Ben hürriyetimi seviyorum! diye haykırmış bir ressamı sahnede söyletmek fikri güzel değil mi?



Tiyatrodor, yalnızlığını paylaşmak istemeyen, özgürlüğüne el sürülmemesi için büyük bedeller ödeyen sıra dışı ressam Fikret Muallâ Saygı’nın yaşam serüvenini sahneliyor. Murat Şen’in yazıp oynadığı Emre Kınay’ın yönettiği tek perdelik oyun El Bohem: Fikret Muallâ bir saat süren bir yolculukta ressamın halet-i ruhiyyesini ortaya çıkarırken, Fikret Muallâ hem sahnede hem de akıllarımızda ne eksik ne de fazla kalıyor.

Oyundaki bu dengenin sahnedeki sadelikle de uyum gösterdiğini özellikle belirtelim: Demir parmaklıklı bir yatak,sandalye, natürmort bir tablo ve içki şişeleri. Fotoğraflarından alışageldiğimiz pejmürde hali, kendisine birkaç beden büyük gelen ceketi, beyaz atleti, boynunda iğreti duran fuları, dağınık saçları, alkolden kızarmış gözleriyle karşımızda kanlı canlı bir Fikret Mualla seyrederken aklımdan şunlar geçiyor: 1903 yılında Kadıköy Moda’da dünyaya gelen ressamla, doğumundan 113 yıl sonra aynı mekânda bir aradayım!

El Bohem: Fikret Muallâ, ressamın 33 yaşında Bakırköy Akıl ve Ruh Hastanesi’ne yatırılmasından başlayıp 60 yaşında Paris’te öldüğü döneme kadarki süreci gözler önüne sermekte.

12 yaşında sağ bacağının sakat kalmasıyla futbol tutkusu son bulan ressamın hayatına bundan sonra yön veren birçok olaydan bahsedilirken, resim çizme tutkusu değil özgürlük üzerine kurulu yaşamı ele alınıyor. Oyuncunun sadece bir sahnede eline fırçayı alıp, sonra hemen bırakması bunun en güzel örneği. Muallâ, hayatını geçirdiği şehirlerde de üzerinden geçtiği tuvallerde de plansız ve kaygısız hareket ediyordu, oluru ne ise oydu. Kişiye cebinde ne varsa o kadara sattığı resimlerinden içki almak için vazgeçmesi de bu yüzdendi.

Oyun da ressamın resim yapmasından çok, iç hesaplaşmalarıyla ve kafasındaki girift düşünceleriyle var olmasını başarılı bir şekilde sahneliyor.

Oyunun en can alıcı sahnesi, Fikret Muallâ’nın bir kartal ile kendisini özdeşleştirdiği sahneydi. Bir kartalı sağ bacağından bağlayıp niyet çektirmek için kullanan bir adamı anlatıyor Fikret Muallâ. Kartal aç bırakılmıştır ve müşteriye niyet çektikten sonra adam ona çok ufak bir ekmek parçası vermektedir. Ressam adama öfke duyduğu kadar kartala da bir o kadar üzülür: Ne muazzam mahlûktu şu kartal. Çatık kaşlarının altındaki gözler ‘Ben efendiyim! Kimsenin oyuncağı olamam!’ diyordu.

Fakat ressamın ruhunu temsil eden o özgürlük düşkünü kartalın başına gelenler yakında onun da başına gelecektir. Fransa’da sıkıntılarla geçen yaşamında ne kadar çok resim yaparsa o kadar çok barınma ve diğer ihtiyaçları giderilecektir. Bir nevi var olma savaşını kazanmaya çalışırken yok olmaya da başlayacaktır. Sanatını içki almak, ısınmak, hatta özgür kalmak için satan Muallâ, aslında yaşamı boyunca o çok istediği ve beslendiği yalnızlığı kadar hiçbir şeyin hasretini çekmemiştir.

Fikret Muallâ tablolarını bilirsiniz; kırmızı renk ağırlıklıdır ve kalabalıklar, güzel kadınlar ve onların hayat dolu ifadeleri yer alır. Gerçek yaşamı ile tabloları arasındaki uçurum oyun boyunca büyüyor. Oyuncu Murat Şen, Fikret’in ruh hallerindeki geçişleri seyircinin gözüne sokarak değil, ressamın her hangi bir anının doğallığı içinde yansıtıyor. Öyle ki, onunla aynı apartmanda oturan ve hiç sevmediği bir Fransız polisinin kapı önüne büyük tuvaletini yapacak kadar doğal hem de!

Mutsuzluğunu tablolarında hiç göremediğimiz ressamın bir türlü mutlu edemediği çılgın ruhuyla bir saat vakit geçirmek isterseniz El Bohem: Fikret Muallâ tek kişilik sahnesinde sizi bekliyor.

Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden mezun olmuş, aynı bölümde Amerikan Tiyatrosu alanında yüksek lisansını bitirmiştir. Deneme, akademik makale ve eleştirel yazılar kaleme almasının yanı sıra tiyatro oyunları çevirmektedir. Kültür ve sanat alanındaki çalışmaları takip eder, çeşitli yayın kuruluşlarında yazar ve röportaj yapar. Beykoz Üniversitesi’nde Öğretim Görevlisidir. Özel ilgi alanları Chicano/a Tiyatrosu ve Kızılderililerdir.

Aycan Gürlüyer

Comments are closed.