sedasız yayınlanan ve hakkında tek bir yazı çıkmamış bu kitap günümüz dünyasının en temel sorunsallarından biri; olasılıkla da birincisi üzerinde; yani dinin demokrasi ile ilişkisi üzerinde son derecede varsıl, tarafsız ve soğukkanlı bir deneysel düşünce serüvenine bizi davet ediyor. Kitabın arka kapağından iktibas ederek söyleyecek olursak: “Tarih boyunca dinî ve seküler otoriteler arasında gerilimler olagelmiştir. Buruma, farklı kültürlerde demokrasinin bu gerilimlerden ne yönde etkilendiğini inceliyor.”

Kitabın içeriğine geçmeden önce bu özgün ve değerli deneysel yapıtın yazarı Ian Buruma hakkında bilgi verelim. 1951 Lahey doğumlu yazar Leiden Üniversitesi’nde Çin Edebiyatı, Tokyo’daki Nihon Üniversitesi’nde Japon sineması okumuş. Çalışmalarında genellikle çağdaş Çin ve Japon kültürünü ele almış. Pek çok ödülü ve yayımlanmış eseri olan yazar New York Review of Books, The New Yorker, The Guardian ve The Financial Times’da da yazılar yayımlıyor.

Kitabın giriş bölümünde yazarın ilk tümcesinde kitabın ana gayesini hemen alımlamak mümkün: “Dinin geri döndüğü gerçeği, dinin hiçbir zaman geçmişte kalmış bir şey olarak görülmediği Amerika Birleşik Devletleri’nden ziyade Avrupa’da haber değeri taşımaktadır.”

Bu ilk tümceden kitabın ana fikrini algıladıktan sonra son derecede açımlayıcı bir önsözle günümüz dünyasında din ile demokrasi arasındaki inişli çıkışlı, elektrikli gerilimli ilişkiye dair ana noktalara vurgu yapan ön analizler okuyoruz. Ancak kitabı oluşturan üç ana bölümden ilki olan Bir Yanda Dolu Çadırlar Diğer Yanda Boş Katedraller adlı denemeyi okumaya başladığımızda kitabın derinleştiğini ve uygarlığımızı bugüne getiren düşünürlerin resm-i geçidine dönüştüğünü görmeye başlıyoruz. Batı uygarlığı; yani Batı Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’ndeki din ve devlet ilişkilerine ve tarihçesine odaklanan bu bölüm gerçek bir filozoflar sympozium’u olarak geçiyor. İçinde kimler yok ki; en muhafazakârından en sekülerine, en fanatiğinden en modernine; Sinclair Lewis, Alexis de Tocqueville, Thomas Jefferson, David Hume, Spinoza, Hobbes, Jonathan Israel, Locke, Rousseau, Isaiah Berlin ve daha niceleri… Bu bölümün kitabın en esaslı ve betimleyici bölümü olduğunu belirtmek gerekir. İşbu denemede Batı uygarlığının her aşamasında dinle devlet ve demokrasi arasındaki gerilimin ve uyuşmazlık ve anlaşmazlıkların temeli ve evrildiği istikamet kabaca veriliyor. Kuşkusuz o büyük tartışmaların derinine inmek için bu küçük kitap yetersizdir, ancak yazının umumi bir panorama için son derecede faydalı olduğu ve okurda bir perspektif yarattığı da kesin.

Denemenin üzerinde vurgu ile durduğu konu bir zamanlar Türkiye’ye Attila İlhan’ın taşıdığı cumhuriyetçilik ve demokratlık tartışması. Demokrat geleneğin Magna Carta’dan bu yana Anglo-Sakson siyasal izleği içindeki gelişimi ve Fransız İhtilali’nin cumhuriyetçi çizgisi, devletlerin sekülerizm ve dinsellik konusundaki uygulamalarına da yansıyor. Ruhban sınıflarının, zaman zaman muhtelif kisveler altındaki çıkar gruplarının, kimi tarikatlerin ve iktidara oynayan bağlaşıkların Avrupa tarihi boyunca edip eylediklerini genel bir özet olarak son derecede nitelikli ve tarafsız bir şekilde anlatıyor. Anlatıların ne denli sofistike bir karmaşıklık içinde cereyan ettiğini sergileyebilmek için size kitaptan bir tümce de aktaralım: “16. Yüzyılda Katolik İspanya’ya başkaldıran Hollandalı Protestanlar için kendi cumhuriyetleri yeni Siyon’du. Katoliklikle mücadele halindeki İskoç Presbiteryenler ve İrlandalı Protestanlar Tanrı’yla aralarında bir ahit olduğuna inanıyorlardı. 17. Yüzyılda Alman Pietistler ile 18. Yüzyılda İngiliz Metodistler, Shakerler ve aynı görüşü paylaşanlar, her insanın Tanrı’yla arasında bir rabıta olduğunu ve kurtuluşun yerleşik kiliselere üyelikten geçmediği gibi resmi papazların aracılığını da gerektirmediğini salık veriyordu.” (sf.27)

Kitabın ikinci bölümü Doğu’nun İrfanı başlığını taşıyor ve benzer temaların Çin ve Japon kültüründen nasıl cereyan ettiğini anlatıyor. Yazarın bir Çin/Japon uygarlığı uzmanı olması bu bölümün nitelikli olmasını sağlıyor. Aydınlanma Değerleri adlı son bölüm ise daha çok günümüz dünyasında yaşadığımız coğrafyadaki artan stresi, Batı ile İslam dünyası arasındaki gerilen fay hatlarını, dünyanın gidişatını ve bizatihi içine doğduğumuz sayısız dinsel siyasal meseleleri tartışmaya okuru davet ediyor. Her satırından yola çıkılarak binlerce sayfalık kitaplar yazılabilecek bu denemelerin nihai analizini bu kısacık sayfalardan yapabilmek olanaksız. Biz sadece ve sadece Türkiye’nin değerli entelektüellerine bu ilginç, yoğun, tartışmacı, anlamlı ve değerli kitabı tanıtmak, okunmasını önermek istemekteyiz.

Bu tarafsız okuma davetine okurla birlikte icabet etmeden önce de kitabın taşıdığı eleştirel, istihzalı, oylumlu, yetkin, edebiyatlı, ironik ve satirik dili karakteristik bir alıntıyla övmek isteriz. Tümce dinsellikle aşırı barışık Amerikan tarzı demokrasiye eleştiri özelliği taşıyor:

“İnsanlar Amerika Birleşik Devletleri’ni demokrasi olarak tanımlar, ama Amerikalılar kendi iyilikleri için ya da siyasal nedenlerle değil, film yıldızları ya da dev ticari işletmeler tarafından desteklenen ürünler gibi en iyi pazarlanan adaylara oy verirler. Parayı götürmeye hevesli politikacılar gösterideki rollerini gerektiği gibi oynarlar. Bu karışıma, vaazları milyonlarca televizyon izleyicisi tarafından bayıla bayıla izlenen din taciri vaizlerin püriten hedeflerini eklediğinizde Gantry’nin zaferi tamam gibidir; kilise ile devlet arasındaki sınırlar ölümcül bir biçimde delinmiştir.” (sf.26)

Hektor Tora
İstanbul, Eylül 2015

Dinin Demokrasiyle İmtihanı
Ian Buruma
Çeviren: Deniz Ali Gür
143 Sayfa
Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi

Hektor Tora

Comments are closed.