Türkiye Yazarlar Sendikası namlı ünion pek enterresan bir cemiyyeddir. Her türlü iktidarla arasında her daim maraza olmasına mukabil bir türlü hall’edilememişdir. Adeta dokuz canlıdır. Bir başını kessen dokuz yerden sürgün verir. Vakıa; meteliğe de kurşun atan bir cemiyyeddir. Üyelerinin aidatlarından başka vâridatı da kabul etmez. Tenezzül de etmez. Buna rağmen her dem dimdik ayaktadır. Nereden gelmektedir bu cemiyetin kudret ve vakarı diye soracak olursanız izah eylemeye gayret edelim. Hani şu magazin basınında sık sık gördüğümüz klişe bir manşet vardır ya: “Vefa bir semt adı imiş” deyu. İşte Türkiye Yazarlar Sendikası, Vefa’yı İstanbul’daki bir semtten ibaret görmeyen nadir cemiyyedlerden biridir.


Uzun sözün kıssası; geçtiğimiz günlerde TYS’nin o pek nazik, içli ve sâde vefa merasimlerinden birine davet edildük. Vefatının sene-i devriyesinde toplumcu gerçekçi Türk şiirinin üstadlarından, çok sevdiğimiz ağabeyimiz Barikat Arif’i (Arif Damar)her daim buluşup, hoşbeş etdiğimüz, çay kahve yudumlayub kıraat eylediğimüz, mülâhazalarından istifade ilâ bizatihi kendisinden şiirler dinlediğimüz Akdeniz Kafesi’nde yâd edeceğidük. Efendülazizim; sağlığında pek sevilen, etrafı şair kaynayan, muzip ve her daim civan mizacıyla cerbezeli bir profil çizen Barikat Arif abimizi anma merasimini TYS uzunca bir müddet evvel ilânen tebliğ etmiş idü. Bendeniz fakir, bu kıymatlı şairi anma merasiminin şuaranın akınına sahne olacağını ve izdihamdan yer bulub oturamayacağımı, şu mel’ûn romatizmalarımla oralarda perperişan olacağımı düşünerek erkenden yola revan oldum ve kalkdım gitdim.

Fekad Akdeniz Kafe’ye vasıl olduğumda hayredden dondum kaldım. Her gün her gece entelijansiyanın akınına uğrayan, dolup dolup boşalan kafenin içi bomboş! Masalar kurulmuş, hazırlıklar temam ve fekad iştirakçi sayısı yok denecek kadar az. Biraz daha bekleyelim. Belki trafikden mütevellid gecikmekdedir şuara deyu bir saat oyalandık. Ne çare! Yine masalar boş. İçerisi loş. Manzara nahoş!

Neticede kaderimize razı olduk. Kendisi de çok kıymatlı bir şair olan başkanımız Mustafa Köz hüzünlü bir konuşma ilâ merasimi açdı. Ol lahza oradaki hazîrun şu isimlerden mürekkeb idü: Şair Mustafa Köz, romancı Vecdi Çıracıoğlu, şair Yaşar Miraç, şair Müslim Çelik, şair Oğuz Özdem, hikâyeci Türker Ayyıldız, ressam Hülya Bakkal, ressam Yüksel Aydın, heykeltıraş Gülnaz Akşit, romancı Hikmet Temel Akarsu ve bittabii ki Arif ağabeyimizin saygıdeğer zevceleri Tülin Hanım bir de…

Dâvete inkıyâd edenlerin azlığından mütevellid ilk evvel bir parça kalbim kırılıb ümmidsizliğe kapıldı isem de bilahare şair dostların içli konuşmaları ve santimantal şiir okumaları neticesinde bir parça ferahladım. Arif ağabeyimizin sağlığındaykene herkese birer deniz kabuğu armağan etdiğini hatırlayan şairler bir şeker tasında bize aynısından ikram etdiler. Hepimiz onun alâmet-i fârikası olan bu deniz kabuklarından birini alınca bir kerre daha hislendük. Kadehler Barikat Arif’in şerefine kalkdı. Mühim olan nicelik değil, nitelik deyüb sakinledük. Duygusal bir şiir akşamı yaşanırken katılımın neden az olduğuna dair ilk bulgular da şairlerin kanaat merkezine düşmeye başladı. Meğer o gece ikramı bol bir başka davet var imüş. Entelijansiyanın şuara kanadı bu rakı fiyatları ilâ baş edemediğinden olacak oraya meyletmiş. Ne edelim; kader dedük! Efkârlanıb son paraları denkleştirib son kadehleri de çınlatmaya niyet etdük kim ossaatte kederli bir keman sesi işitildi. Bir bakdım masanın başında oturmuş, henüz reşit bir oğlan keman çalior ve şairler ağlior. “Hayırdır inşallah,” dedüm yanıbaşımdaki edebî malûmat küpü Beniçıracı Vecdi kardaşıma. “Kimdir bu kızan? Para verüb kemancı mı tutdunuz buraya bir de?!”

Beniçıracı Vecdi kardaşım sakince “O Nice.” deyüb cevabladı benü ve susdu. Gözleri boşluklara daldı gitdü ve sulandı. Dokunsan ağlayacağıdü. Etdiği lakırdıdan hiçbir şey annamadım. “Nice ne demek Vecdi bey kardaşım? Hiç böyle de isim mi ola?” deyu sordum muahezeyle.

“Sen Barikat Arif’in Gitme Kal şiirini okumadın mı Efendü?!” dedi ve bana hikâyenin devamını annatdı. Arif abinin menşur şiiri şu şekil başlior imiş:

“Nice nice acıları aklına getir / Bunca yoksulluğu aklına getir  / Gözyaşlarını aklına getir /
“GİTME KAL” var yok dinlemez bir çocuk isteğidir / Gitme aklına getir.”

Kendi şiirinden esinlenerek evladına da Nice ismini vermiş Arif ağabey. Bilahare bu ismi çok seven şair Oğuz Özdem de Arif ağabeyden izin alıb, kendi oğluna Nice ismini koymuş. İşte o Nice büyümüş, kemancı olmuş, gelmiş, Arif Ağabey’i anma toplantısında çaldığı sonatlarla bizi ağlatior idü şimdi.

İmdi; ne diyeyüm ben o toplantıya itibar etmeyüb, işret peşine giden şuaraya?!.. Bu incelikleri zaten hak etmediklerinü mü; TYS’yi hiçbir vakit anlayamayacaklarını mı; Arif Abi’yi  hissedecek derinliğe sahib olmadıklarını mı; asla ve kata hakiki bir şair olamayacaklarını mı? Yoksa Ceride-i Kelebek belagâtıyla ifade edecek olur isek Vefa’nın sadece bir semt adı olmadığını mı?!…

Belki de hepsini boşverüb; Barikat Arif Ağabey’in Nice ile başlayan şiirinin son dizelerine kulak vermek en gözeli:

“Nelerden geçiyorsun aklına getir  / Gitme dünyamızın her yerinde / Yorgun eller gülleri derleyince / Ellerin sevincini aklına getir / Güllerin sevincini aklına getir  / Ne’çok severdik seni aklına getir.”

Vakıa; “Değişdin kemancı; neden efkârlı çalmiorsun!” deyu Nice’ye sual eylediğimü hatırladım o gece bu şiir keman eşliğinde terennüm edilür iken.

Haydü kalınız Nice Nice keman nâmeleriyle…

Marquis d’Istambulin

Dersaadet, Miladî 2012

Yurt Kültür’ün 10 Kasım 2012 tarihli nüshasında yayınlandı. Yurt Kültür yöneticilerinin özel izniyle gazetedeki yayım saatinden 36 saat sonra iktibas edildi.

Marquis d'Istambulin

Comments are closed.