8 Meraklısına

Söyleşi Hakkında

Share this on WhatsApp Tiyatro Patika’nın “Marilyn de Marilyn” oyunu için Kadıköy Emek sahnesine; Taksim Halep Pasajı’ndaki ilk röportajımın tersine, doğma büyüme Kadıköy’lü olmamdan dolayı olsa gerek, bu sefer kaybolmadan ve kolaylıkla vardığımda; fuayede – yıllar sonra- ortaokul fen bilgisi öğretmenim Sevinç Hanım’la karşılaştım ve oyunu birlikte seyretme şansımız doğdu. atika’nın bu yeni yolculuğunda kısa bir gezinti yapıp, sizlere de bu genç ve samimi tiyatro grubunu daha yakından tanıtmak için onlarla konuştuk, tartıştık ve yeniden yazdık. Ve Perde.. … Hazar bey, Siz; Tiyatro kariyerine Bursa’da başlamış yeni bir tiyatro topluluğusunuz. Öncelikle, şunu sormak istiyorum; Bursa’daki tiyatro deneyiminiz nasıl başladı? Hazar Tuna: Biz, 2011 yılında kurulduk. 2011- 2012 sezonunun ikinci yarısında başladık. 2 Şubat 2012’de Halis Kurtça Kültür Merkezi’nde Patika adlı oyunumuzla ilk prömiyerimizi yaptık. Aynı zamanda tiyatromuza ismini veren oyunumuzdu Patika. Önce böyle bir oluşum aklımızda yoktu ama bu tip şeyler spontane oluşup, kendiliğinden gelişiyor. Çok da mutluyuz şu an. Ama ondan öncesinde dediğiniz gibi Bursa’da doğup, büyüdüğümüz için, Bursa’dan çıktık yola. Benim kariyerim biraz ters gelişti gibi. Konservatuardan önce,…

8 Meraklısına

more
  • Tiyatro Söyleşiler

    8
  • Manşet

    8
  • Güncel

    8

İstanbul'da Sanat ekibinden Seda Bulbul, Tiyatro Patika'nın bu sezon sahnelediği Marilyn de Marilyn adlı oyunu ile ilgili söyleşiyor.

Hazar Tuna ve Özlem Altaş ile gerçekleştirdiği söyleşi Marilyn de Marilyn oyununun ortaya çıkış aşamalarını, karakterlerini sanatçıların  Marilyn Monroe sanatı ve fenomenine bakışı hakkında ilginç bilgilerle donanmış bu söyleşide Tiyatro Patika'nın da doğuşu hakkında bilgilere erişebileceksiniz.

Herkes, ucundan tuttuğu kadar bir parçası olmalı hayatın...

8

Tiyatro Patika’nın “Marilyn de Marilyn” oyunu için Kadıköy Emek sahnesine; Taksim Halep Pasajı’ndaki ilk röportajımın tersine, doğma büyüme Kadıköy’lü olmamdan dolayı olsa gerek, bu sefer kaybolmadan ve kolaylıkla vardığımda; fuayede – yıllar sonra- ortaokul fen bilgisi öğretmenim Sevinç Hanım’la karşılaştım ve oyunu birlikte seyretme şansımız doğdu.

Patika’nın bu yeni yolculuğunda kısa bir gezinti yapıp, sizlere de bu genç ve samimi tiyatro grubunu daha yakından tanıtmak için onlarla konuştuk, tartıştık ve yeniden yazdık. Ve Perde..

Hazar bey, Siz; Tiyatro kariyerine Bursa’da başlamış yeni bir tiyatro topluluğusunuz. Öncelikle, şunu sormak istiyorum; Bursa’daki tiyatro deneyiminiz nasıl başladı?



Hazar Tuna: Biz, 2011 yılında kurulduk. 2011- 2012 sezonunun ikinci yarısında başladık. 2 Şubat 2012’de Halis Kurtça Kültür Merkezi’nde Patika adlı oyunumuzla ilk prömiyerimizi yaptık. Aynı zamanda tiyatromuza ismini veren oyunumuzdu Patika. Önce böyle bir oluşum aklımızda yoktu ama bu tip şeyler spontane oluşup, kendiliğinden gelişiyor. Çok da mutluyuz şu an. Ama ondan öncesinde dediğiniz gibi Bursa’da doğup, büyüdüğümüz için, Bursa’dan çıktık yola. Benim kariyerim biraz ters gelişti gibi. Konservatuardan önce, Belediye Tiyatroları’nda bulunmaya başladım. Bursa’da bir belediye tiyatrosunda dört (4) yıl oyuncu olarak çalıştım. Sonra Müjdat Gezen Sanat Konservatuarı’na geçtim. Oradan 2011 yılında mezun oldum ve okuldan çıkınca, özel tiyatrolarda çalışmaya başladım. Bunların başında Müjdat Gezen Tiyatrosu geldi. Artiz Mektebi oyununda – jön Ali- rolünde oynadım. Oyun anlaşmalı bir oyun olduğundan, sezonu tamamlayamadan erken bitti. O sıralar; patika oyunuyla ilgili kafamda oluşumlarım vardı. Birkaç arkadaşım, ben, Özlem Altaş ve benim gibi oyuncu olan kardeşim Ekrem Aral Tuna ile birlikte Patika‘yı sahneye koymaya karar verdik. Başka bir tiyatro adı altında oynamaktansa; ismimize de Patika koyduk ve serüvenimize başladık. 2011 yılından beri oynuyoruz, Patika iki sezon oynadı. Bu yıl ki oyunumuz da  Marilyn de Marilyn

Marilyn de Marilyn yani ille de Marilyn doğru anladıysam, oyunu birlikte izlediğim arkadaşlarımın yorumlarımdan da yola çıkarak sormak istiyorum, isimde Fransız aksanıyla bir espri mi var mı?

Evet, doğru anlamışsınız, ille de Marilyn anlamında. Fransızca’daki eki yok, aksan esprisi yok yani. Aslında çok basit ve küçük bir temayı anlatıyor. Hepimizin hayatta kaygıları, hayalleri ve beklentileri var. Kimisi gerçekleşiyor, kimisi gerçekleşmiyor. Sosyal ve kültürel birçok baskılarla hayatlarımızı erteliyoruz. Dolayısıyla bu oyunda ertelemeyin diyor.

Oyunda da dediğimiz gibi; “tek kozumuz, tek atımlık hayatlarımız.” Bir kere dünyaya geliyoruz. Diğer bir deyişle; bunu çevirdik, başka şekilde söylüyoruz. Ama bu kadar basit aslında hayat. Elimizden geldiğince anlatmaya çalıştık, kendi yorumumuzu, kendi kişiliklerimizi.

Oyun, bizlerde sinema filmi izlermişçesine bir his bıraktı. New York’da geçiyor, müzikler ve ana kadın karakter sarışın ve Marilyn’e benziyor. Bu kadın karakterin Marilyn Monroe’ ya benzeyen noktaları nelerdir, neden Marilyn’i seçtiniz? Biraz oyunun metniyle ilgili bilgi alabilir miyiz sizden?

Hazar Tuna:  Marilyn’ den başlayalım isterseniz. Marilyn Monroe dünyada ciddi anlamda, (bu işi  – oyunculuğunu kastediyorum) gerek özel hayatında,  gerek mesleki anlamda şizofrenik sınırlarda yaşayan bir kadın. İsteyerek ya da istemeyerek. Bu onun tercihidir, çok iyidir ya da mükemmeldir demiyorum. Ama onun hayatına baktığımızda zaten oyunculuğuyla özel hayatının iç içe geçmiş olduğunu görürüz. Kötü şeyler yaşamış, bunu da oyunda veriyoruz zaten, karakterinde inanılmaz derecede özgüvensizlik var. O noktada böyle bir başarı elde edilmesi, aslına bakarsanız bana çok enteresan gelmişti. Oyunda, Marilyn’in objeleştirilmesini eleştiriyorum. Seks‘le ön plana gelmiş bir insan yaşamı var ortada. Kadının sinema yıldızı olarak heykeli dikildi ama insanlar, etekleri havada diye heykelini kaldırdılar örneğin. Tabi bu aslında eleştiriye açık bir konu ama böyle de olmamalı.

Oyunculuk;  doktorluk veya mühendislik gibi bir meslek. Marilyn Monroe özel yaşamındaki bir takım sıkıntılardan dolayı farklı lanse edildi. Onun amacı mesleğini yapıp, karşılığında saygı görmekti. Şu an sisteme bakarsak; yetenek, çalışma, özveri gibi unsurlar hep geri plana atılıyor veyahut bu meziyetlere sahip insanların önüne geçen vasıfsız kişiler var. Böyle bir düzende yaşıyoruz. Herkes istediği işi yaparak mutlu olabilmeli. Oyunda da; koşullara ve şartlara rağmen mutlu olmak için mesleğini yapmak isteyen bir oyuncunun ve yazarın, farklı bir noktaya gelen hayatı söz konusu.

Marilyn Monroe’nun ölümünün üzerinden tam 54 yıl geçti. Ondan sonra belki birçok Marilyn geldi geçti. İnsanlar, kendilerini ifade etmek için bir fırsat bulamayabiliyorlar. Bu yüzdendir ki hayattaki en önemli şeyin; insanın kendisini gerçekleştirmesidir. İfadesinden yola çıkarsak, insanın, sistemin içindeki bu çürüklüğün, ona mani olmaması gerektiğini bilmelidir.

Oyundaki oyunculardan biri de Marilyn Monroe. Özlem Hanım siz, Marilyn karakteriyle nasıl özdeşleştirdiniz kendinizi?

Özlem Altaş: Başta daha oyunun yazım aşamasında, karakterler ve rol dağılımı belliydi. Hazar’la daha önce Bursa’da aynı tiyatroda çalışıyorduk, O zamanlar Marilyn’in hayatını araştırdım. Belgesellerini ve filmlerini izledim. Marilyn Monroe’ dan farklı bir karakter olan Derin karakterini oynayacaktım. Karakter olarak benzer bir yanım yok ama şöyle bir benzerlik var benim açımdan; farklı şekillerde aynı yaşamları yaşıyoruz. O sistemin içinde ben ise; sistemin dışında baş kaldıranlardanım.

Hazar Tuna: Bizi izlemeye gelen seyirci, Marilyn Monroe’ yu göreceğiz ya da onun biyografisini bulacağız diye geliyor olabilir oyuna mesela; Derin‘in sarışın olması ona mı benziyor acaba diye düşündürüyor insanları ama yazarken benim böyle bir derdim olmadı.

Özlem Altaş: Benzediği tek yer aslında onda gördüğü ışık. Marilyn‘ in oyun karakteri olarak, seyirciyi alan inanılmaz bir ışığı var, Oyundaki Hasan karakteri de aynı ışığı Derin‘de görüyor. Derin‘ nin de  Marilyn gibi oyuncu olduğunu öğrenince şok oluyor.

Hazar Tuna: Aslında Marilyn‘le aynı yolda olan Derin,  Ayşe- Fatma gibi bir kadın öncelikle ve amaç; kendini gerçekleştirmek isteyen genç bir kadın karakterin oyunculuk serüveni. Ülkesinden sırtında bir çantayla yola çıkıp, başka bir ülkeye, bambaşka bir hayata başlamak için adım atması onun gerçekleştirmek istediği idealleri ve hedeflerinin olduğu anlamına geliyor. Ve bu kadar zorlukları göze aldığına göre kendini gerçekleştirmek adına da geri dönmemesi gerekiyor.

Ama dayanamayıp, sonunda ülkesine döndü mü yoksa dönmedi mi?

Onu özellikle yaptık açıkçası, oyunun sonunda da söylendiği gibi;  ‘Herkes, ucundan tuttuğu kadar bir parçası olmalı hayatın.’ Yani, Derin o kapıdan çıktığında, hayatına neresinden ve ne kadar tutabiliyordu, o sorgulatılıyor ve herkes kendi kafasında yaşasın diye biraz da seyirciye bıraktık oradan sonrasını. Gerisi sizlerin, seyircilerin hayal gücüne kalmış…

Oyun, Holywood’tan fırlamış bir sinema filmi havasında, insan kendini müziklere ve oyunun atmosferine o kadar kaptırıyor ki… Tam beğeniyle alkışlayacakken; müziği kesmemek adına doya doya alkış tutturamıyorsunuz. Bu kararsızlık, oyun arasında  diğer seyircilerle yaptığımız sohbette ana fikri oluşturuyor.

Özlem Altaş: Bu oyunda yaratmak istediğimiz, film gibi bir şeydi ve sizin de başta film gibi bir oyun dediğiniz için mutluyum açıkçası. Seyirciden almak istediğimiz tepkilerden biri de buydu. Ve istediğimiz noktaya ulaşmış bulunuyoruz, böylelikle.

Hazar Tuna: Aynen öyle. Romantik komedi filmleri vardır, belki de sizde onun havasını yaratmıştır. Tiyatro yapıyoruz ve belli kalıpları, ölçüleri var. Ama yoruma açık bir sanat olduğu için; yaptığımız tiyatroda; acaba sahnede bir film havası yaratılabilir mi diye hedefledik ve denemek istedik.

Tiyatro Patika’ya ve sizin gibi genç tiyatrolara seyircisinin ilgisini nasıl buluyorsunuz?

İstanbul’da köklü tiyatrolar var ve seyirci konusunda sıkıntı yaşamıyorlar. Tabi ki tiyatroda, çıkardığınız oyunun iyi olup olmaması çok önemli. Bu da; kulaktan kulağa yayılarak, kısa sürede belli oluyor zaten. Sosyal paylaşım artık çok gelişti. İnsanlar artık her şeyden anında haberdar oluyorlar. İstanbul’da Alternatif sahnelerin oluşmasıyla, tiyatronun artık farklı bir perspektiften devam ediyor olması da çok sevindirici bir durum bence. Bursa’daki seyircimiz de çok iyi. Ama İstanbul’da da nitelikli seyirciye ulaştığımızı düşünüyoruz. Anadolu yakasında genç tiyatro ve oyunculara destek veren Emek Sahnesi de büyük bir boşluğu dolduruyor. Ve bu sahnenin çatısı altında, seyirciyle iç içe olan, bu samimi ortamda kendimizi ifade ediyor olmamız da, bizler için ayrıca güzel.

Zaten Dünyada da örneklerini gördüğümüz alternatif sahneler ve salonlar seyirciyle oyuncunun sınırlarını en aza indirip, seyircinin de oyuna dahil eedildiği interaktif mekanlar haline gelmiş durumda. Bu yapılar bizim toplumumuzda yavaş yavaş yaygınlaşmakta.

Hazar Tuna: Biliyorsunuz, her şeyin bir alıştırma süreci var. Bu tip alternatif mekanlara bile insanlar ilk başta önyargıyla yaklaştı ama bir sefer gelip, seyirci koltuğundan izleyip, olayın içine dahil olunca; bizi benimseyip, genç tiyatroları takip etmeyi her geçen gün daha da arttırıyorlar bence.

-Konu samimiyet ve seyircilerden açılmışken; oyunun antraktında, yaşadığımız küçük bir olayı, Hazar bey ve Özlem Hanıma aktarıyorum-

Oyun arasında Sevinç Hanım: “-Oyuncular çok güzel performans sergiliyorlar ama hiç alkışlamadık, ayıp mı oldu, acaba?”  diye sorduğunda oyunun sonuna doğru sahnede oyuncuların es verip sustukları bir anda: “- işte şimdi alkışlayalım hocam” deyince, oyun boyunca müzikleri bölmemek için kendini tutup, alkışlayamayan salonun, büyük bir alkış hezeyanına kapılmasıyla son buluyor.

Bu esprili anekdotu Tiyatro Patika ekibine anlattığımdaysa, söyleşimiz büyük bir kahkahayla sonlanıyor. “-Biz de tam, oyun aralarında neden alkış alamıyoruz diye içerlemeğe başlamıştık,” diyor Hazar bey.

Teşekkürler Tiyatro Patika; sizi her oyunda takip eden seyircinizle, bol alkışlı ve eskimeyen oyunlara diyerek…

 

Akademik olarak grafik tasarımcı. Alaylı olarak da tiyatronun oyunculuk; sinemanın da yazarlık kısımlarıyla ilgili. Araştırma ve öğrenmeyi sever; Bir tarih ansiklopedisinde editörlük yaptı. Bir çok katalog ve kampanya çalışmalarında tasarımcı olarak yer aldı. Hafızası fotografik, bu da onu profesyonel anlamda sinemayla da bütünleştiriyor. Çocukla - çocuk, kediyle pembe kedi ve nokta

Seda Bulbul

Comments are closed.