Günümüzde sanat sahnesindeki bazı figürlerin oldukça popülerleştiğini görüyorum. Bunlardan birisi de 6 Temmuz 1907 tarihinde doğmuş olan Frida Kahlo. Son zamanlarda sosyal medyada, dergi ve kitap kapaklarında sıkça rastladığım bu muhteşem kadını resimleri dışında bu kadar önemli yapan şey nedir?



Gittikçe özgürleşen ve sesini yükseltmek isteyen; sıklıkla bir birey olduğunu çeşitli platformlarda daha çok hatırlatan günümüz kadınları için kabul etmeliyiz ki güçlü bir model Frida Kahlo. Aynı zamanda etnik giyim tarzı, saçları ve hiç alınmamış kaşları ile de stil dünyasında önemli bir figür Frida.

İnsanlar sanırım en çok yaralarından tanıyor birbirlerini ve oradan yaklaşıyorlar. Kendilerinden bir parça buldukları şeyleri daha yakın, daha içten hissediyorlar. Koca gövdeli Diego Rivera’nın yanındaki küçücük gövdeli, kocaman kalpli bu kadının aşkı bir çok günümüz kadını için ilham verici, hayranlık uyandırıcı. Frida’nın Diego ile ilişkisinden bahsettiği romantik cümleler çeşitli mecralarda paylaşılırken aslında Frida, öncelikli olarak 20. Yüzyılın en önemli ressamlarından biriydi. Geçirdiği çocuk felcinin ardından, 18 yaşında başına gelen feci trafik kazası sonucunda –17 Eylül 1925 okuldan eve dönerken bindiği otobüsün tramvayla çarpışması sonucu çok kişinin öldüğü kazada, trenin demir çubuklarından birisi Frida’nın sol kalçasından girip leğen kemiğinden çıkmıştı- 32 kez ameliyat geçirip, vücudundaki bir çok dayanılmaz ağrıya, alçılara ve demir korselere katlanmak zorunda kaldı ve en sonunda kangren nedeniyle bir bacağını kaybetti.

İyi bir eğitim almış, özgüvenli bu kadının yine de kendisiyle baş etmesi sanırım çok da kolay olmamıştır. Zira sıkıntı ve acılarından kurtulmak için resim yapmaya başlayan Frida, yataktan kalkamadığı için tavanında bulunan “gündüzlerinin ve gecelerinin celladı” olarak tanımladığı bir aynaya bakarak bir çok otoportresini yapmıştır.

Kadife Elbieli Frida Kahlo

Kadife Elbieli Frida Kahlo

Düşünün bir; bedeninizde ve ruhunuzda yaşadığınız her acıyla her an göz göze gelmek durumundasınız. Kendinle böylesine hesaplaşmak, nasıl bir güç gerektirir? Frida gerçekten de tüm bu olanlara sadece resim yaparak dayanmış olabilir mi? Sanırım bu mümkün, hatta Frida daha fazlasına cesaret ederek kendi suretini bir çok kez resimlemiş. 55 adet otoportresi bulunan Frida’nın ilk otoportresi 1926 yılına ait olan Kadife Elbiseli Otoportre‘dir.

Yaşamı boyunca sık sık sağlığı bozulan Frida, dayanılmaz acılarla başa çıkmak için bütün gücüyle resim yapmış, yalnız ülkesinde değil, Amerika ve Fransa’da sergiler açmıştır. 1938’de New York’ta açtığı sergi ona büyük ün getirirken, 1939’daki Paris sergisi ile zamanın sanat çevresinden de övgüleri topladı.

Hayat hikayesini okuduktan sonra Frida’nın resimlerine yeniden bakarsanız, fiziksel olarak çektiği acıların ruhundaki yansımasını bir tuval üzerinde seyirciye nasıl aktardığını daha net görebilirsiniz.

Tüm bu tutkulu resim hayatı ve hastalıkların içerisinde Frida bir kadındı elbet. İlk önce resimlerini gösterip hayranlık duyduğu, özellikle duvar resimleriyle ünlü devrimci ressam Diego Rivera ile daha sonra evlendi. Çiftin, fırtınalı bir evlilik yaşamları oldu. Sağlık sorunları nedeniyle bir çocuğunu aldıran ve art arda iki düşük yapan Frida, eşinin sadakatsizlikleri nedeniyle 1939 yılında ondan ayrıldı.
Başına gelen kazadan sonra en büyük felaketin Diego Rivera ile tanışmak olduğunu söylese de ondan ve sanatından beslendiği de muhakkak. Öyle ki kendi kız kardeşinden bir çocuk sahibi olan Diego ile ayrıldıklarından bir yıl sonra yeniden evlenirler ve Frida’nın çocukluğunu geçirdiği Mavi Ev’e yerleşirler.

Elbette Frida bunca ameliyat ve hastalık arasında tüm hayatını yatarak geçirmedi. Eşinin aldığı bir duvar resmi siparişi üzerine onunla ABD’ye giderek 3 yıl orada yaşadı. 1943’de La Esmeralda adlı yeni bir sanat okulunda 10 yıl boyunca sağlığının bozukluğuna rağmen öğretim üyeliği yapar.

Le Due Frida

Le Due Frida

En büyük hayallerinden birisinin ‘kendi ülkesinde sergi açabilmek’ olan Frida, bu hayalini 1953 yılında gerçekleştirdi. Mexico City’deki ilk kişisel sergisine doktorunun yataktan çıkmasına izin vermediği için karyolasında taşınarak götürülen Frida, kafaya koyduğunu yapması konusunda ne kadar başarılı ve sanatına ne kadar tutkuyla bağlı olduğunu bir kez daha ispatlamış oldu. Sergiden 3 ay sonra kangren olan bacağı kesilen Frida bir yıl sonra da hayatını kaybetti. Bu muhteşem kadının külleri halen, 1955 yılında kronik aşkı Rivera tarafından devlete bağışlanan Mavi Ev’de muhafaza edilmektedir.

İzleyenler bilir, 2002 yılında Julie Taymor yönetmenliğinde çekilen filmde  Frida’nın hayatı, kendi adıyla perdeye aktarıldı. İki Oscar ödülü alan filmde Frida’yı Salma Hayek canlandırmıştı. Fiziksel benzerliği ve yapımdaki oldukça yüksek performansı sebebiyle Hayek’i başarılı bulmuş filmi de çok sevdiğim filmlerşb arasına koymuştum. Filmin soundtrack albümünü ise her zaman zevkle dinler ve tüm dostlarıma tavsiye ederim.

Sanat tutku ister, adanmışlık ister, üstelik size karşılığını verip vermeyeceği de asla kesin değildir. Frida hem sanatı, hem de aşkı için yeterli tutkuya sahip bir kadındı. Sanatın sanatçıyı güçlü kıldığına dair en görkemli örneklerden biriydi de aslında.

Frida, Without Hope

Frida, Without Hope

Şimdi… Gelelim şu meşhur soruya;

Sanat, sanat için mi, sanat toplum için mi, zenginler için midir yoksa sanat dediğin?
Herkese göre değişir bu cevap.
Belki de sanat sadece sanatçı için,
Yaralarımız için,
Bizi iyileştirmesi için…

Frida’yı anlamak için resimlerini uzun uzun seyretmek yeterlidir aslında. Sürrealist olarak tanımlandığı halde, bunu reddeden Frida yaşadıklarını tablolarında oldukça açık bir şekilde betimlemiştir. Kangren olan ayağını, kaybettiği bebeğini, yüreğindeki acıları, aşkını ve hatta siyasi kimliğini netlikle ortaya koymuştur.

Madem popüler bir kimlik olmasından ve Diego ile yaşadığı aşktan sıklıkla bahsedilmesinden konu açtık; hiç bilmeyenler ve merak edenler için Diego’ya yazdığı satırlar ile bitirelim.

Diego, 

gerçek, öyle büyük ki, ne konuşmak ne uyumak ne dinlemek ne sevmek istiyorum. Kendimi tuzağa düşmüş hissetmek, hiç kan korkusu olmadan, zamanın ve büyünün dışında, senin kendi korkunun ve büyük ıstırabının içinde, ve kalbinin atışında… Tüm bu deliliği senden isteseydim, biliyorum sessizliğinde sadece karmaşa olurdu.

Bu saçmalıkta senden şiddet istiyorum ve sen, sen bana incelik veriyorsun, ışığını ve sıcaklığını. Seni resmetmek isterim, ama bu şaşkınlığım içerisinde, hiç renk yok, çünkü çok renk var, büyük aşkımın somut hali. H
içbir şey ellerinle kıyaslanamaz, hiçbir şey gözlerinin altın yeşili gibi değil. Vücudum günlerdir seninle dolu. Sen gecenin aynasısın. Şiddetli bir şimşek çakışı. Toprağın nemi. Koltuk altlarının oyuğu benim sığınağım. Parmaklarım kanına değiyor. Tüm sevincim çiçek çeşmenden fışkıran hayatı hissetmek ve sana ait tüm sinir yollarımı bununla doldurmak.

..

…
Senden niye vazgeçtim Diego!

 Kötü günümde yanımda olmadığın zaman vazgeçtim. C
anın sıkıldığında benimle paylaşmadığını, kırılacak veya tedirgin olacak olsam bile, düşüncelerini açıkça söylemediğini anladığım zaman vazgeçtim.

 Bana yalan söylediğini anladığım zaman vazgeçtim. G
özlerime baktığında kalbinle bakmadığını ve bana hala söylemediğin şeyler olduğunu hissettiğimde vazgeçtim.
Her sabah benimle uyanmak istemediğini, geleceğimizin hiçbir yere gitmediğini anladığım zaman vazgeçtim. D
üşüncelerime ve değerlerime değer vermediğin için vazgeçtim.

 Ağrılarımı dindirecek sıcak sevgiyi bana vermediğinde vazgeçtim. S
adece kendi mutluluğunu ve geleceğini düşünerek beni hiçe saydığın için vazgeçtim.
 Tablolarımda artık kendimi mutlu çizemediğim ve tek neden sen olduğun için vazgeçtim. B
encil olduğun için vazgeçtim.
Bunlardan sadece bir tanesi senden vazgeçmem için yeterli değildi, çünkü sevgim yüceydi. Ama hepsini düşündüğümde senin benden çoktan vazgeçtiğini anladım.

Bu yüzden ben de senden vazgeçtim.

Esra Karaduman

Esra Karaduman

Comments are closed.