“Sokaklar Unutmaz, Sokaklar Uyutmaz!” Tiyatro 1112 Garaj’dan Bir Anti-Faşist Oyun:
III. Reich (Korku ve Sefalet)

III. Reich, Tiyatro 1112 Garaj

III. Reich, Tiyatro 1112 Garaj


Ankara’nın “tepeden tırnağa tiyatro” ile uğraşan ekibi Tiyatro 1112 Garaj, Bertolt Brecht’in III. Reich (Korku ve Sefalet) oyununu bavuluna alıp, yağmurlu bir Mayıs günü İstanbul’a çıkageldi. Yağmur öyle çok yağıyordu ki, bavullardaki kostümler İstanbul seyircisiyle ilk buluşmasından önce ıslanmıştı bile. Brecht “Zulümler Yağmur Gibi Yağmaya Başlayınca” şiirini boşuna mı yazmıştı? Ve o Nazi zulmünün ıslak elbiseleri içindeki beş harika oyuncu, BKM sahnesine o gece neler yağdırmadı ki…

Tiyatro 1112 Garaj: ‘Bu İşi Neden Yapıyorum?’u Hep Hatırladım.

Birkaç yıl önce Ankara’da tesadüfen Kutular oyununun provasına katıldığım Tiyatro 1112 Garaj’ın inanılmaz bir enerjiye, özveriye, işbirliğine, ‘en iyisi olmalı’ zihniyetine sahip bir ekipten oluşması beni büyülemişti. Kurucularından Aylin Saraç: “…yeniden öğrenmek, denemek, heyecanlanmak, sözümüzü cebimizde taşımak yerine söylemek, sadece kendi hayallerimizi değil, çatımızın altında olan tüm oyuncuların hayallerini gerçekleştirmek üzere Tiyatro 1112 Garaj’ı kurduk” diyor, bu işi neden yaptıklarını asla unutmadan. Hiç durmadan çalışan insanlar düşünün. Her daim yenilikçi, aydın, sanat değerlerini titizlikle koruyan ve ekip ruhuyla hareket eden, hani biri sussa ya da gözünün içine baksa, diğerinin hemen bayrağı aldığı insanlardan bahsediyorum. İşte bu yürek sanatçıları böylesine güzel bir birliktelikle geldiler İstanbul’a, tam da Ankaralı sanatseverleri kıskanıyorken biz.

Yunus Emre Bozdoğan yönetimindeki III. Reich oyununda yer alan oyuncular Hakan Salınmış, Aylin Saraç, Altan Alkan, Elif Gizem Aykul ve Tufan Avşar, en can alıcı sahneleri bile trajikomik bir şekilde canlandırıyorlar. Eserin orijinalindeki kalabalık karakterler, işte bu beş kişilik dev kadro ile can buluyor. SS subayından hizmetçiye, küçük çocuktan memura, savcıdan tekerlekli sandalyedeki yaşlıya kadar geniş bir oyuncu yelpazesi müthiş bir hız ve performansla gözümüzün önünden geçiyor, geçtikten sonra da zihinlerimize kazınıyor.

Tiyatro 1112 Garaj, Yunus Emre Bozdoğan’ın rejisi, Oktay Köseoğlu’nun besteleri, Tolga Yalçıner’in ses-müzikleri, Zeze’nin kostümleri, Hakan Salınmış ve Murat Anıl Soykök’ün dekor uygulaması, Aylin Saraç’ın tasarımı olan ve oyuna müthiş güzellik katan kuklaları ve göz dolduran oyuncularıyla bize hem bir dönem oyunu, hem de evrensel temalarıyla bir tiyatro şöleni sunmayı başarıyor.

Sadece bunlar değil, Hitler’in 1933 yılında Almanya’da lider olmasından sonra toplumda yaşanan tüm acılar da oyundan sonra bizimle geliyor. Birbirinden bağımsız olan sahneler arasındaki tek ortak yan da işte bu utanç döneminde geçiyor olması. III. Reich yani 3. İmparatorluk Dönemi’ni biraz hatırlayalım isterseniz.

III. Reich, Tiyatro 1112 Garaj

III. Reich, Tiyatro 1112 Garaj

“Heil Hitler!”: Yalan Zamanların Tarihi!

Günümüzde çok da yabancı olmadığımız tek lider/baskı yönetimi ile özdeşleşmiş III. Reich dönemi, 1933 ile 1945 yıllarını kapsayan, Almanya’nın en geniş sınırlara ulaştığı ama insanlık adına en dar alana dönüştüğü bir dönem. Alman kanına başka kanın, halkın yanına başka bir halkın karıştırılmadığı, askerine kimsenin karışamadığı, dünya tarihinin bu en faşizan döneminde milyonlarca insanın toplama kamplarında ya da görüldüğü yerde katledildiğini biliyoruz.
Hitler’in 1945’te intihar etmesiyle sona eren III. Reich döneminden sonra Almanya işgalci kuvvetlerce 4 bölgeye ayrılır. Ayrılan şey sadece ülke değildir elbet. Bütün değerler parçalanmış, toplumun geçirdiği travmalar ve yaşadığı paranoya, bir daha onarılamayacak bir haldedir. Ayrı düşmüş/düşürülmüş bir halkın, eski günlerdeki gibi birlik olması artık imkânsızdır. Hitler, geriye kocaman bir korku ve sefalet toplumu bırakmıştır, yaşadığı dönemde yaptığı gibi.

Yönetmen Yunus Emre Bozdoğan III. Reich dönemini çok güzel özetlemiş:

“Aylardan zulümdü, günlerden öteki. Geçsin diye bekliyordum geçmedi. Sonra öldük biz. İt izinin meşrulaştığı zamanlardı, annem öpeyim de geçsin dedi öptü, geçmedi. Sonra öldük biz. Belki tarihe geçer dedik, geçmedi. Sonra yine öldük biz. Tarihe bakmak, görünenin ardını görmekle mükellef olmalı. Gazetelerin, televizyonların hatta kitapların yalan söylediği zamanlarda tarih nasıl yazar acep gerçekleri? Eskiden çok eskiden insanlar ateşin etrafında toplanıp öyküler anlatırlardı birbirlerine. Yalansız öyküler. Güzel öyküler. Art niyetle kirlenmemiş öyküler. Sonra biz öldük. Ama öyküler hala anlatılır. En karanlık çağlarda birbirimize fısıltıyla anlatırız. İyi dönemler de olur bazen, bağıra bağıra anlattığımız. İşte bu öyküdür, şimdilerde fısıltıyla anlatılan. Sonra biz yine ölürüz. Hepimiz ölürüz. Öyküler kalır ve bilenler bilmeyenlere anlatmaya devam eder. Tarihi biz yazarız. Öteki tarihi…

Brecht “Öteki tarihi”, yani III. Reich oyununu o dönemdeki görgü tanıklarının ifadelerinden faydalanarak ve dönem gazetelerini inceleyerek yazmıştır. Marksist eleştiride ele aldığımız tarihsel gerçekçilik‘in tam da yerinde, tarihin sadece yansıtıldığı değil, aynı zamanda da imgelendiği bir Brecht oyunuyla karşı karşıyayız yani. Brecht’in diyalektiğinde, sefalete karşı dimdik ayakta durmak ve Hitler’e rağmen “Yılmayacağız!” mesajları vardır. Değişim/değiştirme ile esas olana varılacağını vurgulayan yazar için sınıf mücadelesi ve toplumsal savaşımlar, oyunda başattır. Ayrıca ciddiyetle anlatılması gereken dönem öyle bir dile getirilir ki, size kahkahalar attırır. Örneğin oyunda mest olduğum ‘Adalet İşleyişi’ sahnesinde, bir yargıcın çaresizliği ve zavallılığı gözler önüne serilmektedir. Karar vermesi gereken bir dava konusundaki bilgisizliği, başkaları yönlendirmedikçe ne yapacağını bilememesi ve sonuçta da adaletin işleyememesi acınılası bir durumken en gülünç haliyle anlatılır. Yargılanacak kişilerin yargıcın masasındaki kuklalarla oynatılması adaletin kimlerin elinde olduğunu açıkça göstermektedir.

Baskı rejiminin yarattığı şüpheci topluma verilecek en güzel örneklerden birisi de ‘Muhbir sahnesi‘: Anne ve baba, sadece çikolata almaya giden çocukları geri dönünceye kadar büyük bir korku içinde beklerler. Korktukları şey, Hitler’in yasa ile gençleri gitmek zorunda bıraktığı Gençlik Örgütü’ndeki dayatmaları ve çocuklarının kendilerini gammazlamasıdır. Sisteme karşı olan aydın kesimden anne baba, kendilerini tutuklamaya geleceklerinden o kadar korkarlar ki, baba kocaman bir gamalı haçı boynuna takar. Hitler’in yarattığı güvensizlik aile içine bile girmiştir.

Tiyatro 1112 Garaj oyuncularının bütün sahnelerde karakterlerin içince bulunduğu durumu enfes bir performansla gerçekleştirdiğini belirtelim. Aylin Saraç ve Hakan Salınmış’ın şapka çıkartılacak birlikteliği, Altan Alkan’ın o dönemden çıkmış kadar rollerine hâkim olması, genç oyuncular Elif Gizem Aykul ve Tufan Afşar’ın göz dolduran oyunculukları kaçırılmaması gereken bir iki saat sunuyor bizlere.

Tiyatronun değişimi gerçekleştirecek en önemli silah olduğunu vurgulayan Brecht’in etkisini hiç yitirmeyen yönetmen Yunus Emre Bozdoğan’ın, savaş için üretilen malları bir makine gibi işleyen sefalet içindeki fabrika işçilerinin yaşamlarını, sadece kendi elleriyle çıkardıkları ritmik müzik ve otomatik el kol hareketleriyle sahneye koyması, oyuna inanılmaz bir işlev katmış. Dev dekorlara gerek duymadan çok daha etkili bir yöntem seçen Bozdoğan’ı tebrik ediyorum.

“Nefes almak, yaşamak, estetik ve sanatsal bir kaygıdır diyerek; yeni şeyler denemek, şaşırmak, unutmak ve tekrar hatırlamak üzerine kurulmuş” bir tiyatronun güzel ekibini sezonun en başarılı oyunlarından birisine imza attıkları için can-ı gönülden alkışlıyorum.

III. Reich, Tiyatro 1112 Garaj

III. Reich, Tiyatro 1112 Garaj

Yazımızı Hakan Salınmış’ın Tiyatro 1112 Garaj sitesindeki şu ifadesiyle bitirirken ekibe selam da yolluyoruz:

“…bazen kendimi bir arabanın arızasını tamir ederken, bazen sahne üstünde Godot’yu beklerken buluyorum. Bu bir tercih, geriye dönüp baktığımda. Aynı zamanı gökyüzüne bakarak ve uzanarak da geçirebileceğimi düşünüyorum, ama bunu seçmedim, ben böyle mutluyum.”

Biz de sizinle mutluyuz, hem de nasıl! Yine bekleriz İstanbul’a, yağmur da yağdırırız Ankara yollarına. Oynayacak sahne, sahneleyecek para kalmadığında da gezilecek parklarımız var en güzel oyunların sahnelenebildiği…

5 Haziran 2015

Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun olmuş, aynı bölümde Amerikan Tiyatrosu alanında yüksek lisansını bitirmiştir. Deneme, akademik makale ve eleştirel yazılar kaleme almasının yanı sıra tiyatro oyunları çevirmektedir. Kültür ve sanat alanındaki çalışmaları takip eder, çeşitli yayın kuruluşlarında yazar ve röportaj yapar. Beykoz Üniversitesi’nde Öğretim Görevlisidir. Özel ilgi alanları Chicano/a Tiyatrosu ve Kızılderililerdir.

Aycan Gürlüyer

Comments are closed.