I: KÖTÜLEME

(AŞAĞIDA TAKİP EDEN YAZI FACEBOOK’A METHİYE BAŞLIĞINI TAŞIYACAK VE SOSYAL MEDYAYI ÖVE ÖVE BİTİREMEYECEK)



Aydın Öykü Didem

Distopya

Su, tarım arazileri, madenler ve doğal kaynaklar, ham maddeler, temel gıda maddeleri; elektrik, gaz vb.leri olmadan internet de olmaz, facebook macebook da. Bu alemin sarhoşu değiliz, sınırlarının bilincindeyiz. Burada yaşamak ve özgür olabilmek için en başta kontrol alanımız dışında üretilen elektriğe, kontrolümüz dışında çıkarılan madenlerden üretilmiş bir takım makinelere, en başta o makinelerin başına oturabilmek için gerekli olan ekmeğe ve suya ihtiyacımız vardır. Aç adam facebookta oynamaz.

Burası bir yandan tanımadığımız bir kahvecinin kahvehanesidir, kahvehaneyi ne için açtı bilmiyoruz. Bizi ilgilendirmiyor. Oturduk ahbaplarla varsanısal ve bedava çay may içiyor, hasbıhal ediyoruz; kimilerimiz bildiri dağıtıyor veya topluca eğleniyor; kimilerimiz televizyon izler gibi edilgen, başkalarının görünürdeki hayatlarını izliyor.

Burası siyasal bir alandır ama etkisiz bir siyasal alandır. Burada birine küfredenin küfrü; ancak küfrettiğinin gözlerinin içine bakarak da aynı şeyi yapabiliyorsa, küfür sayılır. Her durumda tanımadığına hitap ediyor ve hitabını varsanılara dayandırıyor olabilir. Buraya güven olmaz, ara yüzün ardında neler olup bittiği bilinemez. Fiziksel dünyada etkili ve etken olanların, edilgen olanlar hakkında bilgi topladığı bir gözetleme kulesidir de aynı zamanda.

Burada en başta marksist, sonra çevreci, sonra feminist, sonra Kürtçü, sonra Türkçü vb. bir şeyler olabilmek için bir ‘tık’ yeter. Bunlardan olduğunuzu ispatlamak için de ilgili bir fotoğrafı profilinize yapıştırmanız kafidir. Bayrak gibi mesela veya Che Guevera resmi ve sair püsür. Tüm ideolojiler, bir tuş kadar yakındır burada insana. Yapılması gereken tek şey, öyle bir şey olduğunuzu ama aslında sadece bir ‘şey’ olduğunuzu beyan etmek ve profil‘inizin görüş kısmını doldurmanızdır. Ondan sonra ne istiyorsanız onu olduğunuzu sandınız demektir. İşin tuhaf tarafı, siz ne istiyorsanız onu olabildiğinizi sandınız diye, başkaları da artık sizi, olabildiğinizi sandığınız o kimse sanmaya başlar. Burası en iyi ihtimalle bir illuzyon, kötü ihtimalle bir halüsinasyon, en kötü ihtimalle de şizofrenin varsanılarıyla kurduğu hayali bir ortamdır.

Burada anonim de olabilirsiniz ve kim olduğunuz belli olmaz. Kim‘lik dediğiniz nedir ki zaten! Burada yüzünüze maske geçirip her türlü soytarılığı yapmanıza izin vardır, maskeniz düştüğünde ise pişkin pişkin gülerek “ben düşünce özgürlüğümü kullanıyordum” diyebilirsiniz. Oysa düşünce özgürlüğü, her özgürlük gibi, tutsaklıktan kurtulduktan sonra sahip olacağınız anlamlı bir planınız varsa bir işe yarar. Ayrıca siz kimsiniz ki kuzum? Yüzleri toplutaşım aracındaki gibi anonimleştiren bir yerde, anonimliğinize bir kat daha çekmekle kötü bir niyetten başka ne olabilir. Bana diyeceksiniz ki “beni bilen bilirama bilmeyenlerden korunmak istiyorum, özgürce yazabilmek istiyorum.” Şu halde bir bakmalı ne yazıyorsunuz?

Burası bir yandan herhangi bir varsanısal bir sokağın ortasıdır. Burada maddi ve manevi hayat kurulmaz, onlar ancak fiziksel dünyada kurulabilir. Burada en fazla reklam verilir. Kahvehanedeki üç beş masadan yayılan özgür seslere de herkes kulak vermez. Bu kahvehane de neden bedavadır acaba? Tepede bir kamera mı vardır beğenilerinizi ve dolaylı olarak beğenenlerin beğenilerini kaydeden yoksa başka bir şeyin pazarlanması için bir araç mı kılınıyorsunuz, belli değildir burada…

Burası her durumda aynı zamanda evin içidir de. Buradaki sesler, hatta çığlıklara bile herkes kulak vermez. Kritik kararlar buralarda alınmaz, insanla kritik temas burada kurulmaz. Buradaki yemek fotoğrafı, sofranın kendisi değildir. Buradaki fotoğraflarımız, kendimiz bile olmayabiliriz. Buradaki her türlü bilginin ve iddianın sağlaması paralel olarak yapılmak zorundadır. Şimdi öyle ise bu iddia‘nınki de.

Uçakta yanınıza düşen biri, size -aslında olmadığı halde- atom fizikçisi olduğunu söyleyebilir, burada da. Öte yandan atom fiziği sizi ilgilendirmiyorsa onun atom fizikçisi olup olmadığının ne önemi vardır. Burası tam da o nedenle -özellikle fiziksel dünyada tanımadığımız kimseler açısından- potansiyel bir tanışma ve uygun görülürse fiziksel dünyaya çıkma imkanıdır. Burası yalnızca bir imkân‘dır. Bir imkân, gerçeklik değildir, yaşantı da.

Ama fiziksel dünyada ne olup bitiyorsa, burası da onun öyle ya da böyle bir çeşit simulasyon evrenidir. Burası bir iç-savaşın kanlı görüntülerini izlerken ardından Fashion TV‘ye zaplayabileceğiz bir televizyondur da. Burada kendi kanınız akmaz ve akıtılmaz; buraya bomba düşmez, en fazla elektirik kesilince bir anda varsanısal akışlarınız‘ın görüntüsü kararır. O zaman asıl olanın elektrik olduğu yüzünüze bir tokat gibi çarpar ve sıkı bir Osmanlı tokadının bir yaşantı olmadığını iddia edilemeyeceği de açıktır. Burada ya dayak yememiş ya da sayı saymasını bilmeyenler çoktur. Aslında onlar da fiziksel dünyada dayak yiyebileceklerinin ve sayı saymaya zorlanabileceklerinin farkındadırlar ancak dayak yemeyeceğiniz ve sayı saymaya mecbur edilemeyeceğiniz bu ortamı tercih ederler.

Fiziksel dünya yittiğinde burası da yiter ama burası sonsuza dek ortadan kaybolsa fiziksel dünya gene de yitmeyecektir.

Burası bazen şiir dinletisi, bazen konser, bazen müze, bazen tiyatro ve sinemadır; sıklıkla dedikodu ve yalanla da doludur. Burada mektup da yazılabilir, ve sanırım yakında telefonla da konuşulabilecektir. Burada bütün iletişim formlarından bir veçhe, ancak her zaman bir quasi-iletişim, iletişim-benzeri vardır.

Burada paylaşım vardır, fiziksel dünyada ise paylaşmak. Paylaşım ile paylaşmanın farkı açıktır: Biri, tek taraflı ve muhatabı belirsiz bir eylemdir. Diğeri, iki veya çok taraflı, karşılıklı ve muhatabı belirli bir eylem. Televizyon kitle iletişim aracı sayılır ama ortada bir işteşlik hali olmadığı için televizyon olsa olsa bir kitleye iletim aracı sayılabilir. Burası ise kitle iletişim aracı nitelemesini hak eder görünmektedir ama onun da sadece bir benzeridir.

Ekmeğimi paylaşmakla fikrimi paylaşmak farklı farklı şeylerdir. Birincisi ekmeğimi azaltır, ikincisi fikrimde bir azalmaya veya bende yoksullaşmaya neden olmaz. Bu nedenle burada genellikle fikir paylaşılır. Gerçek bir paylaşma anlamına gelecek her türlü yaşantının buradan fiziksel dünyaya taşınması zorunluluğu vardır.

Buradaki meşum paylaşım ise her ikisinden de farklıdır. Paylaşım, varsanısal bir paylaşma teşebbüsüdür. Burada kimseye yardım edemem, kimseden yardım alamam; bunu yapabilmek için buradan gene fiziksel dünyada atmam gereken adımlara, yapmam gereken işlem ve eylemlere çıkmam gerekir.

Burada kimseyi hakiki manada dürtemem. Burada dürtmenin bir hikâyesi anlatılır. O hikâyeyi dürten, dürtülene anlatır. Ondan bir imaj canlandırır. Ama imaj, yaşantının kendisi değildir. Burada en fazla bir romanı okurken veya bir müzik dinlerken aklımıza gelen çağrışımlar yaratılabilir. Ama çağrısım ne bir saiktir, ne bir niyet ne bir eyleme geçme itkesi. Burada dürtülen bunu bedeninde hissetmez; televizyon üzerinden kimsenin bir seyirciyi öldüremeyeceği gibi burada da öldürülemez ancak silinir ve engellenir ancak o fiziksel dünyada yaşamaktadır. Burası zombilerle de doludur o yüzden. Fiziksel dünyada ölmüş olan bile ölmemiştir. Yeter ki burada bir çehre‘si görülsün ve biri onun hikayesini sürdürsün.

Burada binlerce söz dinlerim ve söylerim ama o sözleri pek az kimseye geçirebilirim. Bir gazetedir zaman zaman, zaman zaman ise bir göbek taşı muhabbetidir.

Kendini burada özgürlük deryası içinde sananlar çok. Bu, kelimenin gerçek anlamıyla sanal ve hatta varsayımsal, çoğu zamanda varsanısal bir özgürlük ortamıdır. Burası bir yaşantı değil, yaşansı‘dır. Deneyim değil, deneyimin tahâyyülüdür. Burada özgürlük‘leri pek de geniş tattığımız ve tattırdığımızı sanmamız; bir yeri -çoktan yapılmış ve bazı güzergahlar üzerinden- başka bir yere ulaştıran ‘yol’ var diye hareket özgürlüğümüzün olduğunu sanmamıza benzer. Oysa o yolun nereden, nasıl, hangi güzergahlardan geçirileceğine karar verilirken suyun başında karar üzerine söz sahibi olabilmektir özgürlük.

Akıllı despot, kişileri her türlü özel hayat alanında, kudurmak da dahil özgür bırakır ve birbirlerini yemelerini de serbest bırakır, ancak işte yukarıda bahsedilen asli kaynaklarla ilgili iktidara katılmayı sınırlar, sınırlamak ne demek, yanına bile yanaştırmaz. Burada akıllı despot, kudurma sanısını da işin içine katmış ve onu kudurmanın kendisinden daha özgür bırakmıştır. Burada kimse aslında birbirini yiyemez. O nedenle akıllı despot, burada birbirimizi yeme varsanımızı da son derece özgür bırakmıştır. Burası ka’ale alınmayan bir dernek varsanısıdır. Burası aynı zamanda bir düğün dernek varsanısıdır da. Burada yaşansı adını verdiklerimiz, bizlerin, paylaşımların anlamına ilişkin olarak sahip olduğumuz varsanılardır.

Burada ego yoktur. Burası bir hasarı onarmaz, bir yanlışı düzeltmez, sadece insanları birbirleriyle düzler. Bu düzleyicilikten en çok etkilenler entelektüellerdir, onların tırnak içinde inebilmeleri her zaman mümkündür ama hayali arkadaşlar bir türlü çıkamaz. Sadece bir kahvehanede yan yana iki masaya düşmekten doğan ve tesadüfen açılan bir sohbette karşı-masa ile ortak paydanız; eşiği ve çıtası karşı-tarafın birikimi ile sınırlanandır. Burası bu açıdan bir okuldur da bazıları için ancak bir müfredatı ve kanona dayalı bir eğitim sistemi olmayan bir okul. Burada varsanısal seçme özgürlüğü vardır. Burası Bay Onnik’in süslü püslü hanesi, yani özel sektörün görkemli kerhanesi, randevu evi demek hür teşebbüs demektir, burda satılanlar ne mal ne de emektir. Esmerdir, sarışındır, kumraldır boyalıdır; herkes sosyetedendir, sokak kızı hiç yoktur, üç gece öncenin bugünden farkı yoktur. Ben hukukta okudum, ben koleji bitirdim, aslan gibi kocamı geçen sene yitirdim modundadır zaman zaman da…

Burada üç gerçek şey ve değer‘li var: Birincisi, fiziksel dünyada çok önceden beri tanıdığınız ama hayatın akışı içinde izini kaybettiğiniz eski bir dostu bulmak. Bunu fiziksel dünyada başarabilmek zordur. Ama eskiden fiziksel dünyada tanıdığınız dostlarınız dahi burada gitgide fantom figürlere dönüşürler. Plastize edilirler…

İkincisi, sokaktan geçerken gördüğünüz tüm o kalabalık içinde gözünüze gel-geç çarpanın size bir bakış fırlatıp uzaklaşmasına karşın burada uzaklaşmaması ve o bakışları dondurarak fırlatmaya devam edebilmesidir ama -varsanısal olarak da olsa- burada sokaktan geçenin aklından geçenleri okuyabilirsiniz. Bu da fena bir şey değildir. Yine burası ahalinin bir simulakrumu olsa da yine de o simulakrum fiziksel dünya ile benzerlikler taşır. Üçüncü gerçek olan şey, fiziksel dünyada karşılaşma imkanınızın çok düşük olduğu bir potansiyel ve hakiki dostu burada keşfedebilme ve fiziksel dünyaya devşirebilme ihtimalidir. Bu bir şanstır. Burada size yalan ve yanlış bilgi ve belgelere dayalı olabilme ihtimali de olsa bir seçenek sunulur. Burada arkadaşlığı simule ettikten sonra hayata geçirebilirsiniz. Tıpkı prova yapar gibi beraber bir hikâye oluşturur, sonra o hikayenin fiziksel dünyaya uyarlanıp uyarlanmayacağı konusunda fikir ve deneyim sahibi olabilirsiniz.

Burada insanlar, coşkularını değil coşumlarını paylaşıma havale ederler (paylaşım/paylaşmak ayrımı gibi) Ama siz bu coşumlarla tam olarak ne yapmanız gerektiğini bilemezsiniz. Biri içli bir şarkı paylaşır. İntihar eden sevgilisini mi hatırlamıştır? Bilemezsiniz, yoksa başka bir şey mi, acaba yalın olarak duygusal bir halini mi? Yoksa sadece şarkıyı mı beğenmiştir? Burası tahmin ve genellike varsanılara kalmıştır. Çoğunlukla da ön-yargılara.

Burada beğenir, deftere yazar ve sonra silersiniz. Bunun özgürleştirici bir yönü olduğu açık ama aynı zamanda da tutsaklaştırıcı. Ama her şey sözler bulvarı‘nda cereyan eder, davranışlar değil. Sözler de neticede davranışlardır ama davranışlar hayatınızda değişiklik yaparken burada sözler, perde arkasındaki bir meczubun sayıklamaları olabileceği gibi perdeyi kaldırıp akıllı uslu konuşan birinin konferansı da olabilir. Kaldı ki burada akıllı uslu ile deli arasında bir fark olmadığı gibi, akıllı-uslulukla delilik aynı kimsede kah nisbi-kişilikli, çok-rollü, çok katlı bir konstrüksiyon içinde komposit olarak birleşebilir. Burada aşkla sevişemez, şefkat veya hınçla sevemez, hırs edinemezsiniz; hayatın her alanının geniş anlamda pornografi materyali haline getirilmesi söz konusu olabilir en iyi ihtimalle. Bildiğiniz gibi pornografi materyali, insanı mastürbasyon kıvamına getirecek materyal olarak da tanımlanabilir. Burada bütünsel ve adanmış bir karşılıklılık yoktur. Teğet geçme vardır. Tıpkı sokaktaki gibi biri karşınıza çıkabilir ve sonra uzaklaşabilir. Nereye gitti diye merak etmezsiniz.

Akıllı iktidar burayı üç nedenden sever: 1) Futbolu ve fiestayı herkes sevmemekle beraber burayı herkes genellikle sevmektedir. 2) Burada insanlar özgür olduğunu sandıkları için fiziksel dünyaya özgü iktidar hırsından uzaklaşabilirler. Ne de olsa aliminyum yatakları burada değil, Afrika’dadır. Petrol kaynakları da Ortadoğu’da. 3) Burada tıpkı paranın ve pazarlamanın işlevlerinde olduğu gibi özgürleştikten sonra ne yapacağınızı bilemezsiniz. Akıllı despot, arazisini sattıktan sonra aldığı parayla ne yapacağını bilemeyen yeni-özgür -şaşkınları çok sever ve para da onu en iyi kullanana gider. İşte bunun gibi burada da aslında bireysel kıymetten arındırılmış kalabalıkların içi boşaltılmış ve sadece sokakta pankart taşımaktan ibaret olmuş özgür-sandırıklıkları (kandırılıklığın zıt anlamlısı olarak kullanıyorum) o sandırıkların paylaşılmasını en etkili şekilde dolaşıma ve kazanca dönüştüreceklerin elinde toplanır. Bu sizin beğenileriniz ise soluğu size bir şey satmak isteyen firmaların bilgi bankaları olabilir; yok varsanısal ve hiperreal protestolarınız ise onları ancak ve sadece ideolojik kazanım getirecek işlere çevirebilenlerin ellerine su gibi akar. Ancak ve sadece çevirebilenler, tahvil edebilecek iktidara sahip olanlar, burasını fiziksel dünyada bir değer getirecek biçimde kullanabilirler.

Burası, burası bile değildir, en iyi ihtimalle şurası veya orasıdır.

Burada sesini bir başka platformda duyuramayanın o sesi daha geniş ortamlarda duyurduğu varsanısına kapılması kolaydır. Bu da bir emniyet süpabıdır. Burasının kudurukluğa had safhada izin vererek sesini duyurduğunu sananları boğa güreşleri’nin işlevi gibi sakinleştirmeye, dizgin- ve düzgün‘leştirmeye, en başta düzleştirmeye yönelik olduğu açıkça bellidir. Burası bir ütopya değil, distopyadır. Burada yine varsanısal bir eşitlik görüntüsü de yaratılabilir. Şizofren bir dünyanın var olmayan ve sadece size görünen görüntüleri akar da akar.

Burası hayatın kendisi midir? Parçası mıdır? İkisi de değildir kanımca. Burası adından da anlaşılacağı gibi bir çehreler antolojisidir. Fotoğrafların, özgeçmişlerin, fikirlerin birden can edinip sizinle konuşmaya başlamasıdır. İyi ama konuşuyorlar mıdır? Yoksa sesler ve sözler kalabalığı arasında sokaktaki bir gürültünün her zaman buyur edici bir organ olan kulağınıza çalınıvermesi mi söz konusudur. Burada kalp çalamazsınız, kalp çalabilirsiniz, ikinci tümcenin anlamı sahte ve samimiyetten uzak davranmaktır.

Burası, böyle bir alemdir, hakiki kıymetten ve yaşantılardan arındırılmış olanların yaşansıları üzerine yaşansılar edinmektir. Bunların hepsi hiç bir zaman tamamlanmış bir eylem olarak değerlendirilemez;eyleme teşebbüs varsanısıdır; bir antoloji okumaktır (kimse hakiki bir bilgi edinmek için antoloji okumaz, antoloji düzleyici bir metindir, sap da oradadır saman da), en iyimser tahminle burası karmakarışık bir rüyadır. Hiç bir zaman kâbus olmaz. Kâbus görmek için kanın, kanlı ve canlı aktığı bir dünyada yaşamak gerekir.

Buranın adı neden bedenler kitabı değil de salt yüzler kitabıdır? Bedeni kontrol altına almak zordur. Beden pek çoğumuzu birbirimizden ayıracak ölçüde tekil ve özgül bir alamet-farika taşımadığı gibi bir kanon ister. Yüzler birbirinden neredeyse parmak izi gibi farklıdır. İşte buradaki yüzleri de topluca-anonim kılmak ve düzleştirmek için tasarlanmıştır burası. Tanık, faili yüzünden teşhis eder, göğüslerinden veya ayak parmaklarından değil. Beden; ancak toplanınca işlevsel olabilen bir çoklu-organlar dinamiğidir ve bir kanon’u vardır. Ayrıca ona da sıra gelecek ama henüz tek tipleştirilmesi gerekmemektedir ve habeas corpus hakkı vardır… Yüz de bedenin parçasıdır ama ne kadar çok bireysel çehreyi aynı kesim ve kalıp içinde bir kitaba resimli antoloji tarzında yerleştirdiniz o kadar çok o yüzü tanınmaz hale getirdiniz demektir. Burası post-modern bir toplama kampı simulakrumudur. Klasik toplama kampından farkı, içeridenkilerin kendilerini özgür saymalarıdır. İçeriden‘kiler, içeridekiler değildir. Burası bir içeride olma varsanısıdır.

Bütün bağımlılık yaratıcı maddelerin taşıdığı ortak bir özelliği burası da taşır. Burası da bir sensasyon, yer yer yolculuk ve uzaklaşma simulasyonu ve rahatlama yaratır… Karasevda türü bağımlılıkta, olmayacak bir dayanışma ve birleşme özlemi vardır. Burada karasevdacıl özlem en soyut, en geniş kapsamlı, en hayalperest biçimde yaşanır. Ama 5000 tırnak içindeki arkadaştan yalnızca en iyi ihtimalle yüz iki yüzünü fiziksel dünyanıza devşirebilme olanağına sahipsinizdir.

Burada büyük sayılarla yaşanır. Herkesin kendini özgür sandığı totaliter bir düzeni ve o düzende yaşayanın kendisini özgürüz ve eşitiz sandığı Roberto Benigni‘li ‘Hayat Güzeldir’ filmini hatırlatır. Hayat Güzeldir. Hayat ve burada çizilen çehreler üstüne varsanılarımız da. Burada bir şey‘e, bir görüngü‘ye, bir ilişki‘ye dair bir hikâye kurmacalanır ve kurcalanır. Kurcalama, tanıma arzusu ve meraktan doğar. Ama salt kurcalamakla da merak güdüsü doyurulamaz. Bir entiteyi tanımadan karıştırana kurcalayan denir. Oysa bir entiteyi hakikaten tanımak için elimizde bulunan araçlarla donanımlı bir şekilde önce onu demonte etmek ve öncelikle onun nasıl monte edildiğini anlamak gerekir. Burada hayat, iktidar, ilişki vb.leri kurcalanır. Burada, Türkiye açısından en fazla siyaset kurcalanır. Siyaseti kurcalayan küçük çocuklar bir araya toplanmış gibidir. “Cısss, yapma bakiim, elini yakar senin, pardon ne yakması onu bile yapamaz” diyesi gelir insanın onlara!

Burası bir kurmaca değildir, şüphesiz gerçektir. Varsanılar da neticede varsanan bir kimseyi ön-gerektirir. Şüphesiz fiziksel dünyanın içinde bulunan bir ortamdır ve ondan soyutlanamaz. Bununla birlikte burası, insanların birbirlerini kurcaladıkları bir alemdir. Burası bir alemdir. Ve biliyor musunuz, bir insanın anlamlı ve hakiki temas içerecek şekilde ilişki kurabileceği ahbap dost sayısı da istatistiki olarak belirlenmiştir. 336 idi galiba. Tam rakamı bilenler düzeltsin. Burada bedenimizin tüm organlarının isimlerinin yaklaşık yarısının son harfi olan k harfi eksiktir. Burası yaş iştir.

Burası şair Metin Dikeç‘in aşağıdaki şiirinin başlığının asla gerçekleşmeyeceği bir yaşansıdır, bu hakiki şiir ise bir yaşamış ve yaşanacaklığı ve varsanısal haber akışlarını değil, bize ait burnun orta yerinden kırılarak direğinin sızlayacağı oluk oluk kan akacaklığı anlatmaktadır bize, burada bizi kimse anlamaz, anlayamaz, dikkat dağıtıcı çok varsanılmış olay olmaktadır ve fakat aşağıdaki dizeler hakikat‘tir:

anlar bizi

ömrün ustura köşelerinde uzuvlarımız
reh i yârda cism ü cândan bıkan anlar bizi

kan çeker gibi gelişi üstümüze belâların
aşktandır, yürek yangınına çıkan anlar bizi

yırtık ruhumuzdan girilir a’rafa öyle ki
her bahara inanıp çiçeğin döken anlar bizi

ummanını yitirmiş kör ırmaklar gibiyiz
yedi vadiyi aşıp hiç’likten bakan anlar bizi

biz Hakk’ın öbür kulları, içimizde haytalık
kızıp bahr i hazer’de gemisin yakan anlar bizi

ey yetimin metini, başı eğik sözlerinin
manâsın yakîn değil gözleri yıkan anlar bizi”

Metin Dikeç

 

II. Güzelleme

Gene Öykü Didem Aydın

Sayın Öykü Hocanın kafasının içindeki Facebook Karşıtı Taraf,

Ben sizin kafanızın içindeki Facebook yanlısı tarafım ve kendime sayın felan diye hitap edilmesinden hoşlanmayan biriyim. Biraz hayta, kopuk ve yer yer kriminelliğe yaklaşacak derecede asabı bozulabilenlerdenim, asabımı bozana bir Osmanlı tokadı çakan veya çakmaya teşebbüs edebilen siz değil asıl benim.

Size sert bir şekilde yanıt vermek istiyorum ama sınırları koruyacak, fazla saygısızlık etmeyeceğim. Ayrıca öyle yapsaydım bile, Facebook’ta gözlerinizin içine bakılarak edilmeyen küfrün, küfür olmadığını düşündüğünüz için bu davranışımın sizin için pek de bir anlamı olmazdı. Arzu ederseniz fiziksel dünya dediğiniz yerde buluşalım ve gözlerinizin içine bakarak bir şeyler söyleyeyim. Eğer kötü şeylerse bu şeyler, o zaman siz de bir Osmanlı tokadı yapıştırırsınız bana n’edeyim!

Fiziksel dünyanın canlı ve kanlı tarafına övgüler düzerken o canlı ve kanlılıkta bir erdem görürken, zararsız olmakla kalmayıp çoklu ve çoğul olan bir iletişim-ortamına bu derece düşman olmanız beni hayrete düşürdü. Siz Facebook’a uyan bir niteleme bulamamışsınız ama ben size söyleyeyim. Burası çoğul, akışkan-kopuk, çok araçlı, yatay ve çok-yanlı bir işteşiletişim ortamı ve düzlemidir. Düzlem demiş iken şu düzleyicilik işlevi ile ilgili olarak söylediklerinize geleceğim önce:

Burada sizin tabirinizle entelektüel iniyor, diğerleri çıkıyormuş. Olabilir. Öyle ise bunda ne var? Öğretmen ders anlatırken zaten bildiklerini anlatmıyor mu? Öğrenci de ondan bir şey öğrenmiyor mu? Bunun ne zararı var? Yeni bir kitap okuduğunuzda siz de daha yukarılara çıkmıyor musunuz? Ayrıca öğretmen bile öğrenciden çok şey öğrenebilir, herkes herkesten bir şeyler öğrenebilir. Entelektüelliği fazla abartıyorsunuz. Siz, domates nasıl ekilir biliyor musunuz? Resim yapmaktan bir haberiniz var mı? Bu anlamda burada sizi de yukarılara çıkaracak çok insan var. Burada bir minik ağın parçası olarak birbirlerine dolaylı olarak bağlanan 300-500-1000, neyse işte bir sayıdaki insan birbirinden neler neler öğrenebilir, birbirleriyle neler paylaşabilir ve dış dünyada hiç bir zaman karışıp görüşemeyeceği kimlerle ne güzel tartışmalar yürütebilir haberiniz var mı? Burası canlı ve kanlı karışıp görüşmenin hiç bir olumsuz tarafı olmadan her türlü olumlu tarafının kullanıldığı bir düzlemdir. Burada dışarıda olduğunuzdan daha çok, olduğumuz-gibiyiz aslında.

Burası -yandaş veya karşıt farketmez- birilerinin sahibi olduğu ve düdüğünü öttürdüğü medya ve monologçu iletişim zemini kapacak, yazılarını ve şiirlerini veya resimlerini veya başka paylaşılarını gazetelerde ve televizyonlarda bulunan nüfuzlu-veya-parayla tanıtım yapan veya menfaatle tanıtım yapan- birilerinin pompalaması sayesinde bastıracak torpili ve parayı bulamayanların, bulabilecek olsa da bulmak ve asıl öylece düşmek istemeyenlerin ve genellikle kimsenin tetikçisi olmayanların ve herkese sanal popolarını gösterirken aslında kimseyi takmayanların ve hakiki popolarını kendilerine saklayanların da düzlemidir. Burası çoğunlukla inanmayıp inanır görünen eyyamcıların partileri, cemaatleri, ideolojik tetikçilikleri ve yakınlıkları ile menfaat sağlayanların düzlemi değildir. Kaldı ki aramızda öyle olanlar çoğunlukta bile olsa nasılsa dış dünya da öyle değil midir?

Madem burası etkisizdi, TİB bip bip burayı zırt zırt ikide bir neden yasaklıyor ve erişime engelliyor?!

Burası genellikle özel sayılabilecek bir alandır ama ilginç bir özel‘liği de vardır. Burada kimse sıfırdan şana, şöhrete ve paraya kavuşmaz veya ideolojik veya sosyal veya kültürel olarak etkili olmaz, burada kimse kimsenin liderciği felan da olmaz. Burası, burası sayesinde bir şey olmak isteyenlerin düzlemi değildir; horizontal ve yatay bir düzlemdir. Siz, dikey ilişkileri ve hiyerarşiyi seviyorsunuz galiba… Öyle ise burası size göre bir yer değil. Daha önce bir ‘şey’ olmuşlar tanıtım amaçlı olarak buraya gelip yerleşmiş ve megalomanik-megalomanik küçük dünyaları yaratan edasıyla, eteklerine yapılan yorumlara cevap verme nezaketini dahi göstermemekte olabilirler de buradaki insanlar genellikle dışarıdakilerle aynıdır, biliyor musunuz? Ayrıca siz farkında olmayabilirsiniz ama burada da nezaket ve görgü kuralları vardır. Görmediğiniz, görülmediğiniz, hatta kim olduğunuz bilinmediği zaman ve yerde bile doğru davranmayı asıl burada içselleştirebilirsiniz.

Dış dünyada size reklam yapılmıyor mu? Sokaklardaki billboard’ları, televizyondaki reklamları, cep telefonunuzu kullanırken dahi bir dizi kısa reklam mesajı almayı düşününüz. Ama televizyonla ve cep telefonu ile bir derdiniz yok, burasıyla var. Neden? Çünkü ukalanın dik alasısısınız ve ayrıca kibirlisiniz.

Dünya yok olursa burası da gidermiş ama burası yok olursa dünya kalırmış. Böyle bir saçmalığı da yeni duydum. Hepimiz yok olsak da dünya kalır, nolmuş? Telefon olmayınca dünya yok mu olacak? Malumu ilan ederken bunu Facebook‘la ilişkilendirmeniz tam bir saçmalık.

Buradaki insanların çoğunluğu arkadaşlarını, ahbaplarını ve yeni tanıştıklarını bir arada görmek ve onların iletişim bilgilerini bir arada tutmak ve onlarla toplu-iletişim kurmak isteyenlerden oluşur. Böylece bir erişim kolaylığına sahip olurlar. Toplu taşım diye bir şey duymadınız mı? Uçaklardan inmiyorsanız o ayrı ama burası uçaklardan inmeyenlerin yanında toplu-taşım kullananların da platformudur. Burada dünyanın bir ucundaki arkadaşınızın ne yaptığını ne ettiğini öğrenebilir, onunla yeni ortak yönler keşfedebilirsiniz.

Buradaki ideolojik, siyasal, kültürel vs. örgütlenmeler ise, birilerinin tetikçisi olsalar veya çıkar-amaçlı kullanılıyor olsalar bile, dış dünyada da tetikçilik yapan az mıdır ki?!

Buradakiler birileri tarafından gözleniyor olsalar bile dış dünyada birileri tarafından gözlenenler yok mudur ki? Burada bu riskin daha fazla olduğu düşünülse bile ne yapalım? Sanki bütünüyle bağımsız ve özgür bir dış dünyada yaşıyorsunuz da oradan sesleniyorsunuz bize? Dış dünyada nasıl davranıyor ve yaşıyorsak burada da onun bir versiyonunu, sizin lafınızla simulakrumu‘nu burada da görmek mümkündür. Dışarıda iki lafı üst üste getiremiyorsak, burada da getiremeyiz; dışarıda sessiz ve sakinsek o tavrımız buraya da yansıyacaktır ve saire. Ayrıca simulakrum, hiperreal, simulasyon ve sair kelimeleri sanki küfürmüş bunlar gibi kullanıyorsunuz. Simulakrum ve saire olsa bile bunun ne zararı, kime ne zararı var anlamadım.

Burasının hem televizyon, hem gazete, hem hasbıhal, hem göbek taşı, hem sokak ortası, hem evin içi, hem genel veya kişisel haber ve görüşlerin paylaşıldığı bir kahvehane, hem şiir dinletisi, hem öykü anlatısı, hem müze, hem tiyatro, hem pantomim, hem haberleşme aracı, hem toplu-haberleşme aracı, hem şu, hem bu olmasında ne gibi bir fenalık var anlamadım. Hatta hepsinden yarım-yamalak bir veçhe bulunsa da burada, gene de bir anlamı vardır. Bir insan 500 kişinin yaş gününü bir yere not edip her gün kutlayamaz dış dünyada; tek tek ziyaret edip hallerini ve hatırlarını soramaz onların ama burada bu işi bir saat veya on onbeş dakikalık bir sürede başarabilmektedir.

Derdiniz buranın bedava olmasıyla ise bunu neden dert ettiğinizi anlamadım. Yok burada arkadaşlarını ziyaret edemeyecek bedavacıların bulunduğunu iddia ediyorsanız -ki etmişsiniz- o zaman ben de size derim ki siz 336 kişiyi her saniye arayıp sorabiliyor ve ziyaret edebiliyor musunuz? Merak etmeyin buradaki insanlar da yakınlarını, ahbap ve dostlarını eğer mümkün ise ziyaret edebilirler. Buraya meraklı olanların da bir hayatları vardır dış dünyada ve kimsesiz bile olsalar, şurada iki üç kişiyle sohbet etmelerinde, yazışmalarında, insanların yazdıklarını okumalarında ne fenalık olabilir ki? Ayrıca insanlarla daha mesafeli iletişim kurmak isteyenler, onlarla dış dünyada karışıp görüşmek istemeyenler de olabilir, biz buna düşük-yoğunluklu-iletişim adı verelim mesela, ne zararı var ve size ne?

Burada iyi bir ahbap edinme imkânı var ve bu ancak bir imkândır, yaşantı değildir, diyorsunuz, eh öyle ise ne ala! Bunu niye dert ediyorsunuz? İnsan sokakta tanıştığı biriyle ahbap olabileceği gibi orada tanıştıkları da ona yalan söyleyebilir. Dış dünyada da insanlar yalan dolan içinde olabilir.

Kanımca dış dünyada iletişim alanları ve araçları çerçevesinde ne olup bitiyorsa burada da onlar olup bitmektedir. Sizin lafınızla varsanısal olsalar bile. İletişimin temeli olan söz zaten bir varsanıdır. Söz başka, töz başkadır. Ama varsanısal bile değillerdir bunlar. Niye? Televizyon da varsanısaldır o zaman da ondan… Siz orada size aktarılanların ne amaçla o şekilde aktarıldığını ve doğru olup olmadığını biliyor musunuz? Sanki dış dünyada olup biten her şeyin perde arkasını görebiliyormuşsunuz gibi bir hava içindesiniz ama bence göremiyorsunuz. Burası var ise o da zaten dış dünyanın, sizin lafınızla fiziksel dünyanın bir parçasıdır. Siz her girip çıktığınız yerin arka planında ne olup bittiğini biliyor musunuz? Mesela sizi bir konferansa davet ediyorlar, konferans verdiğiniz yerin binasının sahibinin kim olduğuna kadar araştırıyor musunuz durumu? En fazla konferansı kimin organize ettiği ile ilgilenirsiniz ama ya o organizatörler başka birilerinin paravanı ise?

Ayrıca insan en yakın dostunun bile perde arkasında neler çevirdiğini tam olarak bilemeyebilir. İhanet, facebook icat edilmeden de vardı. Herkesi aldatanlar yok mudur dış dünyada da? Herhangi bir çevre içindeki çok etkili bir önderin bir ajan veya bir korkak veya temiz değil pis bir katil ve tecavüzcü olması ihtimali dış dünyada da yok mudur?

Burada biz, biz olmayabilirmişiz. Ne alakası var?! Benim buradaki arkadaşlarımın çoğu kendileri. Sanki dış dünyada kimin gerçekte kim olduğunu bilebiliyor musunuz tam olarak? Neticede herkes dış dünyada da yüzüne bir maske takabilir, yalan söyleyebilir, adam dolandırabilir, olmadık maskaralıklar ve soytarılıklar dış dünyada da görülmektedir. Sizin sanki buradan farklı olduğunu iddia ettiğiniz dış dünyada da! Fiziksel dünya!

Dış dünyada da kendini başka biriymiş gibi gösteren, yüzüne maske takan, riyakar ve anonimler yok mudur? Burada bunun doğurduğu çok az bir risk vardır ama dış dünyada o risk kat be kat fazladır, bunun neresi kötü?!

Laf ebeliği yapmayın. Yok paylaşmak bir şey paylaşım başka şey, yok ekmeğimi paylaşırsam ekmeğim azalırmış da fikrimi paylaşırsam fikrim azalmazmış… Eeee naaaapalım? Burası zaten genellikle bir söz düzlemidir. Dış dünyada da söz söylemekten başka iş yapmayan ancak kimse ile ekmeğini bile paylaşmayanlar yok mudur? Fikirlerin ortaya saçıldığı her yer sözeldir, lafla peynir gemisi yürümez, onu biz de biliyoruz, malumu ilan edip bunu Facebook‘la ilişkilendirmek gene saçmalık! Erişim, dönüşüm vs. gibi laflarla da alay edebilirsiniz ama bunlar siz isteseniz de istemeseniz de Dil Kurumu Sözlüğü‘ne çoktan girmiştir. Yok varsanı, yok coşum, yok şu, yok bu…yeni sözcükler icat etmekte mahirsiniz, anladık da her söz bir varsanı düzlemidir zaten az biraz düşününüz!

Dürtme ve dürtülme konusu bir oyundur, bir espridir sadece ve bunda ne zarar var?! İlla birinin çimdiklemesine mi ihtiyacınız var sizin hayatta olduğunuzu hissedebilmek için?!

Burası telefon icat edildiğinde “ne işe yarayacak bu alet bir işe yaramaz” diyebilmiş bir zihniyetin düzlemi değildir.

Burası vakti olmadığı için ahbaplarıyla yüzyüze görüşemeyenlerin ama onlardan yine de haber almak isteyenlerin düzlemidir.

Buradaki durmak bilmez akışlar; tesadüfi karşılaşmalar ve gel-geçlikler doğurabilir tamam ama bir arkadaşınızın profiline girip son zamanlarda neler yaşadığını öğrenmek isteyecek ve gerekirse onunla dış dünyada temas kurmak isteyeceklerin de düzlemidir burası. Tesadüfler ve akışlar dış dünyada da yok mudur? İstiklal Caddesi‘ni boydan boya yürümediniz mi siz hiç hayatta?

Madem buradan dış dünyaya çıkma imkanı her zaman var, bu imkanın neresi kötüdür? Hiç bir kimse ile tesadüfen tanışıp karışıp görüşmediniz mi hayatta siz?!

Burası, evet, en azından beğenilerinizi, tepkilerinizi, hayatınızda olup bitenleri, düşüncelerinizi sınırlı sayıda ama tek tek iletişim kurmaya kalksanız sizin hayli vaktinizi ve enerjinizi alacak sayıda çok kişiye aktarma düzlemidir. Esas olan dışarıda da tanıştıklarımızla temas kurmaktır, daha sonra onların tanıştıkları kimseleri de tanıma fırsatı buluruz, daha sonra tanıdıkların tanıdıklarının tanıdıkları gelir, en son hiç tanımadıklarınız gelebilir. İletişim kanalları da bir insan için dışarıda da böyle gelişmez mi. Bir insanla tanışırsınız, sonra onun arkadaşı ile tanışırsınız ve saire. Şaşıyorum doğrusu bir fanus içinde yaşıyor gibi konuşmanıza.

Burası ukala, kibirli ve megaloman olmayanların düzlemidir. Dış dünyada da kendisini ulaşılmaz kılanlar yok mudur? Burada da orayı burayı kilitleyenler olur, dış dünyada da insanı defterinden silmek vardır, burada da… Defterden silmek terimi facebook icat edilmeden icat edilmişti!

Burası teşhircilik ve voyeurizm cenneti demeye getirmişsiniz de bunlar dış dünyada yok mu? Siz televizyon felan izlemiyor musunuz? Gazete okumuyor musunuz? Aynı anda gazete okurken bir arkadaşınızla da yandan sohbet etmediniz mi? Sokak ortasında bir arkadaşınızla karşılaşıp iki lafın belini kırmadınız mı?

Burası, bundan 100 yıl sonra bu dünyada olmayacağını bilenlerin ve kendini bir halt sanmayanların düzlemidir. Sartre‘ın sözlerini hatırlayınız… Pek azımız gerektiği kadar uzun bir süre için hatırlanacağız!

Burası, ne türden ürün olursa olsun, evet, onları tanıtan ve pazarlayanların da düzlemi olabilir. Ne varmış bunda? Dış dünyada yok mudur ki bu fenomen?

Burasını kim ne amaçla kurmuş olursa olsun, siz dış dünyadaki tüm kurumların kimin tarafından ve ne amaçla kurulduğunu biliyor musunuz veya bilseniz bile buna karşı yapacağınız ne var? Devletin ne halt etmeye kurulduğunu sanıyorsunuz? Dış dünyada çok mu etkilisiniz de böyle tepeden tepeden eleştiriyorsunuz?

Burası bir genelevdir, demeye getirmişsiniz; bir de toplama kampı metaforunu kullanmışsınız. Bütün bunlara karnımı tutarak güldüm. Dış dünya buradan bin kat daha öyle… Siz uzayda mı yaşıyorsunuz? İşyerlerinden oluşan bir gökdelen de başka türlü bir toplama kampı değil midir? Dış dünya bir toplama kampıdır, sizin haberiniz yok. Sokaklarımız size rahat veriyor mu? İğrenç trafiğin içinden çıkamadığınız olmuyor mu? Bütün o apparatus içinde eliniz kolunuz zaten bağlı değil mi fiziksel dünyada da?! Dış dünyanın bugünkü üretim ve paylaşım, tahakküm ilişkilerine bakarsanız onların buraya da belirli ölçüde yansıması çok tabiidir. Burasının da tabii bir sahibi vardır, devletin de sahipleri olduğu gibi, yeryüzünde birilerinin üstüne oturmadığı bir metrekare alan olmadığı ve kalmadığı gibi!

Burası yeni insanlar tanımak isteyenlerin de düzlemi olabilir ama kesinlikle sizin gibi dinazorların düzlemi değildir.

Dış dünyada da su, tarım arazileri, madenler ve doğal kaynaklar, ham maddeler, temel gıda maddeleri; elektrik, gaz vb.leri olmadan bir sürü şey olmaz, gidin onlarla uğraşın.

İktidarın burada herkesi özgür bıraktığı ve uyuttuğunu iddia ediyorsunuz. Dış dünyada da bunu yapmıyor mu iktidar çoğunlukla? İktidar derken kimi, neyi kastettiniz anlamadım ama eğer ekonomik, sosyal ve kültürel hegemonyadan bahsediyorsanız onun buraya gelene kadar kontrol ettiği pek çok alan var zaten. Okulları, tüm kurumları düşünün. Burası da bir kurumsa, eh burasının da ipleri birinin elinde olabilir ve ayrıca çocuk bahçesi, sevmediğim belediyenin elinde diye herhalde çocuğumu oraya götürmemezlik etmem. Varsayalım burası da bir çocuk bahçesi olsun!

Ayrıca burada kendini aman aman özgür sanan da yok, sanan varsa şapşaldır da burada iki lafın belinin kırılmasına neden bu kadar karşısınız onu anlamadım…

Aşağıya eklemişim sizin daha önce yazdıklarınızı, silmiyorum…

Burada “k” vardır, şaşkın mısınız siz, hem de tam nerede! Kelimenin sonunda, tıpkı sizin bahsettiğiniz bedensel organları anlatan kelimelerin sonunda olduğu gibi. Facebook! Evet bir nev’i organdır ama çoğul, çoklu, çok-araçlı, asimetrik, horizontal ve size göre pek yavşak bir organ. Varsın olsun! Biz burada nice dost tanıdık. İnsana yabancı olmayan hiç bir şey, bize de yabancı değildir. Burada da! FacebooK’ta!

Şiir mi lazım bir tane?!

Yok ama şimdi hazırda!

Ankara Hukuk Fakültesi’nde hukuk okumuş, Ankara ve Milano’da master yapmış, Freiburg Üniversitesi’nde hukuk doktoru olmuştur. Hacettepe Üniversitesi hukuk fakültesi'nde doçenttir. Anayasa ve ceza hukuku okutur, yazar. Roman yazar, öykü yazar, deneme yazar, şiir yazar, şiir çevirir. Avukatlık eder. Türkçe, İngilizce, Almanca, İtalyanca yazar, konuşur; İspanyolca ve Fransızca okur.

Öykü Didem Aydın

Comments are closed.