Müzikle erken, kemanla geç tanışan bir müzisyenim ben… Bu yüzden Paganini yorumlamak için oldukça keç kalmış olduğumu baştan söylemeliyim. Oysa Paganini yorumlamak, hatta onu dinlemek, sadece benim için olmayan büyülü bir durumdur. Bazen en yetkin keman virtüözleri bile tıkanıverir paganini yorumlarken.
Aynı yüzyılı onunla birlikte yaşamış olan insanların bile, Paganini’nin adını anarlarken istavroz çıkardıklarını yazıma başlamadan önce bir not olarak buraya kaydedeyim: Çünkü o paganini’ydi; şeytanın kemancısı, melodi büyücüsü, müziğin efendisi.

Gelmiş geçmiş en büyük keman virtüözlerinden biri olarak anılan Paganini; 27 Ekim 1782’de Ceneviz’de, Antonio ve Teresa Paganini‘nin oğlu olarak dünyaya geldi. İlk müzik derslerini beş yaşındayken tersane işçisi olan -ve aynı zamanda keman da çalan- babasından aldı. 11 yaşına geldiğinde müzik eğitimini ilerletmek üzere Parma‘ya giden Paganini, Giovanni Servetto ve Alessandro Rola gibi önemli isimler tarafından çalıştırıldı ancak bu süreç çokta uzun sürmedi. Zira kendisi o kadar üstün bir yeteneğe sahipti ki, bu önemli müzisyenlerin bile onun müziğine katabileceği pek bir şeyleri yoktu. Çalışmalarına kendi başına devam eden Paganini bir süre sonra, on üç yaşına geldiğin de bir keman sanatçısı olarak olgunlaşmış ve kendisini ilk konserine çıkmaya hazır hissetmeye başlamıştı.

“Ün, çoğu zaman bozulmayı da beraberinde getirir.” deyişini sanki yeniden doğrular gibi Paganini de; hastalıklarla geçen çocukluğunun, aile baskısının, sahip olduğu üstün yeteneğinin oldukça genç yaşlarda kendisine kazandırdığı bu şan ve şöhretin beraberinde getirdiği aşırı varsıllığı kaldıramadı. O zamanlarda haklı olarak kazandığı ününe kumarbazlık, serkeşlik ve ayyaşlıkta eşlik etmeye başladı. Hatta onun bir konser öncesinde stradivarius kemanını kumar da kaybettiği ve aynı konsere bir tüccarın hediyesi olan Guarnerius bir kemanla çıktığı bilinir, hatırlanır. bu dönemden sonra tüm müzik yaşamında Paganini’ye sadakatle eşlik eden enstrüman halen Cenova’da sergilenmektedir.

Ancak o güne kadar bir insanda görülmemiş üstün keman tekniği ve yeteneği, verdiği muhteşem eserler Paganini’yi halkın gözünde sempatik ve sevilir yapmaya yetmedi. Fiziksel yapısındaki çirkinlik, kırık dökük dişleri, zayıflığı ve çarpık iskelet yapısı onun hakkında bir çok söylencenin halk arasında dolaşmasına sebep oldu. İnsanlar için acaip bir varlıktı Paganini. Kimine göre o, ruhunu şeytana satmıştı, kimisine göreyse elindeki arşeyi bile şeytan yönetiyordu. Çoğunluk için korkunç bir büyücüden başka bir şey değildi Pananini. Bu garip inanışlar ölümünden sonra da devam etmiş, sırf ölmeden önce günah çıkartmayı kabul etmediği için mezarına kutsal toprak dökülmemiş, hatta cenazesine uzun yıllar boyunca -1926’ya kadar- gömülecek yer verilmemiştir.

Şüphesiz ki, çağının çok ilerisinde bir müzik adamıydı o. Bu tarifsiz keman tekniğinin altında yatan aslında çok daha acılı başka bir gerçeği vardı Paganini’nin. Marfan sendromu adı verilen kalıtsal bir bağ dokusu hastalığına sahip olan sanatçı bu hastalığınun olumsuzluklarını müziği için avantaj olarak kullanarak, yetkinliğini ileri bir çalma tekniğiyle donatmıştı: Ve onun normalden fazla uzun kemikli ve esnek parmakları, kemanını konuştururken pek çok pozisyon geçişlerine gereksinim duymuyor, imkansız gibi görünen pasajları rahatlıkla çalabiliyordu.

Cinselliğe aşırı düşkünlüğüyle de nam salan sanatçı, tüm fiziksel olumsuzluklarına rağmen pek çok kadınla ilişki kurmuş bununla birlikte yalnızca 1825 yılında birlikte turneye çıktığı Antonia Binachi‘den Cyrus Alexander adında bir çocuk dünyaya getirmiştir. Buna rağmen oğlunun annesiyle evlenmeyerek, bir eş olmayı tercih etmemiş fakat iyi bir baba olmaya çalışmış, hayatının sonuna kadar oğlu ile ilgilenmiş ve elbette oğlunu da müzisyen olarak yetiştirmiştir.

Müzik dünyasının otoritelerinden bir kesim Paganini için “Gelmiş geçmiş en büyük virtüöz” derken, bir diğer kesim ise “Artık ondan daha iyileri de var” tezini savunmakta. Her ne kadar müzik dünyası iki ayrı görüşe sahip olup bölünse de, başdöndürücü yorumu ile bizler için hâlâ inanılmaz bir müzisyendir Niccolo Paganini.
Ancak yine de herkesin bildiği ve kabul ettiği gibi keman icrasında iki dönemden bahsetmek mümkün. Bu dönemleri; Paganini’den önceki P.Ö. ve Paganini’den sonraki P.S. dönemleri diye adlandırmak yanıltıcı olmasa gerek.
Bununla birlikte yine bir gerçek daha var ki; keman sanatçılarını da yorumlarıyla ikiye ayırmak mümkün: Keman çalanlar ve Paganini çalanlar
Paganini çalanları örneklemeye kalkıştığımızdaysa aklımıza ilk anda gelen “Belli başlı Paganini yorumcuları arasında İtzhak Perlman, İlya Gringolt, Hilary Hahn, Shlomo Mintz, Leonid Kogan, yehudi Menuhin, Zino Francestatti ve David Garrett yer almakta.” dememiz yanıltıcı olmayacaktır.

Virtüözite kavramını müziğe kazandıran bu keman cambazı, staccato ve pizzicato çalma tekniklerini bambaşka bir boyuta taşımıştır. Özellikle yoğun romantik temalarla bezeli 24 Caprices‘i keman dünyasında eşsiz bir yere sahiptir.
Paganini ne büyük orkestra ne de minyatür müzik bestecisidir. Onun eserlerindeki teknik zenginliğe de başka eserlerde rastlamanız pek olası değildir. Çünkü iç dünyasındaki hezeyanları bir türlü bastıramayan, kendisine sürekli acıma halinde bulunan Paganini müziğinde de doğallıkla hep kendi ruhsal iniş çıkışlarını yansıtmıştır.

Sanatçının fırtınalı yaşam, yoğun cinsellik, hezeyanlar, içki, kumar ve düşkünlük hallerinin sürüklediği melodi dolu yaşamı 27 Mayıs 1840’ta Fransa’da ve elli sekiz yaşındayken gırtlak kanserine yenik düşmesiyle sona erdi ve son sözleri “Artık Kendimi Bırakıyorum…” oldu.

Hayatı filmlere konu edilen Paganini’yi şüphesiz ki en iyi anlatan film Klaus Kinski‘nin kendi çektiği ve başrolünü oynadığı “Paganini” adlı yapımdır. Müzikte geldiği noktayı tek başına ne çalışma, ne bilgi, ne de yaşadığı çağda insanların inandığı gibi şeytanla yaptığı pazarlığa bağlayamayız.
Belki hepsinin toplamıydı Paganini. Kimbilir…

Her daim müzikle olmanız dileğiyle ….

Gülce Ataseven

Comments are closed.