Şairlerin yazdığı az sayıdaki öyküleri okumak bambaşka bir edebiyat yolculuğuna çıkarır insanı. Yaşamın şiir penceresinden algılanışı, şair yüreğiyle duyumsanışı üzerinden yepyeni ve farklı tarzda yazılan öykülere açılmak, bu öykülerdeki şiir izlerini keşfetmek, imgelerin ardına düşmek, edebiyata gönül verenler için keyifli bir okuma serüvenidir. Şairliği ile öne çıkan Onat Kutlar’ın, Ülkü Tamer’in, Sabahattin Kudret Aksal’ın, Hulki Aktunç’un… daha birçok edebiyatçının yazdığı öykülerin şiirleri kadar değerli olduğu düşüncesi, çoğumuzun katıldığı bir gerçeği yansıtıyor. Orhan Veli’yi de bu adlar arasında anmak yerinde bir tespit olacaktır.

Orhan Veli’nin 1947-50 arasında Tanin gazetesi, Seçilmiş Hikâyeler ve Yaprak dergilerine yazdığı öyküler, yakın zaman önce Hoşgör Köftecisi adıyla bir araya getirilerek yeni kuşak okurların beğenisine sunuldu. Kitapta şairin altı kısa öyküsünün yanı sıra, William Saroyan’dan Yaşasın Aşk adıyla çevirdiği bir öykü ve Orhan Veli Edebiyat Hakkında Konuşuyor başlığı altında bir gazeteye verdiği röportajın metni yer alıyor.

Her sayfasından yoğun yazınsal anlamlar devşirilen bu incecik kitapta, kısa öykü türünün Orhan Veli tarafından şairce yorumlanıp içtenlikle deneyimlendiği görülüyor. Kitaba adını veren ilk öykü, başlı başına bir Orhan Veli şöleninin şiirsel atmosferini duyumsatıyor. Şiir dizelerinden öyküye taşınan günlük yaşam ayrıntıları dikkat çekiyor; balıkçılar, motorcular, kayıkçılar, emeğiyle geçinen yoksul ama sevecen insanlar Hoşgör Köftecisi’nin mütevazı masalarında bir araya geliyor; içilen şarabın eşliğinde kendi hikâyelerini anlatıyorlar. O masalarda, yazar, anlatılan hikâyelerin ardına düşüyor, onlarda kendi düşlerini buluyor. Bir öykü evi gibidir Hoşgör Köftecisi; orada yaşamdan, yaşanmışlıklardan gelen canlı ve gerçek insan hikâyeleri kaynaşmaktadır. “O şarkılarda, o seslerde, o hikâyelerde büyük bir dünya vardı. O daracık dükkâna girerken kendimi seyahate, hem de büyük bir seyahate çıkan bir adam sanıyordum.” diyen yazarın dünyası, burada anlatılan hikâyelerle biraz daha zenginleşiyor.

Olayı kırsalda geçen Kan öyküsünün sonunda kimsenin kanının akmaması karşısında rahat bir soluk alıyor; Baharın Ettikleri’nde dönemin toplumsal koşullarının ustaca yansıtılmasındaki ve sınıfsal çelişkilerin dillendirilmesindeki güçlü söyleyişlere hayran kalıyoruz. Yer yer ironik üsluba ulaşan öykünün bazı noktaları Orhan Veli’nin ünlü Pireli Şiir’inin yergilerini çağrıştırıyor. Anlar üzerine kurulan bu öyküde kurmaca-gerçeklik ilişkisi ve çelişkisini gösteren; yazma süreçlerini okuruyla paylaşan yazarla karşılaşıyoruz.

Öğleden Sonra öyküsünde denizin, balıkçıların dünyasına, Orhan Veli’nin toplumsal dokundurmalarına tanık oluyoruz. Güneş batıp gün bittiği halde olayı sonuca bağlanmayan bu öykü, okuyanın zihninde iz sürüyor; yaşamın sürerliliğine paralel olarak öykü de okurda sürüp gidiyor.

İşsizlik öyküsünde işsizken mayonezli levrek hayali kuran anlatıcı (yazar), ironik ve bazen de mizahi söyleyişleriyle etkiliyor bizleri. Düşlerden düşlere atlayan, işlerden işlere koşan yazar, kendini gizlemeyip gerçek adını veriyor bu öyküde. Kurmacanın gerçeklikle, düşlerin yaşananlarla buluşmasından, farklı, zengin bir şiirsellik çıkıyor ortaya. Denize Doğru adlı metninde deniz-kara ikiliğini; bu ikilikten doğan çelişkileri gösteren yazar, denizden uzak kalmanın yarattığı etkileri öyle anlatıyor ki, onun Hürriyete Doğru şiirini içten içe duyumsuyor; ondan yankılanan seslere, o şiirden yansıyan imgelere açılıyoruz. Denize kavuşmanın yarattığı coşkulu duyguların lirizmi yüreğimizle buluşuyor. Bu öyküsünde de toplumsal çelişkileri vurgulamayı ihmal etmiyor Orhan Veli. Kitabın sonundaki söyleşide belirttiği gibi, edebiyatın halk kitlelerine bir şeyler söylemesini istiyor; çoğunluğun yani yoksul kesimin anlayabileceği ve onların meselelerinden söz eden bir edebiyattan yana olduğunu vurguluyor.

Hoşgör Köftecisi’nde yer alan öykülerin arka planında Orhan Veli şiiri soluk alıyor. Onun öyküleri de şiirleri gibi farklı, sıra dışı ve özgün. Kolay söylenmiş, kolay yazılmış gibi duruyor ama içinde insanlığa özgü bütün hallerin evrensel çizgilerini taşıyor bu öyküler. Yazar, rahat bir kurgulama gerçekleştiriyor, daha doğru bir deyişle kurguyu dert etmeyen öykülemeler yapıyor; yaşanan ânın içinde derinleşmeyi ve içtenliği önemsiyor. Anlatıcı ile yazarın özdeşimiyle sıkça karşılaşıyoruz bu metinlerde. Birinci kişi anlatımının olanaklarıyla yazar, öykülerinde kendi dünyasını şekillendiriyor; düşlerini, denizi, balıkları, kayıkları, kayıkçıları, yoksulluğu anlatıyor ve şiirsel- lirik söyleyişlerine yer yer eleştirel bir tonlama kazandırarak, toplumsal farklılıkların ironisini gerçekleştiriyor.

Orhan Veli’nin, şiirlerindeki dünyayı öykülerine taşıdığı ve kendi yaşamından karelerle bu öyküleri zenginleştirdiği gerçeğinden hareket edilince, şiirden öyküye, öyküden şiire gidip gelen bu metinlerin Orhan Veli’nin yazınsal evrenine güçlü bir ışık tuttuğunu belirtmek mümkün oluyor. Yazarın lirik söyleyişinin yer yer eleştirel-yergisel boyutlar kazanmasındaki yazınsal ustalığı keşfetmenin, zihinleri yepyeni çağrışımlara açacağını, ruhlarda bambaşka heyecanlar yaratacağını düşünüyor; edebiyat tutkunlarına Orhan Veli’yle Hoşgör Köftecisi sayfalarında buluşmalarını içtenlikle öneriyorum.

Hoşgör Köftecisi, Orhan Veli (YKY, 2014)

Hülya Soyşekerci

Comments are closed.