Malumâliniz hazan mevsimi nevzuhur etti ve yine Antalya Filim Festivali dedikoduları ayyuka çıkdı. Bu seferki lakırdılar bendenizi de hakikaten bedbaht ve meyus eyledi. Neden deyu soracaksınız?


Yoksam siz de mi bir Hülya Avşar mahbubusunuz diyen sesinizi işitir gibiyim. Hayır bittabi! O halde niççün bu denli mutazarrır hissediorsunuz bu hususdan dolayı kendinizi deyu sual edeceksiniz bu defa! Derhal izah edeyim: Pek istidatlı, pek yaman, pek hatırşinas muharrir bir ahbabım vardır. Kendisi şu lahza SİYAD namlı sinema muharrirleri sosyetesine riyaset etmekde olub, binaenaleyh Antalya Film Festivali’nin de jürisine tayin edilmiş vaziyetdedir. İsmi-i âlisi Tunca Arslan olub kalemi de pek merdanedir. Avşar kızımız jürinin prezidanı olerek seçilince haliyle bütün entelijansiya Tunca evladımızın behemahal istifa edeceğini düşündü. Lakin o da ne?! Menşur sermuharrir istifa etmek yerine jüride memnuniyetle vazife yapacağına dair beyanatlar verdi matbuata! Bir kıyamatdır kopdu entelijansi dahilinde. Nassıl olur da Tunca Arslan gibin melmekedin en kıymatlı, en mümtaz münevverlerinin toplaşdığı cemiyet olan SİYAD’a riyaset eden sermuharrir istifa etmeyib bu vazifeyi kabul eder?!

Hadiseler bunla da kalmadı. Aksaçlı bir tiyatoracı mübağlağa bir şovla jüriden istifa etdi. Bir başkası onu takib etti. Malûm matbuat fırsatı ganimet bilib festivali bednam etmek için kampanya başlatdı ve Arslan evladımızı en yakin dostları ve politikacı arkadaşları bile muaheze eder oldu!

Bu hadiselerden pek müteessir oldum. Tansiyonum uzun müddetden bu yana ilk defa on yediye çıkdı. Pek sevdiğim genç ahbabım Tunca’ya mı yanayım, melmekedin itibarlı festivali Antalya Film Festivali içün kompile tertib edilmesine mi yanayım, sen’atın bu denli politize edilmesine mi yoksam?!… Vakıa iki yıl evvel de işgüzar bir yönetmenin tahrik ettiği oleyler sonucunda dünyanın en değerli sinemacılarından biri az kalsın Antalya’nın göbeğinde linç ediliordu. Yani Antalya’nın başına gelenler tesadüfî, arızî bir yapı arz etmiordu.

Bütün bunlar yetmiormuş gibin sanal mevkutelerden birinde Tunca’nın zehir zemberek bir makalesi çıkmaz mı?! Mefkûreci muharrir eşinin dostunun kendini terk edip bir başına bırakmasına aldırmadan bir huruç harekâtı başlatior ve “Bre Yalancı Pehlivanlar” serlevhası altında bir fıkra kaleme alıb muhafazakâr matbuata ilan-ı harb eyliordu. İşte o gece taşikardim coşdu. Kalb atışlarımdaki ritim bozukluğu neşriyadcım Funfun’a kadar ulaşmış olacak ki ossaatte beni tilifonla aradı. Evvela dinledi akabinde kararını verdi ve “İmdi derhal Antalya’ya inkilal ediorum Marquis, meseleyi tetkik edib zat-ı âlinize gerekli malumatı bizatihi tevdi edeceğim,” dedi. A be Funfun kızım, sen oraya gidince, o avuç içi kadar mayolarla Konyaaltı placına gitmeden de edemezsin! O vakit bu ihtiyarın taşikardisi ne hâl olacak bunu bilmez misin?!

Bendeniz bunların kaygısı içinde harab olurkene ertesi gün tilifonum bir kez daha acı acı çaldı. Hayırdır inşallah deyib ahizeyi kaldırdım. Karşımda aziz ahbabım SİYAD başkanı Tunca! Tansiyonum bir parça daha çıkdı. Melmeked ahvaline vakıf olduğum içün jüriden istifa etmedi deyu tevkif edilse dahi şaşmayacakdım. Meğer değerli sermuharrir tayyare ile Antalya’ya gitmek içün yola çıkiormuş da helallik almak içün tilifon açmış.

Rahatsız olduğumu öğrenince pek üzüldü. Nedenini soracak oldu. Tansiyon deyib geçemedim. Vaziyeti izah etdim. Bu jüriden istifa edib neden rahata ermediğini sordum. Bir ikoncan uğruna değer mi bunlar deyu açık açık sordum. Bir gülmedir tutdu kıymatlı münekkidi. “Ahh Marquis d’istambulin, durduk yere beni güldürdünüz. Bundan dolayı mı siz bedbaht olup rahatsızlandınız?! İnanamiorum! Zannımca siz fazlaca uzletde kaldınız ve entelijansiyamızın fiillerini artık takib edemiorsunuz. Mesele ne Hülya Avşar, ne ben, ne de bir başkası. Antalya boy hedefi oldu. Onu itibarsızlaştırmak içün bunca gayret…”

O anlatdıkça dinliordum. Buradaki kumpasın ne denli zekice hazırlandığını anlatior bir sinema festivalinin siyasi gayeler uğruna yozlaştırılmaması içün tarafsızca vazife yapmaya gayret ettiğin iddia ediordu. Emir Kusturica hadisesini, mali destek mevzularını, Montreal’de mükâfat alan Ateşin Düştüğü Yer filmini ayaklarına kadar gidip izlemediler deyu yapılan ithamları bir bir anlatdı. Bir parça içim ferahladı. Bilahare şu mealde bir cümle sarfetdi: “Hem sankim Hülya Avşar muteber sen’atçı değil de, öteki festivallerdeki jüriler allame mi? Melmekedde malzeme bu işde! Nereye gitsen okka dört yüz dirhem!”

Ol lahza kıymatlı ahbabımın kendince ne yapmaya çalışdığını anladım. Tilifonu kapatdığımda tansiyonum mutedil bir seviyeye inmeye başlamışdı. Lakin tilifon bir kez daha çaldı. Bu kez Funfun karşımdaydı: “Salut Marquis d’İstambulin; Konyaaltı placı pek kalabalıktı. Ahali placa hücum etmiş, vatandaş denize giremior. Ben de sinemacıların ve media mensubînin kaldığı beş yıldızlı hotele yerleşdim. Havuz suyu sıcaklığı trés magnifique!” dedi.

“A bon!” dedim. Peki hani siz Antalya Film Festivali hakkındaki tulûatın menşeini tetkik etmeye, malumat derdest etmeye gitmişdiniz oraya, deyu soracak oldum. “Ayol Marquis, siz bu asrı anlayamayacaksınız bir türlü! Burada tetkik böyle yapilior! Birazdan jüri mensubları da havuz başına inicek. Birlikde “brain storm” yapicaz! Size hadiselerin mufassalını bilahare aktarırım. Entelijansiyayı bilmez misiniz işte; her şey aynıdır. Önemli mevzular havuzbaşında konuşulur.

“Desene Antalya’da da okka dört yüz dirhem!” dedim. Pek taze bittabi! Hiçbir şey anlamadı etdiğim lakırdıdan. Şlap diye bir ses duydum tilifonda. İhtimal; o lahza Funfun kızımızı havuza atdı jüri mensubî sen’atcılar. Bari biraz daha kapalı bir bikini giymiş olsa deyu rabbime yakardım tilifonu kapatırkene. Fitnat pis pis bana bakdı.

Ahval-i Entelijansiya

marquis d’istambulin
Dersaadet, Teşrinievvel 2012

Yurt Kültür’ün 6 Ekim 2012 tarihli nüshasında yayınlandı. Yurt Kültür yöneticilerinin özel izniyle gazetedeki yayım saatinden 48 saat sonra iktibas edildi.

Marquis d'Istambulin

Comments are closed.