“Büyük, şirin ve hoş bu yaşadığımız dünya.
Bütün yaşama arzumuza rağmen, bin yıl da sürse ömrümüz, bir gün öleceğimizi biliyoruz.”

Bu cümlenin dizilişi ve anlamı beni ayrı büyülüyor. Bir çeviri olduğunu biliyorum. Güzel ve sade bir çeviri… Anlamı ise felsefe derslerimizde okuduğumuz ölüm ve yaşam birlikteliğine kadar uzanıyor.

Sözlerin sahibi Aso nine, Aso ninenin ana dili Kürtçe. Türkçe ‘de Asya demek.

“Ölüm bizim için var olmuş, biz de ölüm için” derken onun Levinas’ı bilmediği halde ondan farklı bir şey söylemediğini düşünüyorum.

Ölümün insani varoluşun “En kendine has olasılığı” olduğunu vurgulayan Levinas bu dünyadan ayrılmadan bir Amed (Diyarbakır) turu yapmalıydı belki de.

75 yaşındaki Aso ninenin bilgece sözleriyle oğlu Zekeriya Aydoğan’ın çektiği belgeseli izlerken tanıştım.

Aso nine, insana hem doğumunda hem de ölümünde eşlik eden iki ayrı mesleği bir arada yaparak ilginç bir yasam portresi çiziyor. İlk defa yakın arkadaşı Latife’nin doğumunda bulunarak ebelik mesleğine adımını atıyor ve çevresi tarafından iyi bilinen, sevilen bir ebe olarak bu mesleğini yirmi yıla yakın sürdürüyor. Yine aynı yakın arkadaşı Latife vefat edince, vasiyet ediyor, Aso’nun onu kendi elleriyle yıkaması için. Ve Aso artık ölü yıkayıcılığı yaptığı ikinci mesleğine de böylelikle başlamış oluyor. Yaşının da verdiği sıkıntıyla, son yıllarda bu mesleklerinden yalnızca birini devam ettirdiğini anlıyoruz belgeselden.

Filmin adı Kürtçe ŞILFÎTAZÎ, çırılçıplak demek. Daha uygun bir isim düşünülmezdi sanırım. Çıplak gelip çıplak giderken şu alemden, iki meslek için de anlamlı olmuş bir isim.

Hayatın insanı bir yerlere sürükleyip, ona bir meslek edindirmesi ne kadar güzel ne kadar da kendiliğinden ve özenilesi bir durum. Ne olacağım ben diye düşünüp kendini ararken zül olan bir kuşak için değerli bir ayrıntıdır bu.

Ve yabancılaşma…Bir türlü bir gruba dahil olamayan her işte eğreti yanlarını içine atan tutunamayanlar kuşağının çilesini çektiği en sızılı rahatsızlık…

Şilfitazi, Çırılçıplak Belgeseli

Şilfitazi, (Çırılçıplak) Belgeseli

Zekeriya Aydoğan, annesinin 75 yıllık ömrüne sığdırdığı bu iki meslekle olan diyaloğunu şöyle anlatıyor:

“Beni bu filmi yapmaya iten en güçlü sebep yıllar geçse de annemin yaptığı işe hiç yabancılaşmamasıydı. Yıllar sonra ölü yıkamaya başladığında her zamanki alışkanlığımla yüzünde bir ifade aradığımda, birbirinden farklı duyguların izlerini gördüm. Filmin estetik yapısını da bu duygular üzerine kurdum. Annem nasıl ki mesleğine yabancılaşmadıysa kameranın da karaktere, konuya, mekâna ve zamana yabancılaşmamasına çalıştım.”

Bir izleyici olarak yönetmenin bu amacına ulaştığını düşünüyorum. İzlediğim çekimlerin, anlatıların büyük bir doğallık içinde gerçekleşmesi, hatta Aso ninenin kendisine sorulanları, nerdeyse kamerayla daha önce bir tanışıklığının olduğunu düşündürecek kadar kendinden emin ve güçlü bir üslupla anlatıyor olması insanı hem gülümsetiyor hem de hayran bırakıyor.

Bu arada, Zekeriya Aydoğan ve Mezopotamya Sinema’nın ortak yapımı olan ŞILFÎTAZÎ, naçizane beğenimizi toplamasının yanı sıra önemli başarıları olan bir belgesel film.

İlk olarak, 2015’te gerçekleşmesi için yola çıkılan fakat Kültür bakanlığının ‘benim hoşlanmadığım filmi kimse izlemesin’ tavrından kaynaklı iptal edilmek zorunda bırakılan 34. Uluslararası İstanbul film festivalinde belgesel kategorisinde yarışmaya aday gösterilen başarılı filmler arasındaydı ŞILFÎTAZÎ de.

Neyse ki, bunun dışında dramatik bir şekilde iptal edilen başka bir festival olmadı da biraz hüzünlü başladığı yolculuğa daha umutlu devam etti.

İzmir’de düzenlenen 8. Ege Belgesel günlerinde ve 8. İstanbul Documentarist film günlerinde gösterime girmesinin ardından İtalya’da gerçeklesen 13. Ischa film festivalinde, 2015’in En İyi Belgesel ödülünü alarak Zekeriya Aydoğan ve ekibinin ilk belgesel filmleriyle iyi bir başlangıç yaptıklarını düşünüyorum.

Ve devamının gelmesini diliyorum elbette, hikayelerinin beyaz perdeden uzak kalmaması dileğiyle…

2006'da Ankara Üniveritesi, Dil ve Tarih, Coğrafya Fakültesi felsefe bölümünden mezun oldu. 2008'de Philadelphia'da Drexel Üniversitesi'nde ELS (ingilizce dil eğitimi) alarak, Drama Club'a katıldı. 2011'de Londra'ya taşınarak, Gloucestershire Üniversitesi'nde, lisan üstü eğitimini tamamladı.2015'te Istanbul'a yerleşti. 2013 ten beri Radikal blogta sinema, tiyatro, gündem vs üzerine yaziyor.

Özlem Atik

Comments are closed.