8.3 Meraklısına

“Bu gece bir randevum var” hatırlatması günler öncesinden aklımın bir köşesinde kıpırdanmaya başladığından beri heyecanlıydım. Gün’ü ve o günü önemli kılanı hatırda tutmak için yaptıklarımız bazen hatırlanması istenilen şeyin de önüne geçiveriyor.

Amaç, Cüneyt Türel Sahnesi’nin yer aldığı ve oyunun oynanacağı Halep Pasajına ulaşmak iken Taksim’in karmaşası, randevuya zamanında yetişme telaşıyla el ele tutuşunca zavallı ben Halep Pasajını ararken, her zaman çay içmeğe gittiğimiz, Suriye Pasajında kendimi buluverdim.

“On dakika var oyuna. Buradan Maya Sahnesine beş dakikada giderim. Bir çay alabilir miyim lütfen!

Sonra kendimi bu karışıklıktan kurtarıp, Cüneyt Türel Sahnesine ulaşıp, rahat koltuklardan birine  bırakabildim kendimi. Sahnedeki oyuncuların performanslarındaki coşku ile kendimi tiyatronun büyüsüne kaptırmam uzun sürmedi. Ölüm diyalogları huzurlu koltuklarda izlenmesi gereken bir oyun. Fuaye alanında Ölüm diyaloglarının yazarı ve oyuncusu Sibel Hanım ve Ölüm diyaloglarının bir diğer oyuncusu olan Sibel hanım’la yaptığım sohbet…

‘Evet evet, Tiyatro Si’s ekibinde iki Sibel Hanım var ve ikisi de olağanüstü kişilikler’ diye hatırlatayım hemen.

Sohbetimiz,  bu iki sanatçının açık yürekli ve samimi ilgisiyle devam ediyor…

 

Merhaba Tiyatro Sis, güzel bir oyun izledik sağ olun var olun.Tiyatro Si’s nasıl doğdu, biraz kendinizden ve tiyatroya bakış açınızdan bahseder misiniz?

Sibel Yıldırım Özer: Sibel’le dostluğumuz okul yıllarına konservatuara kadar dayanıyor.  Sibel benim üst sınıfım, o yüzden birlikte parçalar çalışıyorduk, genelde sınıf arkadaşları birlikte çalışır ama biz Sibel’le çalışırdık. Bu yüzden aramızda bir dostluk doğdu, oyunculuk olarak da uyuşmaya başladık. Son iki, üç seneye kadar profesyonel anlamda çok iş yapmadık ama hep birbirimizin yanındaydık. Sonra ben Tiyatro oyunları karalamaya, yazmaya başladım ve bunları ilk kez Sibel’e okuttum. Ama biz;  işe grup kurmayla başlamadık, elimizde bir metin vardı ve ‘onu nasıl sahneleştiririz’den yola çıktık. Bu oyun kurma fikri sonrasında tiyatro kurma fikrini geliştirdi. Böylelikle Tiyatro Sis’in macerasına başladık.

Özel bir tiyatro grubu olarak, seyircinin ilgisini nasıl buluyorsunuz?

Bir özel tiyatro olarak; Şehir ve Devlet tiyatroları gibi, salonlarımızı çok dolduramıyoruz ama son yıllarda, Beyoğlu’ndaki küçük gruplara, özellikle genç seyircinin çok fazla ilgisi var. Mesela; özel tiyatroların duayenlerinden Ferhan Şensoy ya da Müjdat Gezen’in tiyatroları tam olarak dolabiliyor ama bizim gibi genç bir tiyatro grubunun da seyircisi genç ve yeni bakış açılarına da talepleri yoğun. Bu akşam ki oyunuzda yüz kişilik salonumuzun altmış küsur kişisi yani yarısından fazlası doluydu. Bu da ilk oyunumuz olması açısından güzel bir gelişme olarak bizi mutlu etmekte.

Tiyatro Sis’i diğer gruplardan ayıran tiyatro anlayışınız nedir, bir tiyatro anlatımız var mı?

Diğer gruplardan şöyle farklıyız, böyle farklıyız demeyi kişisel olarak sevmiyorum ama benim yazar olarak yazım şeklimin ‘klasik metinler olmayışı’ ayrıcalıklı ya da olumlu bir şey midir onu bilemiyorum. Ama şunu biliyorum ki; gelen seyirci açısından negatif eleştiri almıyoruz ki; buna açık olduğumuzu hatırlatmak istiyorum. Hatta kendi aramızda, zaman zaman Sibel’in bu yazım tekniğime çok destek verip, zaman zaman da çatışmaya düştüğümüz oluyor. Gelen seyirci çok memnun olunca ben de yazdığım taraftan baktığımda şöyle hissediyorum: Eksik olabilir ama iyi bir iş yapılmış. Ben bir olayı sade bir şekilde anlatmaktan hem keyif almıyorum hem de aklım öyle işlemiyor, bu yüzden yazım dilimin de farklılığından bahsedebiliriz. Belki bazı cümlelerimi ağdalı buldunuz hatta bazen yönetmenimiz Ali’nin bile: “Bu ne biçim cümle Sibel, hiç anlamıyorum” dediği oluyor, onun klasik bir yönetmenlik anlayışı, benim yazım dilimle birleşince ortaya farklı bir oyun çıkıyor. Şu konuda çok rahatım yazdıklarım çok iyi bir elde yönetildi ve yetenekli oyuncular tarafından oynanıyor, bu da başlı başına bir fark aslında.

Haliyle, yazdıklarım seyirciyle ilk defa buluşuyor. Sabırlı olmak gerekiyor seyirci için. Ama oyuna gelen kişilerden ve dergilerde çıkan yazılardan olumlu eleştiriler aldığımız için bunun zamanla bir yere oturup, kendi farkını ortaya koyacağından da eminiz. Herkes yazabilir, çizebilir, oynayabilir, farklı olmak güzeldir, hani ne kadar farksa o, bilmiyorum. Onu bir ayrıcalık olarak kullanmak hoşumuza gitmez zaten ne kadar uğraşsa da kimse kimseye tıpatıp benzeyemez, herkes duruşuyla kendi farkını doğurur diye düşünüyoruz.

Ölüm Diyaloglarında; yaşamla -ölüm, ihanet edenle- edilen, çokluk ve teklik gibi zıt kavramlar üzerinden kadın- erkek ilişkileri sorgulanıyor. Oyununuzu kaleme alırken nasıl bir yol izlediniz veya oyunu bu zıtlıklar üzerine mi kurdunuz?

Sibel Yıldırım Özer: Bir kere içimde birikmiş gözlemlerim var. O yüzden önce zihnimde ben böyle bir hikâye yazmak istiyorum diyorum, sonra aklımdakileri birden kâğıda döküyorum. Bu bir süredir topladığım birikimle alakalı, belki beş sene sonra bu birikimlerim azalacak ve ben teknik bir şeyler yazmaya başlayacağım. Aklımda oluşan hikâye önemli benim için. Mesela bu oyunda  Aşk benim için çok önemliydi. Bir insana ne kadar katlanabilirsiniz, ne kadar katlanabilirsiniz ihanete? Her şey planlı olabilir mi, aşk zaten planlı mıdır? Gibi bir takım sorgulamalar vardı.

Oyununuzda mutluluğun da sorgulandığı söylenebilir mi?

Sibel Yıldırım Özer: Mutluluk anlık bir şey, yakaladın yakaladın. Mutluluğu yakalayamıyorsan yoluna devam et gibi bir şey söylenebilir aslında. Mutluluk, herkese göre değişen bir olgu. Ben çokta mutluluktan yana biri değilim, daha çok negatiften beslendiğimi düşünüyorum. Belki O yüzden çok yazıyorum. Sibel daha pozitiftir bana göre, daha keyfini çıkarabilir anın. Mutluluk bana acı verir mesela.

Zaten acısız sanat olmaz, acı çekerek beslenir yazarlar, ressamlar, oyuncular… …Oyun metnini ve karakterleri yaratma sürecinde ne gibi zorluklar yaşadınız? Kendiniz hem karakteri yazıp, hem de rolde çalışırken ve oynarken?

Sibel Yıldırım Özer: Yazdığım şeyi oynamak benim için çok zor oluyor, özellikle şimdi bir oyun daha yazdım, Onu da yine Ali Altuğ yönetiyor. Çok zorlanıyorum, hatta bu yazdıklarım da oynamasam daha mı iyi olur diyorum. Çünkü yazarken başka bir şey hayal ediyorum sonra kendimi oynarken oraya oturtamıyorum mesela. Çok çalışmam gerekiyor özellikle bu ikinci oyunda kadromuza üç kişi daha ekledik Ufuk, Sibel, ben, Devlet Tiyatrosu oyuncularından Görkem Yeltan, Fatih Sevdi ve Fatih Sönmez.

Sibel Taşçıoğlu: Sibel o kadar karmaşık karakterlerin, karışık duygularını yazıyor ki, çok ciddi bir hazırlık gerektiriyor bu, karakterlerin gözlemini yapmak lazım çünkü zor karakter yapıları var, inişleri ve çıkışları epey fazla, ama biz birbirimize o anlamda çok yardımcı oluyoruz. Tabii ki, Sibel yazdığı için; o daha yakın oluyor karakterlerine ve o anlamda çalışırken beni besleyip, doyuruyor. Keyifli geçiyor yani süreç. Yazdıklarına güvenmem, dostluğumuz ve ekip çalışması çok önemli.

Konu açılmışken yeni oyununuzdan küçük bir ipucu alsak?

Yeni oyun beş kısa bölümden oluşuyor ve başlıkları ahlak, mantık, aşk, seks ve evlilik. Hepsinde mükemmeli arayan insanlar bir yerde toplanıyor. Hikâyeleri bir yerde kesişip birleşen beş kısa oyun.

Rol dağılımını nasıl yapıyorsunuz?

Sibel Yıldırım Özer: Sibel’in oyunculuğunu ve yaşadıklarını bilip, yazdığım karakteri iyi oynayacağına güvendiğim için, ona göre rol yazıyorum. Yani bu anlamda roller biçilmiş kaftan oluyor ama yönetmenimiz ikinci oyunda Sibel’le rollerimizi değiştirdi. Yani ona yazdığım rolü bana, benim rolümü ise ona verdi. Bu oyunda ters köşeye düştük. Bakalım ne olacak merakla bekliyoruz.

Ölüme, öldürmeye, ölmeye ve yaşamaya dair kavramların ortasında duran bir “İnsan” var. Hayatın içindeki bu insanın ölüme bakış açısı ne?

Sibel Yıldırım Özer: Herhalde ben bu oyunu yirmili yaşlarda yazsam ölümle bu kadar kafayı yemezdim. Ama otuzundan sonra benim için varoluşu sorgulamalar çok fazla devreye girdi. Çok büyük acılar yaşamayıp, herhangi bir yakınımı kaybetmediğim halde; yaşamla ölüm çok ince bir çizgideymiş bunu anladım ve o çizgide gelip gitmeye başladım. O yüzden de yaşamda, ölüm dâhil her an her şeyin olabileceğini teorik olarak çok iyi kavradım bir şekilde. Hani oyunda da diyor ya: “Teoride pek şık, pratikte pek az.” Pratikte pek az olduğu halde, teoride kafam iyi işler. Severim büyük cümleleri, o yüzden de ölüm her an planlanmadan olabilecek bir şey olduğu için ve hayat planlı gibi durup, plansız yürütüldüğünden bu kavramlar bana çok yakın. Belki zaman zaman uç noktalarda da gezdiğim içindir bilmiyorum.

Nasıl bir Tiyatro arzuluyorsunuz, önce toplumumuz ve kendiniz için?

Sibel Yıldırım Özer: Bol seyircili. Her şeyden önce; seyircinin ve oyuncunun sabırlı ve seçici olması gerektiğini düşünüyorum tabii karşılıklı olarak. Sabır bu noktada, seyirci için daha çok oyuna gitmek, tiyatrocular içinse; birbirlerini izlemeliler gibi düşünülmeli. Tiyatrocular, birbirlerinin oyunlarını izlemiyor ve bunu ilgi çekici buluyorum. O kadar çok tiyatro okumuş, tiyatro kurmuş insanlar var ki, gitmiyorlar birbirlerine. Bunu çözebilmiş değilim. Hâlbuki daha çok birbirimizi izlesek; birbirimize tahammül etsek ve sabırlı olsak… Hem sonra oyuncuların, yani bizim gibi yeni başlayan kişilerin hemen küsmemesi pes etmemesi gerekiyor tiyatroya. Biz Sibel’le çok çetrefilli yollardan geçtik bu işe başlarken ama şimdi bunun karşılığını iyi eleştiriler olarak alıyoruz ve bu her şeyden önemli. Para, pul, ya da dolu salondan ziyade oyunu izlemeye az kişi geliyorsa, oyuna gelen bu az sayıda kişinin kaliteli ve seçici bir tavrı olduğunu düşünüyoruz. Bugünün üç bilinçli seyircisi, yarın on üç, diğer gün otuz üç, daha sonra elbette ki kırk üç seyirciye ulaşacaktır.

Özetle seyirciyi yakalamak,  seyircinin oyundan keyif almış mutlu olmuş halde ayrılması çok önemli. Yirmi kişi de gelse, bizden memnun ayrılıyorsa o kişiler bizim için önemli olan budur.

Son bir soru o halde: Ölüm Diyalogları adını taşıyan ve sizin oyununuzla aynı içeriğe sahip olan bir gazete çıkartsaydınız eğer, gazetenizin manşetinde ne yazardı?

Sibel Yıldırım Özer: Bunu hiç düşünmedim, bilmiyorum. Ama ben oyunu yazarken isminin hemen “Ölüm diyalogları” olması gerektiğine karar vermiştim. Hatta insanlardan oyun adının karamsar olduğuna dair eleştiriler de aldım, “Değiştirseniz…” dediler ama ben oyunu oldukça iyi anlattığını düşünüyordum bu adlandırmanın.

Söyleşinin ardından, çaylarımızı içmeye ve off the record sohbete devam ettiğimizi belirtmek istiyorum. Ve güzel bir oyun seyrettiğimi, oyunun bana keyif verdiğini hissettim Maya sahnesinden ayrılırken.

İlgili Bağlantılar

Ölüm Diyalogları: Ölüm Diyalogları
Tiyatro Si’s resmi web Adresi: Tiyatro Si’s
Facebook: Tiyatro Si’s
Twitter: Tiyatro Si’s

Söyleşi Hakkında

Overall Score

Share this on WhatsApp “Bu gece bir randevum var” hatırlatması günler öncesinden aklımın bir köşesinde kıpırdanmaya başladığından beri heyecanlıydım. Gün’ü ve o günü önemli kılanı hatırda tutmak için yaptıklarımız bazen hatırlanması istenilen şeyin de önüne geçiveriyor. Amaç, Cüneyt Türel Sahnesi’nin yer aldığı ve oyunun oynanacağı Halep Pasajına ulaşmak iken Taksim’in karmaşası, randevuya zamanında yetişme telaşıyla el ele tutuşunca zavallı ben Halep Pasajını ararken, her zaman çay içmeğe gittiğimiz, Suriye Pasajında kendimi buluverdim. “On dakika var oyuna. Buradan Maya Sahnesine beş dakikada giderim. Bir çay alabilir miyim lütfen!“ Sonra kendimi bu karışıklıktan kurtarıp, Cüneyt Türel Sahnesine ulaşıp, rahat koltuklardan birine  bırakabildim kendimi. Sahnedeki oyuncuların performanslarındaki coşku ile kendimi tiyatronun büyüsüne kaptırmam uzun sürmedi. Ölüm diyalogları huzurlu koltuklarda izlenmesi gereken bir oyun. Fuaye alanında Ölüm diyaloglarının yazarı ve oyuncusu Sibel Hanım ve Ölüm diyaloglarının bir diğer oyuncusu olan Sibel hanım’la yaptığım sohbet… ‘Evet evet, Tiyatro Si’s ekibinde iki Sibel Hanım var ve ikisi de olağanüstü kişilikler’ diye hatırlatayım hemen. ohbetimiz,  bu iki sanatçının açık yürekli ve samimi ilgisiyle devam ediyor…   Merhaba Tiyatro…

8.3 Meraklısına

more
  • Tiyatro

    8
  • Tiyatro Söyleşiler

    8.5

İstanbul'da Sanat Ekibinden Seda Bulbul'un, Tiyatro Sis'in sahnelediği Ölüm Diyalogları oyununu izlemesi sonrasında Tiyatro Si's Kurucusu ve Ölüm Diyaloglarının yazarı Sibel Yıldırım Özer ve yine Tiyatro sis oyuncusu Sibel Taşçıoğlu ile Tiyatro ve Ölüm diyalogları üzerine yaptığı söyleşi; Hem Alternatif Tiyatro ve izleyicisi, hem de tiyatro sanatı hakkında doyurucu bilgiler içeriyor.

8.3

Akademik olarak grafik tasarımcı. Alaylı olarak da tiyatronun oyunculuk; sinemanın da yazarlık kısımlarıyla ilgili. Araştırma ve öğrenmeyi sever; Bir tarih ansiklopedisinde editörlük yaptı. Bir çok katalog ve kampanya çalışmalarında tasarımcı olarak yer aldı. Hafızası fotografik, bu da onu profesyonel anlamda sinemayla da bütünleştiriyor. Çocukla - çocuk, kediyle pembe kedi ve nokta

Seda Bulbul

Comments are closed.