Bu yıl altıncısı düzenlenen İstanbul Opera Festivali, tarihsel operaların önemli bestecisi Okan Demiriş‘e ait Yusuf ile Züleyha operası ile 11 Haziran akşamı Süreyya Opera binasında muhteşem bir açılış yaptı.

Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen ve uluslararası düzeyde adından söz ettiren festival bu yıl opera eserleri ve bir gala konseriyle tamamlanacak.

Yusuf ile Züleyha, hepimizin çok yakından bildiği bir hikâyedir. Benim de opera halini sahnelerde defalarca izlemiş olduğum bir eser bu. Rollerini, aryalarını, düetleri ve koral bölümlerini oldukça iyi bildiğim bu eseri; dün gece de bambaşka bir keyifle izledim. Yusuf karakterini canlandıran tenor Yoel Keşap rolünü sahnede adeta yaşadı dersem abartmış olmayacağıma inanıyorum: Sanatçı muhteşem bir teknik ve oyunculukla bambaşka bir Yusuf karakteri izletti seyirciye. Züleyha rolüyle sahne alan soprano Burçin Savigne belki de en zor olanı hakkıyla başaran isimlerdindi yine. Neden mi en zor olanı başardı dedim? Anlatayım: Bilindiği üzere Okan Demiriş, bestelediği operalarda baş kadın rollerini neredeyse her zaman, eşi soprano Leyla Demiriş‘in ses rengine göre ayarlar da ondan. Burçin Savigne, oldukça başarılı bir soprano: Işıltılı ses rengi, üstün şan tekniği ve dramatik oyunculuğuyla izleyicisini kendisine hayran bırakıyor… Bayıldım kendisine…

Temsilde dikkat çeken bir diğer isim ise, Yusuf‘un kıskanç ağabeylerinden en büyüğünü canlandıran genç opera sanatçısı Alp Köksal‘dı. İlk perdedeki kısa rolüne rağmen sanatçıyı üçüncü perdede de yeniden izleyebilmek için seyirci neredeyse sabırsızlandı desem yeridir.

Yusuf ile Züleyha

Yusuf ile Züleyha, 6. Uluslararası İstanbul Opera Festivali’nden

Türk operaları içinde en bilinen ve en önemli eserlerin başında gelen Yusuf İle Züleyha,  her ne kadar dramatik bir aşk öyküsü gibi görünse de, içeriğinde bir çok unsuru barındırmakta. Özellikle Okan Demiriş‘in eserlerinde; halk müziğini, divan müziğini, gizemli İslâm ilâhilerini ve mehter müziğinden alıntıları kullanlandığını da göz önüne alırsak, eserin en önemli bölümlerinin aslında koroya ait olduğunu görürüz. İşte bu yılki festivali muhteşem yapan en önemli noktalardan biri de sevgili opera sanatçısı Kevork Tavityan‘ın şefliğini üstlendiği İstanbul Devlet Opera ve Balesi Korosu‘nun başarısıydı. İlk perde açıldığı andaki o koral bölüm, deyim yerindeyse tüylerinizi diken diken etmeye yeterliydi. Kuliste kendisine ayrıca teşekkür ettiğim Tavityan‘ı kutluyorum.

“Her gerçek sevginin bir bedeli vardır, bu bedel sevgi kadardır!” Oyunun finali olan bu sözler, aslında tüm oyunun da ana temasıdır. Ve evet, karşımızda bu sevginin bedelini ödeyen bir kadın kahramanın dramıdır sahnelenen; Yusuf’un güzelliğine aşık olan, ama reddedilen bir Züleyha. Tanrı aşkının, dürüstlüğün, sadakatin ve kadere boyun eğişin anlatıldığı bir görsel ve işitsel şölendir Yusuf ile Züleyha.

Bu değerli eseri, olağanüstü bir sahneyle bizlere sunan İstanbul Devlet Operası ve Balesini, değerli orkestra şefi Serdar Yalçın‘ı ve emeği geçen tüm ekibi ayrı ayrı kutlarken; Haliç Kongre Merkezinde 13. Haziran akşamı da Mersin Devlet Opera ve Balesi‘nin konuk olacağını hatırlatmak istiyorum. Tenor Bülent Bezdüz‘ün ayrı bir güzellik katacağı bu temsilde Romeo ile Jülyet operasının seyircisini büyüleyeceğini şimdiden müjdeleyeyim.

Her daim müzikle olmanız dileğiyle…

Gülce Ataseven

Comments are closed.