Efendülazizim; asrî zemanların en melânet şeytan icadı olan televisionların nadiren faidesi olsa da; menfî manada dahli her daim olior! Keferenin icadında oynatılan bazı diziler efkâr-ı umumîyi hakikaten nâkıs malûmatla teçhiz edior. Misal; Cuma geceleri Yalan Dünya serlevhasıyla Teve’lerde neşredilen dizi! Eminim ki hepiceğinizin haberi vardır. Mahut dizi entelijansiyamızın temerküz sahalarından en nadidesi olan Cihangir muhitini öyle bir anlatior ki artık kendini bilen insanlar Cihangir’de promenad eylemeye cürred dahi edemior. Bu denli malûmatdan mahrum, banal ve dahi vulgar bir köçekçenin bu denli iltifat görmesi bir yana; Cihangir’de temerküz etmiş cümle civan yazar, çizer, artist ve sen’atkâr, işbu dizi filmin hikâye eylediği hakikat harici hadiseleri yerinde görmek içün semtte akın eden avam taifesinden dolayı sokağa bile çıkamaz oldu. Ortam öylesine tefessüh etdi ki gören o asude Cihangir’i tanıyamaz oldu. Orta yerde teferrüc eden bir kuru kalabalıkla, âdemiyetden bucak bucak kaçan merdümgiriz bir sen’atçı taifesi kaldı geriye.

İşte böylesine bir inhitat hâsıl oldu Cihangir’de bu diziden ma’âda.

Allahı var; farklı bir zaviyeden bakıldığında dizinin hakkını yememek de iktiza eder. Melmekedimizin en güzide milli sporu olan münevverden nefred kompetisyonunu pek gözel deruhte edior. Diziyi temaşa eyleyen ahali sokağa çıkıp döner bıçakları ilâ katledmek içün münevver, yazar, senarist ve dahi artist aramaya koyulabilir; okumakdan, yazmakdan, münevver kelâmından nefred eyliyebilir. Vakıa; zamanımızın içtimaî telâkkilerine de pek münasipdir bu mülâhazalar. Ümmid ederim bu dizinin nihai başarısı neticesinde hâsıl olacak barbarizmden mütevellit, dizi müellifi kızımız da Meydan-ı Cihangir’de promenad eyleyemez  hale gelmez ! Ve dahi yine de ümmid ederim ki Devlet-i Âli’yi hitama erdiren bu bilim, sen’at ve münevver düşmanlığı halihazırdaki Devlet-i Ebed Müddet’imizi de hakire yeksan etmiye!

Elle est “Si belle”

Her ne halt ise! Asıl mevzumuz  bu değil. Asıl mevzumuz Cihangir’in en namlı, en zarif ve en popüler Cafe’lerinden biri olan Smyrna’nın işbu gelişmeler neticesinde yeni arayışlara girmesi, bir huruç harekâtı başlatarak Cihangir’den çıkmayı denemesi!… Hemen bedbaht olmayınız. Cihangir’deki Smyrna Cafe kapanior değil. Sadece buradaki muvaffakiyetten neşet eden bir düşünce dâhilinde bir de Ortaköy’de Smyrna ihdas etmeye karar vermişler. Smyrna’nın sahibesi, adı gibi gözel hatun kişi (Qui elle est vraiment Si belle;)  -kendileri Nicole Kidman namlı ecnebi aktrist ilâ iki su katresi kader benzerler-  eksik olmasın her daim mültefit ve nazik olmuşdur şu garib ihtiyara karşı. Sağolsun Ortaköy Smyrna’ın açılış “balo”suna da davet eylemiş bendeniz fakiri.

“A be evladım, ben şu ahı gitmiş vahı kalmış ihtiyar fakir; ne edip ne eyleyeceğim orada o şık şıkıdım ahu ceylanlar arasında; filim yıldızları, senaristler ve recisörler; bilumum münevveran ve gazatacı taifesi arasında?!  Bizim devrimiz kapanmış!” diyeceğidim; lakin ne faide ki eş dost pek ısrar etdi. Münevver taifesinin tutunacağı yeni bir mekânın muvaffak olması sizin içün ehemmiyet taşımior mu Marquis d’Istambulin deyüb beni muaheze etdiler. Ne edelim derdest olub gitdik. Çünki kulağımıza geldiği kadarı ile iş bunla da kalmior. Si belle evladımızın kerimelerine ait, pek meşhur bir “Teen Club” olan Kiki de pek yakında Ortaköy’e mekân açiormuş. Uzun sözün kıssası Cihangir’den ciddi manada bir entelijansiya hicreti mevzu bahis. Her ne kadar Si belle Hanımlar halihazırdaki mekânlar kapanmayacak deyu garanti veriorlarsa da işin akibetini kim bilebilir?

Balo… 

İştirak ettiğimiz Ortaköy Smyrna açılış balosu da; – ki zamane buna party dior-  hakikaten muhteşemdi. Ortaköy meydanı ihtirama durdu desem yeridir. Her biri birer kalp hoplatan cümle civan cins-i latifler, bir giyinmiş, bir kuşanmış, bir süslenmiş gelmiş; sanırsın ki Harb ve Sulh’ün Nataşa Rostova’sı Anatol Kuragin ilâ valse kalkmış; Prens Andrey Bolkonsky  de bir kenarda beklior! Onlar ne ahu ceylanlar, ne servi revanlar, ne emsalsiz dilberler ki bendeniz ihtiyar bile yollarına râm olasım geldi. Bilumum aktristler, aktörler, senarist ve yezarlar, recisör ve gazatacılar; nâtamam orada idü. Bâb-ı Âli matbuatı da ekseriyetle orada derdest idü. Mütemadiyen fotoğraf alub durdular. Mübağlağa işret oldu ve cümle Ortaköy hayret edib kaldı; ne olior burada deyu! Mekân da bir mekân ki; sankim Babil’in asma bahçaları nevzuhur edmiş! Dört katlı bir tarihi konak bir muhakkik itinası ile restore edilmiş. Bir yanda Boğaziçi, diğer yanda Ortaköy Meydanı; yanıbaşında  ise ol tarihî Cami mevcud ki Prezidan Buş bilem vakt-ı zemanında fasadında nutuk atmış idü.

Lüküs Heyat…

Her birimizin keyfi geldi. Bu Ortaköy, bu Boğaz, bu nadide güzellikler pek bir yakışdı entelijansiyamıza; münevverimiz yeni bir neffes alacak mekân buldu diyeceğidük; şöyle bir balodan dışarı çıkıb muhitte teferrüc edelim dedük. Bir de ne görelim; Ortaköy olmuş bir sosyetik mıntıka ki Monte Carlo yanında mütevazı kalır. Birbirinden lüküs restaurantlar, Evropa stili kafeler,  House Cafe’nin mutantan Hoteli ve dahi alafranga zevatın binbir monden hali. Fiyatlar almış yürümüş. Sosyete dört bir yanda. Mahalleli ise bunca ikbale rağmen hâlâ entelektüel âlemin hassasiyyedlerini anlamakdan uzak.

Entelijansiya’ya burada rahat vermezler; tiz zemanda Cihangir’e avdet ederler dedük içimizden. Bakali ne olacak?

Marquis d’Istambulin

Dersaadet, Miladî 2012

Yurt Kültür’ün 3 Kasım 2012 tarihli nüshasında yayınlandı. Yurt Kültür yöneticilerinin özel izniyle gazetedeki yayım saatinden 36 saat sonra iktibas edildi.

Marquis d'Istambulin

Comments are closed.