Notos Dergisi’nde yayımlanan Ekrem Işın röportajında sarf edilen bir tümce günümüzde edebiyatımızda gerçekleşmekte olan dönüşümü son derecede net bir şekilde açıklıyordu. Röportajında Ekrem Işın: “Gündemde olan akademik moda edebiyatçıyı edebiyattan kovmuştur.” diyordu.

Gerçekten de çarpıcı ve çok doğru bir tespit. Belki de artık edebiyat mahfillerinden; edebiyatçıların sıra dışı yaşamlarından, yürek söken yaşanmışlıklarından, olağan ötesi gözlem yeteneklerinden ve söyleyiş yetkinliğinden neşet eden somut bir edebiyat olmadığı için akademik diskur bu çok önemli alana yani edebiyata ağırlığını koymuş durumda.

Sultanın Kulları

Sultanın Kulları

Kuşkusuz akademiden üretilen edebiyat asla gerçek edebiyat değildir. Kuşkusuz gerçek edebiyat sokaktan, hayatın içinden, yaşam kavgasından, avangarddan, sıra dışı yazarların eşi benzeri olmayan hayallerinden, düşlerinden, imgelerinden ve çılgın yaratıcıların feragat dolu serüvenlerinden neşet eder. Edebiyattan anlayan kişilerin tartışmaya gerek bile duymadan onaylayacakları bu tanımlamayı nasıl olmuş da akademik moda kovabilmiştir? Nasıl olmuş da üniversitelerden, akademik çevrelerden ve kimi kariyer mecralarından vazedilen diskur insanlığın bu en temel kültürel motivasyonunu domine edebilmiştir?!

Gerçekten de uzun bir tartışma konusu. Bu tartışmanın derinliğine dalmadan kısaca şunu kaydetmek sanırım bizim konumuz için yeterli bir açıklama olacaktır. Post-modern çağ sanatının, piyasacılığın, kopyacılığın, iktibasçılığın, kolajcılığın, imaj ve imge tacirliğinin, medya pompalamaları ve yalan üretme mekanizmalarının her gün piyasaya sürdüğü binlerce “sahte edebiyat”(?!) ürünü; berbat roman, kötü şiir, yalancı duruş ve reklam kampanyası o denli nefret uyandırmıştır ki okurda; ortalama akademik yazınsallıkta zorunlu hareketler serisinden olan doğruculuk, kaynak belirtme, tez sahibi olma, tezi kanıtlama, nitelikli araştırma sahibi olma, bunları yetkin bir dille ifade etme ve neticede ortaya soğuk da olsa bir geçerliliği ve işlevi olan bilgi dağarcığı çıkarma makbul tutulmaya başlanmıştır.

Tüm edebiyatçılar kabullenmelidir ki bugünkü kokuşmuş ve tefessüh etmiş edebiyat ortamında akademik diskurun bu nedenlerle öne çıkması aslında son derecede anlaşılabilirdir.

Bu anlatımıza ve tezimize örnek teşkil edecek ve son zamanlarda giderek yaygınlaşan nitelikli akademik kültürel kitaplar yayınlayan yayınevlerine yeni bir tanesi daha eklendi. Verita Kitap markasıyla yola çıkan yayınevinin özellikle tarih alanında öne çıkan akademik tandanslı kitapları dikkat çekici. Bunlardan Nida Nebahat Nalçacı’ya ait olan Sultanın Kulları (Erken Modern Dönem İstanbul’unda Savaş Esirleri ve Zorunlu İstihdam) adlı eser bu türden kitaplara mükemmel bir örnek teşkil etmekte. Soğuk ve mesafeli bir dille yazılmış olsa da olağanüstü özenli editoryal hazırlık süreci; ağırbaşlı ve ciddi sunumu, doğruluk ve bilimsellik temelli yazınsallığı ile kitap bize insanların neden son zamanlarda akademik kitapları edebiyat yapıtlarında daha çok tercih ettiklerini anlatan bir numune gibi.

168 sayfalık kitap öylesine tutkulu bir bilimsellik ve ciddiyet içeriyor ki neredeyse sayfa sayısının yarısı kaynakçalar, referanslar ve dipnotlara ayrılmış. Anlatım dili akıcı ve ustalıklı olmasa da çabalı, hatasız ve emekli. Kitabın bir yüksek lisans tezinden yola çıkarak hazırlandığı açık açık belirtilse de akan metinde bunun zaman zaman ifade edilmesi bazen hızımızı kesiyor ve kitaba verdiğimiz krediyi birazcık kısıyor. Ama konu öylesine enteresan, merak uyandırıcı ve bilgilendirici ki tüm bu gençlik dönemi yazım acemiliklerini bir kenara bırakıp mevzulara gömülüyoruz. Gerçekten de eskiden hiç eksik olmayan savaşlarda esir alınan, forsa edilen, hizmete alınan binlerce, on binlerce insancığın hal-i pür melâli neydi? Ne yer ne içerlerdi? Nerede kalır, nasıl yaşar, nasıl ölürlerdi? Hangi işkollarında istihdam edilirlerdi? Özgürlüklerini elde edebilirler ya da kaçabilirler miydi? Kaçmaya kalkıp da yakalanırlarsa başlarına neler gelirdi? Fidye müessesesi nasıl çalışırdı? Sultan’ın ya da sarayın hizmetine alınanların durumu neydi? Bunlar istihbarat amacıyla nasıl kullanılırlardı? Yaşlandıklarında ne olurdu? Bütün bu sistem nasıl işlerdi?

İşte Nida Nebahat Nalçacı titiz ve çalışkan bir akademisyenin tutkulu çalışmasıyla; nasıl yapıp da edebiyatçıların imge ve yaratıcılık, düş gücü ve betimleyicilik gibi yetilerinin ortaya çıkarabildiği roman, öykü, oyun vs. gibi telif edebiyat yapıtlarından daha ilgi çekici bir eser ortaya koyulabileceğini gösteren bir yapıt yazmış bize.

Bakalım ve ders alalım. Akademisyenler öne geçmiş; edebiyatçılardan rol çalmış olabilirler. Neden ve nasıl olmuş bu? Hadi bunun üzerinde düşünmeye başlayalım! Nida Nebahat Nalçacı gibi ciddi akademisyenlerin kitapları dikkatle okunarak bu işe başlanabilir. Sultanın Kulları’nı tarihe meraklı olan ciddi araştırmacı ve okurlara tavsiye ederim.

Hikmet Temel Akarsu
İstanbul, Mayıs 2015

Sultanın Kulları
“Erken Modern Dönem İstanbul’unda Savaş Esirleri ve Zorunlu İstihdam”
Nida Nebahat Nalçacı
Verita Kitap – 172 sayfa

Romancı, öykücü ve hiciv yazarı Hikmet Temel Akarsu 1960 yılında Gümüşhane'de doğdu. Dokuz yaşında ailesiyle birlikte İstanbul'a yerleşti. İTÜ Mimarlık Fakültesi'ni bitirdi. Mimarlık yapmayıp, kendini yaşam düşü olan yazarlığa adadı. Roman, öykü, deneme, makale, eleştiri, oyun ve senaryo yazarlığı da dahil olmak üzere edebiyatın hemen hemen her alanında ürün verdi. Sanatçı Pen Club, Türkiye Yazarlar Sendikası ve Mimarlar Odası üyesi olup halen İstanbul'da Sanat Ekibi'nin Sanat Danışmanlığı'nı sürdürmektedir.

Hikmet Temel AKARSU

Comments are closed.