Karasevda bilgisi, kişisel tarihin gün görmemiş köşelerinde saklıdır. Öyledir çünkü içinde, kişinin yüzleşmekten çok da haz etmeyebileceği bir kişisel kiri barındırır. Bazen bu kir, karasevdayı bir gerekçe olarak arkasına almış bir öldürme eylemi, daha kötüsü aynı gerekçe ile bir suçu başkası adına bağışlamayı bile içerebilir. Karasevda, çokça kalbi bir sorun olmasının yanında etik bir sorundur da.

İspanyol yazar Javier Marias’ın kaleminden çıkan Karasevdalılar’ın klasik bir aşk ilişkisini ya da ilişkilerini anlatma derdinde olmadığını söylemekle başlayalım. Ayrıca Marias’ın aşk ile karasevdayı, birbirinden çok ayrı duygu veya yaşantılar olarak kabul ettiği ve kurgunun asıl amacının da, bu kabulü okurla paylaşmak olduğu romanın ilerleyen sayfalarında gün ışığına çıkıyor. Romanın, “Birisi için gerçek bir zaaf hissetmek nadiren başımıza gelir, o birisinin bize zafiyet duygusunu hissettirmesi de… Budur belirleyici olan, bizi sonsuza dek teslim alan, nesnel olmamıza engel olan” cümleleriyle okurda baskın çıkmasını sağlamaya çalıştığı şey, karasevdanın bildik bir aşk duygusundan farklı, zorlayıcı ve neredeyse biraz kendimizi bıraksak, tüm etik anlayışın üstünde bir duygu olduğu düşüncesidir.

Kişisel tarihinde bir karasevda bilgisi saklasın veya saklamasın okurun, ustalıkla ilerleyen ve aynı zamanda birkaç farklı karasevdanın katmanlı olarak gözler önüne serildiği kurgunun her aşamasında bir takım etik sorunların; bir karasevda duygusu çerçevesinde yeniden gündeme getirildiği, deyim yerindeyse, bir düşünce deneyiyle karşı karşıya bırakıldığını söylemek yanlış bir saptama olmayacaktır, düşüncesindeyim.

Düşünün, bir karasevdalılık halinde hangi eylem veya düşünce suçtur ve suç olduğu oranda büyük bir masumiyeti içinde barındırır? Sahip olduğun her şeyden vazgeçerek, uzaklaşıp gitmek? Sevdalığına kavuşmak için öldürmek? Sen olmayan sevdalığına kavuşmak için öldürene sevdalı olduğun için öldüreni, öldürülenin  – tüm yasal ve etik haklarını hiçe sayarak – adına bağışlamak? Ya da, doğrudan kendine layık olmadığına inandığın için, “sevdalar kadar güzel” bir kadını ortadan kaldırma gücünü kendinde bulabilmek?

Javier Marias, dört ayrı karasevda anlatıyor romanında: İkisi – başka birine karasevdalı karaktere, karasevdayla bağlanmış bir başka karakter düşünün; öyle – birbiriyle bağlantılı, diğer ikisi edebiyat tarihinden. Balzac’ın ünlü Albay Chabert’i ve A. Dumas’ın Üç Silahşörler’ini konuk etmiş kurgusuna Marias. Her iki romanın da, kurgunun bir parçası olmak yerine yazarın tezini temellendirecek birer karasevdayı barındırdığını söylemek, romanı henüz okumamışların, kitaptan alacakları keyfin önüne set çekmeyecektir diye düşünüyorum.

Lacan’ın deyimiyle aşk sizde olmayan bir şeyi, bunu sizden istemeyen birine vermeye çalışmak ise; karasevda, sizde olanı bunu sizden istesin istemesin, bunu birisi için her ne koşulda olursa olsun besleyip büyütmektir belki de. Romanın birkaç yerinde karşımıza çıkan şu cümleler, ister istemez böyle düşündürüyor insana: “Doğrudur, örümceğin ağına yakalandığımızda – ilk rastlantı ve ikinci arasında – sonsuza dek hayal kurarız, aynı zamanda da minicik kırıntılarla yetinmeye razıyızdır; onun sesini, kokusunu duymakla, onu bir anlığına görmekle, varlığını hissetmekle hâlâ görüş alanımızda olduğunu, tümden yitip gitmediğini, uzakta gördüğümüzün kaçıp giden ayaklarının kaldırdığı toz bulutu olmadığını bilmekle… ”

Karasevdalılar, bir sevda romanı. Aynı zamanda bir cinayet romanı. Aynı anda kötülüğün aklanabileceğini göstermenin romanı. Aynı anda karasevdanın gerçekten kara olduğunu söylemenin romanı da. Çünkü “hakikat daima bir büyük karmaşadır.”

‘Aşkın dokunduğu insanlar karanlıkta yürümez’, demiş Platon. Romanı okuyunca düşünmeden  edemiyorsunuz: Platon da yanılabilir ya da karasevdadan bihaber olabilir.

Karasevdalılar, Javier Marias
Türkçesi; Saliha Nilüfer (YKY 2015)

Bir felsefeci olmasının yanında iyi bir okur yazardır Mey. Durmaksızın üretir ve hatta üretmek onun için bir nevi akciğer görevi görür. Popülist yaklaşımlara yüz vermediği gibi bunu hicveden oldukça bilinen hikâye karakterleri yaratır ve bu karakterlerin ağzından fırtına gibi eser. İyi bir düşünür ve bir kitap sevdalısıdır; Çiçeği sever, yeşili korur. Bitti.

Melek Ekim Yıldız

Comments are closed.