Berikan Yayınlarından çıkan Hatırla Beni adlı ilk romanı, edebiyat dünyasında kısa sürede büyük yankı uyandıran Ankara’lı yazar Misli Baydoğan ile romanı ve romancılığı üzerine konuştuk.



Misli Baydoğan, sizi biraz tanıyalım…

1979 Sivas doğumluyum. Ankara’da büyüdüm ve yaşıyorum. Psikoloji eğitimi aldım, bir yandan mesleğimi yapıyorum bir yandan da edebiyatla olan bağım hiç kopmadan okuyup yazıyorum. Özel bir vakıf hastanesinde tam zamanlı çalışıyorum. Sosyal medya kullanıcısı ve takipçisiyim. Edebiyatın ve mesleki yayınların yanı sıra siyasi gündem, tarih ve dünyada olup bitenleri de izlemeye çalışıyorum. Yayınlanan ve ödüle değer görülen öykülerim ve ayrıca yayınlanan çevirilerim oldu. Bolca film izlerim. Yürüyüş yaparım. Daha çok kendi başıma olmayı severim.

Yazmaya nasıl başladınız?

Okumayı ilkokula başlamadan, toprağı bol olsun, Adile Naşit’in köşe yazılarını okumak için öğrendim. Babam her akşam işten gelip bana alfabe çalıştırırdı. Kısa sürede okumayı söktüm ama baktım ki ben aslında yazmak istiyorum. Bir gün öyle yazıp çizerken kalktığım masaya bir bakmışlar ki ilkbaharla ilgili bir şiir yazmışım. Farkında değildim ben. Öyle içimden gelmiş yazmışım. Yazı serüvenim şiirle başlamış ama ergenlik döneminden sonra tek bir dize bile kaleme almadım, bundan sonra almam da herhalde. Fakat yazma edimi, başka türlüsünü bilmediğim, nedenini, nasılını merak etmediğim temel bir arzunun gerçekleşme biçimi. Yazmamayı düşünemem.

Hatırla Beni bir ilk roman. Okura ne anlatan, neyi söylemeye çalışan bir roman?

Acıyı anlatan bir roman Hatırla Beni. Yaşanmışlıkların unutmaya çalışılarak yok sayılamayacağını, insanın ve toplumun geçmişiyle yüzleşmeden, onu olabildiğince ayrıntılı olarak hatırlayıp, kabul etmeden yaralarını saramayacağını anlatan… Mücadelenin, ayakta kalabilmenin farklı yolları olduğuna, insanın kendisine en uygununu zaman içinde muhakkak bulacağına da inanan bir roman diğer yandan… İçinde geleceğe dair güçlü bir umut barındıran ancak, ülkemizde ve dünyamızda olup biten tüm çirkinliklerin de yine insan için olduğunu göz ardı etmeyen bir roman. İnsan eliyle yaşanan çirkinliklerin ardında bıraktığı acı daha kalıcı oluyor; içinden sıyrılıp yoluna devam edebilmek de bir o kadar zor…

Yakın tarihimizdeki sağ-sol çatışması, askeri darbeler ve en son 12 Eylül, edebiyatımızda da sıkça izdüşümlerine rastladığımız konular oldu. Sizce Hatırla Beni bu alandaki külliyata ne kazandırdı?

Gerçekten de bir kazanım olmasını yürekten ümit ediyorum. Çok genel bir çerçeve çizecek olursak, 12 Eylül travmasını kimler daha derinden yaşadı diye dönüp baktığımızda karşımıza ülkücüler ve devrimciler çıkıyor. Sol gelenek duygu ve düşüncelerini sanat yoluyla ifade etmeye daha eğilimli. Ağır işkenceler yaşadılar ve bunu romanla, öyküyle, sinemayla dile getirebildiler, halen de getirmeye devam ediyorlar. Ve unutmayalım ki kovuşturma, tutuklanma, hüküm giyme ve maalesef işkence hiç hesapta olmayan, kötü sürprizler değildi onlar için. Ancak diğer yandan karşımızda genelde daha sessiz kalan bir taraf var; ülkücüler. Bunda hem yaşanan işkencenin payı vardı sanıyorum hem de devlet adına hareket ettiğini ve devleti koruduğunu düşünürken devleti temsil edenlerce işkenceye uğramış, aldatılmış olmanın acı bir ağırlığı vardı. Travma belki de etkisi ikiyle çarpılarak yaşanmış olabilir bu tarafta fakat belli başlı kalemler dışında buna değinen olmadı pek. Yenilerde bir sinema filmi de yapıldı. Artık bu suskunluk ve küskünlük tepkisinin kırılmakta olduğunu düşünüyorum. Ne yazık ki yaşanan acıların bile egemen söylem tarafından suiistimal edilebildiği tuhaf bir oportunizm ortamı oluştu ülkede… Kendi acını, yaranı, derdini başkasının anlatmasına seyirci kalırsan, sonradan dönüp “hayır öyle değildi” demenin anlamı olmaz. İşte bu tuhaflıkların içerisinde yakın tarihe bakış açısını zenginleştirmenin ve sacayağını tamamlamanın iddiasında bir roman oldu Hatırla Beni.

 

Sosyal travmalardan, askeri darbelerden ve siyasi kutuplaşmalardan söz ediyoruz ama Hatırla Beni aslında, arka planda tüm bunların olup bittiği, dokunaklı bir AŞK romanı…

Hem de ne aşk değil mi? Çok derin ve tutkulu. Genç olmak belki her coğrafyada biraz zordur ama bizim buralarda daha zor. Bir yandan oluşan kişiliğini ortaya koyacaksın, diğer yandan kendini kabul ettireceksin, dogmalara kafa tutacaksın, senin olanı korumaya çalışacaksın bir de âşık olacak ve o aşkı hakkıyla yaşayacaksın… Zor. Aşk, zaten içinde aynı anda sevgiyi, umudu, acıyı, özlemi, imkanı ve imkansızlığı bir arada barındırdığı için başlı başına zor. Hele bir de devlet sevdiğine el koyarsa… Neyse fazla ipucu vermeyelim henüz okumamış olanlara…

Biraz da romanı yazım sürecinizden bahseder misiniz?

Bazen ben de nasıl yazmıştım diye düşünmeye çalışıyorum ama sonra hatırlayamıyorum. Uzunca bir ön hazırlık yaptığımı söyleyebilirim. Dönemin gazete ve dergilerini çokça karıştırdım. Ülkücüler davası savcılık iddianamesini -ki birkaç ansiklopedi cildi kalınlığındadır-, okudum. Sonra da oturdum, işten arta kalan zamanlarımda sürekli yazdım. Ben gece çalışabilen bir tip değilim o yüzden aile ve sosyal yaşamımı geri plana alarak her boş vaktimi değerlendirdim.

 

İlk tepkileri nasıl değerlendiriyorsunuz; çünkü raflarda çok yeni bir kitap olmasına karşın, okuruna bir hayli hızlı ulaşan bir roman olmuş Hatırla Beni?

Evet, satışların iyi gittiğini söylüyorlar ve çok mutlu oluyorum. Ancak beni asıl mutlu eden ve içimde tatmin olma duygusu yaşatan, kitabı okuyanların bana dönerek görüşlerini benimle de paylaşması. Sosyal medyada kolay ulaşılabilen birisi olduğum için yakın ve sıcak bir diyalog gelişti Hatırla Beni okurlarıyla. En çok dikkatimi çeken, kitabı okurken yaşadıkları özdeşim ve üzüntüyü dile getiriş biçimleri. Etkilendiklerini, üzüldüklerini, çok ağladıklarını söyleyenler var. Kitap biter bitmez, “peki sonra ne oldu”, diye soranlar oluyor, buna kendi ailem de dahil. 79 doğumlu olduğum halde, 12 Eylül 1980’de geçen bir roman için “bu kitaptaki kız sen misin,” diye sorabiliyorlar. İnanmazsınız belki, yurt dışında yaşayan bir arkadaşıma göndermiştim, bir gün şöyle bir mesaj geldi telefonuma; “Ben hayatımda bu kadar acı çekmemiştim keşke seni hiç tanımamış ya da bu kitabı okumamış olsaydım.” İlk şoku atlattıktan sonra karşılıklı olarak çok güldük tabi halimize.

 

Kitapta gerçek kişiler de var mı?

Hayır. Başında da yazıldığı gibi, kitapta gerçek yaşam ve yaşananlardan ilham alındı ancak roman tamamen kurgusal. Biraz da mesleki duruşumla ilgili bu, tanıdığım insanların özel hayatını bana maddi ya da manevi bir kazanç sağlayacak herhangi bir ortamda paylaşmayı ahlaklı bulmuyorum: Bu konuda tavrım net. Elbette ki birbirimizden etkileniyor, ilham alıyoruz. Ben kolektif bilinç ve bilinçdışına inanan bir insan olarak en çok insanlardan ve ürettiklerinden besleniyorum, ama bu romanda sayfalardan soyutlanabilecek gerçek hiç kimse yok.

Bunu izleyen edebi çalışmalarınız olacak mı?

Evet, devam eden çalışmalarım ve henüz araştırma safhasında olduğum bazı projelerim var. Tamamlanmış bir öykü dosyam var. Allah’tan, son nefesime kadar yazabilecek sağlık ve yeterlikte olmayı diliyorum.

Söyleşi: Zeynep Işıl Işık Dursun

 
Yazarın Berikan Yayınevi’nden çıkan Hatırla Beni adlı ilk roman haberimize bu bağlantıyı takip ederek ulaşabilirsiniz.

İstanbul'da Sanat Editoryal Takımı; Güzel sanatlar, edebiyat, müzik ve tiyatro öğrenimi görmüş dört kişiden oluşan bir ekiptir. İstanbul'da Sanat içeriğinin düzenlenmesinde etkindirler. İçeriğie alınacak etkinlik, makale, söyleşi ve yazının danışma kurulu onaylı takipçisi ve karar vericisidirler.

Editor

Comments are closed.