Çocukların Gözü Önünde…
65 Günde 56 Şehit Kadın…
…Bir Kaç Yönüyle Evlilik Müessesesi

 
Öykü Didem Aydın, 8 Mart Kadınlar Günü İçin Yazdı



Kadın kimsenin değildir… Kadın kocasının eşi, babasının kızı ya da abisinin kız kardeşi değildir, olmamalıdır dedi. Kim dedi? Demokratik ve hukuk devleti cenahımızın Cumhurbaşkanı, Başbakanı demedi. Başkası dedi. Bir bu resme bakın, bir de bizim –kimsek biz?- resme bakın, iki resimde birbirine uymayan şekli şemali bulun!

Anlamadığım bir işten konuşacağım ve önden uzun bir tümce kuracağım. Öznesi, yüklemi tümleci ve sairesini artık Türkçe derslerinde örnek kabilinden bir ayırıversinler: Bir düğünde üç el havaya ateş ettikten sonra silahın tutukluk yapması üzerine tabancayı kontrol ettiği sırada tabancanın ateş alması sonucu karşısındaki sandalyede oturan kimsenin ölümüne neden olan sanığa verilen beş sene ceza, Yargıtay’a az gelmiş. Cezalar az gelir, çok gelir, iyi gelir, kötü gelir. Derdim o değil. Başka bir soruna değineceğim.

Çocuklarının gözü önünde, göz göre göre, otuz yerinden bıçaklayarak, çocukları göreceğim bahanesiyle, parka çağırarak, gel bak ne diyeceğim diyerek, maktul tam da karakola sığınabilecekken, saçından sürüye sürüye

Bu ibareler tanıdık mı size? Ha bize de tanıdık ve yerleştirildikleri tümcelerin hayati bağlamında hep bir sevgililenme, nişanlanma ve özellikle –mücerret evlenmekle bu iki insanın dünyası kurtarılmadığı için- boşanma müesseseleri bulunuyor. Kriminolog gözünden baksaydık evlilik kriminojen bir bağlamdır diyebilirdik. Evlilik nedir ne değildir, iyi midir kötü müdür tartışmaları bitmez ama Türkiye’de artık aynı zamanda kriminojen bir ortam haline gelmeye başladı.

Düğünde silahın tutukluk yapması belki de ironik bir Çehov’un Silahı. O silah orada patlamasaydı mutlaka evlilik içinde veya evliliğin nihayete ermesinden sonra patlayacaktı. Ne olacaktı? Vurdulu patlamalı evlenenler gene vurdulu patlamalı bir ölümcül-makabr şenlikle, kadının cebren ebediyete intikal ettirildiği bir şeytani törenle ayrılacaklardı birbirlerinden. Adamın silahı evlilik öncesinde, evlilik içinde ve evlilik sonrasında tutukluk yapmıyorsa, onun tutukluk yapmadığı bir başka bağlam evlenmek istemesindedir. Evlenmek isteyip de kendisiyle evlenmeyen bir kız mı var? Ben sevdim o sevmedi mi? Tak, tak, tak. O sevmiş, sahip olmak istemiş. Tamam. Çocuk yaştaki kızın okumasına, bağımsızlığına karşı silah, kadının çalışmasına karşı silah, işe yaramaz kocasını başından atma hayallerine karşı silah. Hayalleri, hülyaları, planları, programları olan bir insan olma arzusuna karşı silah. Köleye karşı silah. Kocanın, koca adayının ya da eski kocanın her zaman bulundurduğu bir silah. Kendini gerçekleştirmesi çocukların gözünün önünde olmasına bağlı bir ölümcül potansiyel. Çocukları göreceğim tümcesinin tercümesi seni onların gözü önünde öldüreceğim‘dir.

İnsanlar neden evlenir? Evlenilmesi lazım gelmiştir çünkü herhes evleniyordur. Kız on altı on sekiz yaşına gelmiş, herkes  durmadan kızı evlendirelim diyor, çocuk herhalde bunun adetten olduğunu düşünecek ve madem öyle tamam, diyecektir genellikle. Ayrıca bu coğrafyanın kimi saha ve kesimlerinde hâlâ kimse kimseyle evlenmeden önce beraber olamadığı için, evlilik cinsel arzulara tabiatıyla sahip çocuk için de bir fırsat olacaktır. Ayrıca iki kişinin evlenmesinden hasıl olan çocuk güya, analı babalı büyüyecek, okulda ona anan baban ne iş yapıyor diye sorulacak, çocuk ortada bunlardan birinden biri yoksa soruya ne cevap vereceğini bilemeyecektir mesela! Evlenmek okul gibidir. 6-7 yaşına gelirsiniz, okula gideceksiniz derler. 16-18 yaşına gelirsiniz evlenme muhabbeti başlatılır. Bunlar böyle girilmesi gereken kurumlardır ancak birinden çıkarsınız -ve bu bayağı bir işinize yarayabilir-, diğerinden çıkmak zordur. Diğerinden çıkmak bir kere size değil, mahkemeye bağlıdır, ayrıca işler içinden çıkılamayacak hale gelmiştir, birinden ölü çıkmak zor bir ihtimalken ikincisi son yıllarda bir ölüm çukuru haline gelmeye başlamıştır. Bunu anladık da televizyondaki evlenme programına çıkan ve birbirlerine hemşehrim, evin-araban-maaşın var mı, diye soran kimseler neden evleniyor? Yalnız olmakla, tek başına yaşamak arasındaki fark bilinmiyor da yalnızlık adı verilen meşum (!) durumdan bir cüzdanla kurtulunabileceği mi sanılıyor? İçini doldurmayan bir kağıttan kime ne fayda gelir? Sahte İngilizce diploması alsanız İngilizce ötmeye mi başlayacaksınız bülbül gibi?! Esefle söylemek gerekir ki haddinden fazla evlilik cüzdanı sahte diploma dağıtılır gibi etrafa dağıtılmakta ve içerik es geçilirken şekil kritik bir önem taşımaktadır.
Aşk? Geçiniz Tanrı aşkına onu ve kendisini derhal 14 Şubat’a havale ediniz. Burada bir müessese olarak evlenmenin feylezofik ve sosyolojik tablosunu çıkaracak değiliz ama evlenmenin, hele hele erken yaşta evlenmenin ve hatta geç yaşta ve hatta hatta ölmeden bir kaç dakika önce evlenmenin bu coğrafyada potansiyel bir kriminojen ortama ayak basmakla bir olduğunu söylemek çok da yanlış değil.

Çünkü Türkiye’de evlilik, sürekli tutukluk yapsa ne iyi olurdu diyeceğimiz bir silaha dönüştü. Bir kere gözlemlediğim gitgide pek az evli çiftin kendini mutlu hisseder olduğu. Bu iş tıpkı paraya benziyor: Para mutluluk getirmez, herkes bilir. Onu bunu mal tutup eve kapatmak veya iyi bir kısmet bulup evinin kadını olmak da mutluluk getirmez. Ha, bu ülkede özgür irade ile evlenebilmişseniz ne ala, ama bunu yaptınız diye hemen özgür irade ile boşanabileceğinizi de sanmayın. Birisinden boşanmak için mahkemeye gitmek zorunda olmak ne büyük bir azap. Bu fikri kim çıkarmıştı acaba? Kadın da erkek de birbirine boşol değil s…r… ol. demekle hemen ayrılabilseydi çok iyi olurdu. Bunu şiddetle savunuyorum. Heyhat, onu kocasına diyen bir gelin daha katledilmişti sanırım geçen yıllarda. S..tr çekebilen kadınlar hayati tehlike içinde demek ki. Ve bu durum bir isyanı bastırmaya başlayan egemen tavrına benziyor. Sen mi baş kaldırdın, sen mi o lafı çektin bana, o zaman…. Neyse. Geçelim…

Mutluluğun resmini çizebildiğimizi kim ima ettiyse bu şekilde evlilik çağa veya neyse neye gerçekten uymuyor, müessese olarak hayli arkaik kalmış gibi görünüyor. Anayasa der ki… Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler arasında eşitliğe dayanır. Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için gerekli tedbirleri alır, teşkilâtı kurar. Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme hakkına sahiptir. Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirleri alır. Anayasa demeye getirmeye devam eder: Kadınlar ve erkekler eşit haklara sahiptir. Devlet, bu eşitliğin yaşama geçmesini sağlamakla yükümlüdür. Bu maksatla alınacak tedbirler eşitlik ilkesine aykırı olarak yorumlanamaz. Anayasanın kadından bahsettiği yerler aile ve çocuk bağlamındadır. Ötesine -işte eşitsiniz etmeyin der geçer- geçmez. Hani kuyruğunda bir aile bir çocuk olacak ya illâ. Ana ya. Ana olmayan veya ana olsa da, öyle ana olmayan…
Bütün genç kızlar, evde kalmışlar, yeni doğmuş kız bebekler, genç üniversite öğrencileri, liseliler, feministler, kadınseverler, erkekseverler, queerler, quirler translar, sıkı durun… Ailenin üç çocuğu geliyor, ama bakın şuraya yazıyorum adam kadını katledecek, sonra o çocuklara siz bakacaksınız. Allahtan evliler kadar sosyal darwinist değilsiniz, başkasının çocuğunu da severek benimser, gerekirse evlat edinirsiniz. Amma velakin devlet belki onları size vermez, Allah tecavüzden esirgesin kurumlarına konuşlandırır.

Kadın erkek eşit haklara sahip mi, devlet bunu hayata geçiriyor mu ne oluyor veya bu kadar kanlı hikaye üreten aile trajedileri hangi temelin sarsıldığına işaret ediyor filan çok soru var da Anayasa dersinde değiliz. Aileler birbirlerine benzeyecek şekilde kitlesel olarak üretilmekte ve kontrol edilmektedir çünkü suyun başının en kolay kontrol edebileceği birim budur. Bunun da derinine inmeye , aileden ideal tüketici olamayacağını söylemeye, kamusal hizmet organizasyonunun, hatta endüstriyel hizmet organizasyonunun da sizi inadına iki veya üç kişi dolaşmaya ittiğini söylemeye gerek yok. Otellerde tek yataklı oda bulunmaz ve saire. Tek kişi iseniz iki kişilik ödetirler. Ne güzel ama beraberlik kötü mü? Aile kötü mü, ne güzel canlı bir ortam, herkes bir alem, eğlence kıyamet, sohbetler, birbirine destekler, dayanışma, hengame… Tamam ama neden bu cinayet zinciri?

Belki mutsuzlar arasında fazla dolaşıyorum ama hayatları tam bir yabancılaşmış otomasyona dönen üç dört kişi ararsanız, bir evli çift ve iki çocuğuna bakacaksınız. İstisnalar ve hizmetçi tutabilecek durumda olanlar kaideyi bozmaz. Ayrıca hizmetçi tutanlar arasından rollerin full-geleneksel paylaşıldığı ve kimsenin rolünden rahatsız olmadan otomatlaştığı ortamlar da kaideyi bozmaz… Bu çocuklar sabah kalkarlar, anaları atom fizikçisi olsa da onların gözünde anadır –ve aslında nasıl olduysa atom fizikçisi kadın hakikaten tanınmaz hale getirilmiştir- ve o şirinciklerin kahvaltıları hazırlanmalıdır, ayrıca her şeyi orta yere fırlatırlar ve ayrıca durmadan internetin başındadırlar, ailelerin onları bunun başında tutacak imkanları yoksa zaten sokaklarda dilendiriliyorlardır veya çocuk işçi olarak çalıştırılıyorlardır. Adam ve kadın birbirlerini sevmiş ya da sevmemiştir, ya iç değil bir dış-hedefe kitlenmişlikten, ya gönül borcundan evlenmişlerdir, ya aileleri öyle istemiştir, ya evlenmek lazım gelmiştir, çünkü herkes nasıl okula gitmişse, herkes evleniyordur, neyse işte birbirlerinden Duygu Asena’nın, teeee ne zaman dediği gibi bıkmışlardır, bir sevgi-nefret döngüsü başlamıştır ama bir de kardeştir bunlar, yıllar vardır, saçlar süpürge edilmiştir, geri toplanıp kesinlikle can aşısı yaptırılacak durumda değillerdir, birbirilerini taze bir fidan gibi hemen başka hayatlara da şaşırtamazlar, hem bunlar arkadaştır, ortak mal edinmişlerdir, biri birine malını vermiştir, sonra onu geri istemiştir, sonra vazgeçmiştir tamam ama bir süre sonra gene istemiştir ve fakat sonra vazgeçmiştir, eğer mal meta edinmemişlerse zaten silah patlamak üzere çekmecede beklemektedir, sıklıkla ayrı ayrı odalarda kendilerince takılırlar, bir kendilerine bir başkalarına, ama ayrılmamalarında da büyük bir hikmet vardır, yok bunlar ayrılacak gibi değildir, bu dünyanın en kuvvetli japon yapıştırıcısıdır çünkü devlet eliyle belgeli olarak birbirlerine tapulanmışlardır, tapu iptal davasının adı, bir taraf istemezse uzun ve çetin geçecek bir boşanma sürecini, çocukların ağlaşmalarını, millletin vay seni boşanmış seni laflarını, avukat masraflarını, diğerinin aman ne de cici olan hayatlarını akla hayale gelmez eziyetle ne şekilde çekilmez kıldığını ispatlamak için avkat‘la beraber akrobatik bir beyin fırtınasını gerektirir; sonra neyse çocuklar büyüyecek, kızgınlık çağında pencereden atlayıp kaçacak veya üniversiteye başka şehre gidecek, kadın bunca yılını acep ne için kime harcadığı yolunda vicdan hesaplaşmasına girecek, adam zaten bir sevgili edindiydi beş on sene önce, o sevgili acaba ortadan kayıp mı oldu yoksa gene çıkabilir mi mesela, neyse evin taksitleri var bir de Fiyat Dublo, oğlanın dersanesi, hani bir kat karşılığına girmiştik ya, beraber yatırım yapıyorduk, sana demiştim sen tam bir hıyarsın, sensin hıyar, zengin olsaydım çayımı koyardın amaaslan kocacığım o araziyi de mi kapattın, ayyy canım jip mi aldın bana…//bir tarafta…. öte tarafta ise dur ne yapıyorsun vallahi sadece pazara gittim, anlatılanlar yalan, dur, dur vurma, etme bu kadar gözünün yağını yiyeyim, gözünü seveyim erim etme, ahhh, dur, ah ah ah. Burada dayak yiyen veya ölü var.

Bu durum evlenmeden önce kadına nişan almış koskoca bir tankın artık evlendikten sonra evin içinde kendisine nadide bir sergi köşesi bulması gibidir. Adamın ne zaman sıyıracağı belli değildir. Ama sıyırdığı zamanlar genellikle kendi baskı düzeninin ve patriyarkanın yetersizliğinin hissettirildiği zamanlar olsa gerek. Yani, kadın başkasını bulmuş ki bir mal, benim malım, mesela traş bıçağım (!) nasıl bir kişi ile ilişki kurabilir?! Veya boşanmak istiyordur, çocuklar vardır, bir sürü şey vardır, her şey çok karmaşıktır, çözülecek gibi değildir ve o nedenle bir kurşun ona öyle bir çözüm gibi gelir ki çünkü yeni dünyanın, -üstünde inadına eskitme çalışmaları inatla sürdürülen- bu köşesinde kadının insanlığına ve kadının özgürlüğüne, bağımsızlığına doğmayan bu adam, orada varolmaya çaba gösterecek çap, ebad ve uyum yeteneği ile donatılmamıştır. Nereden donatılsın? Kim donatsın? Püsküre püsküre ona erkek olduğu, sahip olduğu, sahip çıkması gerektiği anlatılmaktadır, kadınların farklı olduğu dayatılmaktadır. Neymiş o farklar anlatın biraz? Kadın senin gibi metres tutamaz mı? Fark o mu? Yooo onlardan da yeterince bağımsızları varsa tutanları var. Herkes senin gibi mi? Kadın bir başka kadınla, erkek bir başka erkekle mutlu olamaz mı? Var böyle bir sürü insan. Ha, Berlin şehrinin üçte biri evinde yalnız yaşayanlardan oluşuyormuş, vah vahmış da vah vahmış… Berlin şehrinin orta yerinde sokakta kadın öldürülmüyordur diyelim ve dosdoğru demiş olalım. Fıtri bazı ödevleri vardır kadının bu erkek-küçük adama göre, bunlar üreme ile ilgili değilse mutlaka bacak bacak üstüne nasıl atılacağı ile ilgiliymiş gibi, biber gazı misali püskürtüldükçe püskürtülmektedir hav hav hav benim küçük köpeğim, hav hav hav benim küçük köpeğim evimi bekle evimi bekle evimi bekle… Püskürdükçe püskürmektedir erkek küçük-adam. Dinle erkek küçük-adam. Dilinden böcek ilacı gibi fışkıran şu püskürüklerden sıyrıl da bir düşün.

İnsanlar neden evlenir? Evlenilmesi lazım gelmiştir, çünkü herkes evleniyordur. Ayrıca evlilik içinde (!) doğacak çocuk analı babalı büyüyecek, okulda ona, anan baban ne iş yapıyor diye sorulacak, çocuk bunlardan birinden biri yoksa ortada, soruya ne cevap vereceğini bilemeyecektir mesela! Etrafta zaten çocuklu çoluklu olup da, baktılar hayatlarının sonuna kadar şekli değil, maddi manada da birbirlerine katlanacak gibiler, şu halde evlenmeden yaşayan da yoktur bu coğrafyada çok. Olsa, bak o fena olmazdı belki… Ama ah bizde hep madalyonun iki yüzü yok mudur? Haaa, evlenmek bir de kadını koruma aracı filandı. Hay Allah! Üç çocuk asker mi olacak? Hımm?! Plan bu mu? Bunu anladık da televizyondaki evlenme programına çıkan ve birbirlerine hemşehrim evin araban maaşın var mı, diye soran kimseler neden evleniyor? Bir müessese olarak evlenmenin feylezofik ve sosyolojik tablosu pek acayip zorlu iş ama evlenmenin, hele hele erken yaşta evlenmenin ve hatta hatta geç yaşta ve hatta hatta ölmeden bir kaç dakika önce evlenmenin kadını mutlu edip etmediği tartışmasına gelemeyeceğiz. Bu, kadını ölü ediyor, ölü. Daha Neden bahsediyorsunuz siz?!

‘Erken evlenin’,üç çocuk yapın’… Çocukların gözü önündeCesediniz yakışıklı olsun… Ama erkek-küçük adam, onlara bir söz ver de evlensinler: Peki cesetlerini Türk bayrağına saracak mısın?

Görsel: Yulia Ilieva tarafından özel olarak hazırlanmıştır.

 

Ankara Hukuk Fakültesi’nde hukuk okumuş, Ankara ve Milano’da master yapmış, Freiburg Üniversitesi’nde hukuk doktoru olmuştur. Hacettepe Üniversitesi hukuk fakültesi'nde doçenttir. Anayasa ve ceza hukuku okutur, yazar. Roman yazar, öykü yazar, deneme yazar, şiir yazar, şiir çevirir. Avukatlık eder. Türkçe, İngilizce, Almanca, İtalyanca yazar, konuşur; İspanyolca ve Fransızca okur.

Öykü Didem Aydın

Comments are closed.