Oyun İşleri’nin Seyr-î Mesel’de sahnelenen “Kahkahayla Gözyaşı Arasındaki Sosyal Sınıf Çelişkisi ve Aşk” alt başlıklı oyunu Palto’ya gitmeden önce şöyle bir düşündüm: Yıllar geçmiş, Petersburg’daki bir devlet dairesinde çalışan memur Akakiy Akakiyeviç’i okumamın üzerinden. Bu karakterin telaffuzu da zordu, aklımdan silinmesi de. Dostoyevski “Hepimiz Gogol’ün Palto’sundan çıktık” demişti çığır açan eserden sonra çünkü ‘sıradan insan’ başroldeki yerini edebiyatta nihayet almıştı. Nikolay V. Gogol’ün 1842’de yazdığı gerçekçi ama bir o kadar da fantastik hikâye Palto’yu günümüzde hem sahnenin hem de seyircinin ‘sırtına geçirmek’ fikri kulağa hoş geliyordu. 9. dereceden bir memurun paltosu çalındıktan sonra üzüntüden ölmesiyle baş başa kalacaktık bir kez daha. Peki, Gogol’ün 3. tekil şahısla anlattığı zavallı Akakiy ‘sahnede sınıf atlayıp’ nasıl 1. tekil şahsa dönüşecek de, tek kişilik ve tek perdelik bu oyunda yer alacaktı?

Genç ve Başarılı Oyuncu Şükrü Veysel Alankaya

Henüz 27 yaşında olan Şükrü Veysel Alankaya, Akdeniz Üniversitesi Antalya Devlet Konservatuarı Tiyatro Bölümü mezunu, Oyun İşleri oyuncusu. Akakiy Akakiyeviç’i ve başka karakterleri de oyunda canlandıran Alankaya’ya oyun bittikten sonra sorduklarımı ve onun değerlendirmesini yazımın başında paylaşmak istiyorum ki, öncelikle Rus edebiyatının şaheserlerinden biri olan Palto’yu oyunlaştırma fikrinin nasıl ortaya çıktığını ve sahneleme amacını öğrenmiş olalım. Oyuncu, süreci şöyle anlatıyor:
“Oyuna başlarken ilk düşündüğüm şey insanların güzel, kaliteli ve marka giyimiyle var olmaya çalışan bir çevrede olmamdır. Ve bu oyunda, var oluşunu bir metaya bağlayan insanların o metayı yitirdiklerinde hiçbir şeylerinin kalmayacağını da anlatmak/göstermek istedim. Hiçbir şeylerinin.. Ne var oluşlarının bir anlamının, ne kendilerinin, ne giydiklerinin, ne harcadıklarının…. hiçbir şeylerinin…”

Alankaya, Gogol’ün alaycı bir üslupla eleştirdiği sınıf ayrımcılığını, insanların yalnızca sahip oldukları nesnelerle varoluşlarını ve rütbeye göre itibar görmelerini kalın çizgilerle belirtmek istemişti. Mart ayında Gogol’ün ölüm yıldönümü anısına oynadığı Palto, şimdiye kadar Eskişehir, Ankara, Antalya ve İstanbul’da sahnelenmiş. Hikâyenin Rusça aslından çevirisini yaparken, tıpkı eski zamanlardaki Shakespeare tiyatrosu gibi oynayıp yeniden yazılmış ve sahnelere göre tekrar uyarlanmış. Ekip oyunu öykü dilinden kurtarmak için doğaçlamaya izin vermiş, uyarlama sırasında süreci kayıt cihazıyla kaydedip tekrar yazmışlar. Oyunun müziklerini seçerken Akdeniz Üniversitesi Antalya Devlet Konservatuvarı’nda okuyan Merve Akyıldız‘la birlikte, duyguya göre şarkı seçimleri ve düzenlemeleri yapmışlar. Ses ve ışık kumandasında Uğur Çağlayan, grafik tasarımında Mehmet Dağlar ve asistan olarak da Ezgi Çatalkaya ile birlikte çalışmışlar. Ortaya ritmi yüksek ve özgün sahne özelliği taşıyan bir Palto çıkmış böylece. Şimdi bu uzun öykünün nasıl sahnelendiğine daha yakından bakalım dilerseniz.

Gogol’ün Gerçekçi Yaklaşımına Simgesel Bir Sahneleme

Gerçekçilik akımının öncülerinden Nikolay V. Gogol’ün yalın anlatımlı Palto’sunda karakter Akakiy’in ruhsal durumu, ‘ast’ olduğu için hep bir böcek gibi ezilmeye mahkûm oluşu, soğuğu ve politik dolaplarıyla o dönemki Rusya, Çarlık rejiminin çarpıklıkları gibi birçok olgu, tüm çıplaklığıyla ortadadır. Akakiy hikâyenin başından paltosunu kaybedinceye kadar değişiklik göstermeyen bir karakterdir: “Görev yaptığı süre boyunca bir sürü amir gelip geçse de, insanlar Akakiy’i her zaman aynı noktada, aynı tavırla, aynı unvan altında, aynı işi yaparken gördüler, öyle ki sonunda onun dünyaya aynen bu şekilde, kelleşen alnı ve resmi üniformasıyla geldiğine inanır oldular.” (Çev. Elif Ersavcı, Kolektif Yayınları, 2015, s.12).

Hikâyedeki bunun gibi gerçekçi yaklaşımların oyunda ele alınmadığını, simgesel boyutta geçen bir olay ve dekoru görmekteyiz. Yenilikçi, performansa dayalı, efekt kullanımları ile oyunun seyir gücünü artırmayı düşünen ekip; Palto‘yu zaten tek kişinin oynayabileceği boyuta getirmeleriyle bile bu gerçekçi yapıyı kırmıştır. Oyunun en başında Şükrü Veysel Alankaya’nın anlatıcı (Gogol) olarak başlayıp aniden tek bir hamlede Akakiy karakterine dönüşmesi de yine gerçekçi yapıyı kıran göstermeci bir unsur olarak ele alınmalıdır. Terzi Petroviç’i (bu tiplemeyi izlemeniz şart!), hırsızı, patronu ve Akakiy’i diyaloglar içerisinde aynı anda canlandırması takdir edilesi bir sahneleme olmuş. Ayrıca konuyu gerçekçilikten uzaklaştırıp performansa dikkati çekmesi oyunu oldukça eğlenceli bir hale getirmiş.

“Dekorun olabildiğince taşınabilir olmasına dikkat ettik. Ne oyunun ne de oyuncunun önüne geçmesini istediğimizden, dekoru minimal düzeyde tutmaya özen gösterdik” diyen Alankaya, absürd oyunlarda görmeye alışkın olduğumuz bir dekorda karşımıza çıkıyor. Kırmızı bir perde, küçük bir masa ve sandalye, Akakiy’in kopyamalaya bayıldığı yazılarda kullandığı, havada uçuşan kâğıtlar yeterli olmuş. Oyuncunun sahnenin her köşesini eşit, dekorda yer alan tüm malzemeleri de etkili bir şekilde kullanması, izlenirliliği artırmaya yetiyor.

“Talihsiz Mahlûk” Akakiy’e Yeni Bir Palto: “Tanrım, 150 Ruble mi?”

9. dereceden bir memurun kürk paltoya sahip olması ne haddine! Elbette Akakiy de bunu bilmektedir. Fakat soğuk öyle dayanılmazdır ki, iş arkadaşlarına alay konusu olan incecik ve defalarca tamir görmüş paltosu artık onu Petersburg’un soğuğundan koruyamamaktadır. Terzi Petroviç’e eski paltosunu tamir etmesi için giden Akakiy, şiddetle reddedilir. Petroviç “YENİ” bir palto alması gerektiği söyler:

Akakiy: Petroviç, Palto’dan önce ne dediniz az önce anlayamadım?
Petroviç: Yeni! Yeni dedim, Yeni bir palto.
Akakiy: Yani….Yini….Yeeeni…

Akakiy bu kelimeyi telaffuz ederken sahnede düşüp bayılır çünkü “Şimdiye kadar gerçek bir şekilde yeni hiçbir şeyim olmamıştı” der. Bu fikir bile onu çılgına çevirir. 150 ruble isteyen Petroviç, terzilik sanatından taviz vermez ve Akakiy’in tepkisini Gogol kitapta şöyle anlatır:
“Ne! Yüz elli ruble mi?’ diye çığlık attı Akakiy Akakiyeviç, muhtemelen doğumundan beri ilk kez oluyordu bu, zira herkes yumuşak sesiyle tanırdı kendisini” (s.24). Türlü zorluklarla da olsa, bu parayı bir araya getirecektir. Oyuncu hiçbir replik olmaksızın o geçen zamanı müthiş bir hızla anlatıyor. Ve Palto’ya kavuşma anı!!!

Akakiy, ‘Yeni Palto’yu giydiği anda Carl Orff‘un Carmina Burana’sı fonda çalıyor! Bu harika bir fikir olmuş, çünkü karakterde o “yücelme” etkisini yaratıyor ve seyircinin de bunu hissetmesi sağlanıyor. İşte tam da burada oyunun en sevdiğim kısmı gerçekleşiyor ve oyuncu aniden spot ışığı yansıtılan bir seyirciyle diyaloga başlıyor. Tesadüf bu ya, ışık benim yüzüme tutulduğunda karşımda mutluluktan gözleri parlayan Akakiy, şimdiye kadar kendisine hiç uğramamış o özgüveni sırtına aldığı için “Paltom nasıl? Beğendiniz mi?” diyor, gülümsüyorum “Evet, çok yakışmış” diyorum. Bu diyalog iki açıdan çok önemlidir: Birincisi, Akakiy, eserde 50 yaşlarında olmasına rağmen dünyanın en çekingen insanlarından birisidir, kimseyle kolay kolay konuşamaz. İnsanlarla Palto‘su sayesinde iletişime geçmiştir. Bir partiye davet edilmişken, kendisinden beklenmeyen hareketler yaparak bir nesneyle beraber karakterin nasıl değiştiği gösterilir. İkincisi de seyircinin oyuna dâhil olması. Karakter ile seyircinin paylaşımı oyuna her zaman farklı bir boyut katmaktadır. Şükrü Veysel Alankaya’ya bu duruma seyircilerin nasıl tepki verdiğini sorduğumda; “bazılarının kendisiyle asla konuşmazken, kimilerinin de neşeyle diyaloga geçtiğini” söylüyor.

Bir “Küçük Adam”ın Kürkten Yapılmış Bütün Hayalleri Çalınırsa

Oyuncu, Palto’ya bir kadına dokunur, ya da onu izler gibi davranıyor ki bu, karakterin nesneyle ne kadar büyük bir aşk yaşadığını gözler önüne seriyor. Çünkü “Akakiy’in ruhu durmadan yeni paltosunu düşünmekten doyasıya besleniyordu. Daha o zamandan varlığının doğası tamamlanmış, evlenmiş de hayat yolculuğunda el ele yürüdüğü bir yol arkadaşını edinmiş gibi hissediyordu” (s.28).
Alankaya, Akakiy’in içinde bulunduğu bu travmayı derinlemesine veriyor. Aynı gece Palto’yu hırsızlara kaptıran karakterin üzüntüden ölmesi sahnesi bir çıldırma/paranoya içinde verilmiş. Gogol, hikâyeyi Akakiy’in ölümünden sonra hayalete dönüşerek başkalarının paltosunu çalmaya başladığı gibi fantastik bir sonla bitirirken, oyunda Akakiy’in bütün kıyafetlerini çıkararak çıldırması ve çıplak ölmesi, vurucu bir son olmuş. Alankaya oldukça başarılı bir oyunculuk sergiliyor özellikle de son sahnede. Dış ses: “O geceden sonra artık Paltolardan bahsedilmedi. Akakiy ‘kendi’ Paltosuna kavuşmuştu” diyor ve sahne kararıyor.

“Bütün bu derileri insanlar kendi derilerinin üstüne koyuyorlar.” diyen Akakiy’in de gerekli olmayan bir şeye sahip olmak için canından olması hikâyesini izleyin diyorum. Hele ki Gogol “Çünkü bizde her şeyden önce rütbeye bakılır” cümlesini yazdıktan 173 yıl sonra da mevkiiye ve metaya bu kadar tapınmaya devam eden bir dünyada yaşıyorken hepimiz…

Oyun İşleri tarafından sahnelenen Palto‘nun sahnelendiği mekânlara bu bağlantıdan ulaşabilirsiniz.

Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun olmuş, aynı bölümde Amerikan Tiyatrosu alanında yüksek lisansını bitirmiştir. Deneme, akademik makale ve eleştirel yazılar kaleme almasının yanı sıra tiyatro oyunları çevirmektedir. Kültür ve sanat alanındaki çalışmaları takip eder, çeşitli yayın kuruluşlarında yazar ve röportaj yapar. Beykoz Üniversitesi’nde Öğretim Görevlisidir. Özel ilgi alanları Chicano/a Tiyatrosu ve Kızılderililerdir.

Aycan Gürlüyer

Comments are closed.