Atilla Galip Pınar Farkında isimli üçüncü solo resim sergisi 24 Ocak’ta Galeri İlayda’da açtı.

Sanatçının varoluş, farkındalık, yalnızlık ve tutsaklığı yansıttığı, iç bulantısını ve yabancılaşmayı da sergileyen eserlerini merak ettiğimizden gittik gördük ve kendisiyle söyleştik.



Kendisine hem çalışmalarını hem de farkındalığı, sanatta özgürlüğü,  Sartre ve hiçlik kavramını sorduk. Biz sorduk Atilla Galip Pınar sizler için yanıtladı.

  • 3. solo serginizi “Farkında” temasıyla Galeri İlayda’da açtınız. ‘Farkındalık’ kavramı nasıl ortaya çıktı? Çalışma sürecinizden biraz bahseder misiniz?

Farkındalık’ kavramı, varoluş ekseninde ele alındığında düşünce trafiğimde büyük yer kaplayan ve eserlerimin düşünsel temelini oluşturan öğelerin en önemlilerinden biridir… Bu bağlamda sergimin temasının seçimi, zorlamasız, doğal bir akışın sonucudur… Üretim sürecinde ise,öncelikle zihnime düşen imgelerden seçim yaparak, yapıt olarak  gerçekleştireceklerime karar veririm. Bu imgeler tüm düşüncelerimin, yaşanmışlıklarımın, hissettiklerimin birikiminin bir potada eritilip süzülmesiyle oluşur. Daha sonra işin teknik ve maddesel kısmı başlar… yapıtlarım, zihnimdeki imgelerin malzemenin ve resim dilinin  etkisiyle şekillenmesi sonucu oluşur.

Sanat özgürlükle başlar peki ya farkındalık?

Varoluşsal anlamda özgürlük tam bir yanılsamadır. İnsan özgür değildir… Şüphesiz sosyolojik anlamda, dünya adını verdiğimiz  kürenin içerisinde, diğer insanlarla etkileşim açısından özgürlük vardır ve değerlidir… Fakat meseleye insanın varoluş içerisindeki konumu olarak baktığımızda, bireyin özgürlüğünün hiçbir şekilde mümkün olmadığı görülür. İnsan yaşamaya ve ölmeye tutsak edilmiş, başı ve sonu belli olan, neler yapıp neler yapamayacağına dair sınırları çizilmiş bir varlıktır… Bu tutsaklığı fark ettiği anda bireyin uyanışı başlıyor esasen…

  • Çalışmalarınızda varoluşsal sıkıntılarımıza da vurgular yapıyorsunuz…

Şüphesiz… bireyin varoluş karşısındaki çaresizliği, yalnızlığı, tutsaklığı ve bunun farkındalığının yarattığı sıkıntı, tedirginlik, bulantı .vs. tüm üretimimin kavramsal temelidir…

  • Resimleriniz büyük bir titizlikle hazırlanmış, vuruşlar ve baskın renk kullanımları da bu sıkıntıyı anlatıyor…

– Genel olarak titiz ve detaycı bir insan olduğum söylenebilir. Sanırım bu çalışmalarımı da yansıyor… ayrıca eserlerim, yapısından dolayı titiz ve disiplinli bir çalışma sürecini gerektiriyor. Duygusal enerjisi yüksek fakat bayağı olmayan renkleri ve formları kullanmayı tercih ediyorum. Tepkisiz, ruhsuz, tabiri caizse mıymıntı insanları da bu tür yapıtları da sevmem… doğal olarak işlerim de bunun tam zıttı bir ruh halinin yansımaları görülüyor. Özel olarak bir duyguyu örneğin varoluşsal sıkıntı’ yı anlatmak için hangi rengi kullansam diye düşünmem… renkler ve formlar kavramsal altyapının etkisiyle kendiliğinden gelir ve ben içlerinden uygun olanı tercih ederim.

  • Dünya büyüdükçe içimizde küçülüyor, daha fazla okudukça kabuğumuza çekiliyoruz öyle değil mi?

İçe kapanma, kendini diğer insanlardan soyutlama ve sosyolojik bir yalnızlaşma, okuyarak ve araştırarak elde edilmiş bir farkındalığın olmazsa olmazı değildir. Bu bağlamda meseleye psikolojik yalnızlık üzerinden bakmak daha doğru olacaktır…

  • ve bir sorgulama süreci başlıyor…

   –Düşünmek ve sorgulamak, insanın tek gerçek silahı… sorgulamayan insan tamamen savunmasızdır.

  • Sartre hiçlikle ilgili: “Kişinin sınırsız seçme özgürlüğü hakkında aslında hiçbir rehber yoktur ve insan dünya karşısında yapayalnızdır.”  Bu konuda Sartre’ı haklı çıkarabilir miyiz?

İnsan, varoluşsal tutsaklığıyla beraber gelen mutlak bir yalnızlığın pençesindedir… Geri dönüşü olmayan, çetrefilli fakat kişiye sosyolojik anlamda bir ‘iyilik’ katacak olan bir yola girersiniz ya da farkındalık yoksunu, açgözlü, kibirli, sığ günümüz insanlarından biri olursunuz…

  • Ne yazık ki birçok şey hala fark edilemiyor…

Maalesef… bırakın varoluşsal farkındalığı basit sosyolojik; ‘dünyevi‘ olaylarda bile insanların aymazlığı ürkütücü boyutta… bu aymazlık, açgözlülük, hırs, kibir ve doğaya olan düşmanlıkla harmanlandığında insan giderek daha karanlık bir varlığa dönüşüyor…

  • Şehir yaşamı, teknoloji, hızlı tüketim bizi gittikçe yalnızlaştırıyor. Bu durumdan da bahsediyorsunuz…

Evet… doğadan kopmuş, açgözlü ,kibirli, sığ günümüz insanının  yansımaları da eserlerimde görülür. Şehir hayatında, tek derdi kısa yoldan köşe dönmek olan, geçiciliğinin zerre kadar farkında olmayan, teknolojik oburlukla adeta mutasyona uğramış bir yığın insanla aynı ortamı paylaşıyoruz…

  • Resimlerinizde hayvanlar da korkarak ve ürkekçe bakıyorlar, tıpkı insanların onlara baktığı gibi…

Bu tasvirler ile bireyin tedirgin, yüreği ağzında ruh halinin  yansıtıldığını söyleyebiliriz. Söz konusu unsurların bu şekilde tasvir edilmesi eserlerimde yer alan genel bir ‘teyakkuz‘ halinin yansımaları…

  • Daha önceki çalışmalarınızda da benzer konuları ön plana çıkardınız. Hayvan ve insan figürlerini belirli bir sarmalın içinde kullanımızın nedeni nedir?

Daha öncede belirttiğim gibi, resimlerde görünün imgeler zihnime belli bir birikimin sonucu olarak kendiliğinden düşerler İnsanlara şunu anlatayım dolayısıyla şu formu kullanayım diye düşünmem, bu tür bir yaklaşım yapay, samimiyetsiz sonuçlar doğurabilir… Fakat eserler tamamlandıktan sonra bir okuma yapıldığında, yapıtlarda birbirleriyle bağlantılı bir kavramsal altyapıya ulaşıyoruz… bu altyapı doğrultusunda, eserlerimde kullandığım sarmallar, ‘mesele’nin girift, çetrefilli  yapısını vurguluyor…

  • Bizi bu sıkışmışlığa mahkum eden şeyler neler?

Bu mahkumiyet, doğduğu andan itibaren insanoğlunun içerisinde bulunduğu bir durum… Belki kişi ,sosyolojik ve psikolojik farkındalığıyla bu mahkumiyeti daha katlanılır bir hale getirmeyi başarabilir, fakat mutlak bir özgürleşmenin, en azından algı düzeyimize göre düzenlenmiş bu boyutta gerçekleşmesi mümkün değil…

  • Şehir insanları neleri ıskalıyor ya da fark edemiyor?

Şehirde insanların etrafı daha fazla maddesellikle çevrili oluyor… doğa ile bağları tamamen kopuk, dolayısıyla tüm yaşantısına etkisi oluyor bu durumun. Yediğimiz, gördüğümüz, soluduğumuz her şey yapay ve mevcut muktedirlerin hırs ve aymazlıkla yaptıkları doğa katliamları bu durumu  daha da kötüleştiriyor.

  • Yakın dönemde farklı konularda çalışmalarınız olacak mı?

– Önümüzdeki dönemde zihnimde olgunlaşma sürecinde olan yapıtları gerçekleştireceğim… üretim anlayışım sürekli yenilenme ve sorgulama üzerine kurulu olduğu için farklı işler ortaya çıkacaktır. Fakat bu farklar,derin altyapı değişiklikleriyle beraber gelen savrulmalar şeklinde olmayacak şüphesiz…

Aydan Öksüz

İlgili Bağlantılar: Atilla Galip Pınar – Farkında  3. Solo Resim Sergisi Haberimiz, Galeri İlayda

Kültür&Sanat ve mimarlık alanında iletişim danışmanlığı yapıyor. Çeşitli üniversite ve kurumlarda iletişimin değişen sürecini anlatıyor. Nicelik ve nitelik savaşında, iyi bir insan olmak gerektiğine inanıyor. Şiir okusak iyi gelecek, birbirimizi anlayacağız diyor. Soru sormayı, farklı bakış açılarını bir araya getirmeyi seviyor. medyaloji.net, halklailiskiler.com gibi çeşitli yayınlarda ve dergilerde sektörel yazılar yazdı. Fotoğraf çekti, sergiler düzenledi. Aykırı Akademi’de söyleşiler yapıyor. Deneme ve mektup okumayı çok seviyor. İnceleme, eleştiri, öykü türünde yazılar yazıyor.

Aydan Öksüz

Comments are closed.