Yusuf Atılgan’ın, geride bıraktığı az sayıda eserden biri olan Anayurt Oteli‘nin, hiç kimse olabilmenin yazık oluş’unu yansıtan karakteri Zebercet’in, edebiyatımızın en başaralı karakterlerinden biri olduğunu düşünmek çok yanlış olmaz kanısındayım.




Bir kişilik olarak okura yansıtılan silikliğin, bu denli unutulmaz bir karaktere dönüşmesinin yazarının dehasıyla açıklanabileceği aşikâr. Yusuf Atılgan’ın unutulmaz karakterler yaratmadaki başarısının tartışmaya açık olduğunu düşünenler çıkacaktır elbette. Olasılık dahilindeki bu tartışmaları bir yana bırakırsak, bir okur olarak, bu karakterler içinde Zebercet‘in akıldan çıkmaz görünmezliğini anlamaya çalışmadan edemiyorum. Çabamın gözünü belli bir cümleye diktiğini de baştan söylemeliyim: “Dayanılacak gibi değildi bu özgürlük.

Anayurt Oteli

Anayurt Oteli-Yusuf Atılgan

Hikâye boyunca, Zebercet’in yapabilirlikleri çeşitli vesilelerle okura hissettirildikten sonra kurulan, ‘dayanılacak gibi değildi bu özgürlük’ cümlesinin Zebercet’i anlamak için iyi bir yol gösterici olduğunu düşünür dururum, hikâyenin akıldan uzak tutmakta zorlanılan kahramanını her hatırlayışımda.
O cümle çerçevesinden baktığımızda çıkan tablo şöyle: Olasılığın dayatmasına katlanamamak demek o cümle belki. Bir dolu olasılığa sahip olup, herhangi birini eyleme geçirecek güçten yoksun olmanın verdiği varoluşsal acıyı biliyordu Yusuf Atılgan ve bu bilgiyle hazırladı Zebercet’in sonunu. Öyle ya, olasılık ile eylem aynı şey değildir. Olanak ve eylemin farklı şeyler oluşu gibi. Birinin varlığı diğerinin zorunlu sonucu olarak çıkmaz karşımıza ve acı tam da bu noktada doruğuna ulaşır. İnsan olmanın ve bir kişi olamamanın acısı. Bu yüzden Zebercet, görünürlüğü flu bir varoluştur. İnsanlar onun varlığından haberdardırlar tıpkı orada olduğunu bildiğiniz ve tam da bu yüzden durup bakma ihtiyacı duymadığını bir sehpa biblosu kadar vardır Zebercet diğer insanlar için.
Beteri, Zebercet için Zebercet’in kendisi de böyle bir varoluştur. Zebercet için Zebercet, bir tül perdenin ardından görülebilen bir nesnedir. Nesne gibi davranır Zebercet kendine ve diğer tüm varlıklara. Hep belli bir mesafede, tuhaf bir bönlük ve umursamazlıkla Zebercet’in insani varoluşu bir gerçeklik değildir, bir olasılıktır aslında ve bu yüzden yaşadığı bir yabancılaşma değil; bir tamamlanmamışlıktır. Zebercet gerek fiziği gerekse kişiliği ile olmamışlığın; ham insaniliğin simgesidir. İç evreni ve dış dünyayla arasına gerdiği cibinliği andıran perde, tamamlanma ya da bütünlenme olanağını ortadan kaldırmıştır. Bu yarılık, bu yarım kalmışlık gerçekliğinden tam olarak emin olunamayacak yaşantı kırıntıları atar Zebercet’in önüne. Bir besleme olan annesinden miras kalan besleme yaşantısıdır onunki. Koynuna girdiğini fark etmeyen, cinsel birleşme esnasında bile uyumaya devam eden kadın kırıntıdır; otelin parasından kendi zarfına aktardığı birer liralar, kırıntıdır; horoz dövüşünde tanışıp, sinemada elini tuttuğu gençten oğlan kırıntıdır. Beterin beteri ise Zebercet’in kendisi kırıntıdır, insani bir kırıntı.

Zebercet-Macit Koper

Macit Koper(Zebercet) Anayurt Oteli Filminden

Gecikmiş Ankara treni ile gelip otelde bir gece konaklayan adsız kadın ise Zebercet’in kendisiyle arasına gerdiği tül perdenin orta yerine açılan kocaman bir yırtıktır ve o yırtıktan görünen Zebercet imgesi, kırıntı Zebercet‘e ‘dayanılacak gibi olmayan özgürlükler’inin olanaksızlığını sezdirmeye başlar. Yırtık giderek büyüyecek, Zebercet’in cibinliği küçülüp, daralıp varoluşunu gerçek boyutuna indirgeyecek bir korseye dönüştürecek; korse sıktıkça kırıntı Zebercet tamamlanmanın yolunu onu bir kırıntıya dönüştüren her şeyi yok etmeye yönelik eylemlere bulacak ve Zebercet önce onu Zebercet yapan dünyanın en göze batan öğelerini, ardından da kendi varlığını, olmayışa sürükleyecektir.
Çünkü hep farkında olduğu ama yok saydığı özgürlükler kırıntı Zebercet, besleme Zebercet için dayanılacak gibi değildir.

Bu bakışla, Yusuf Atılgan bizlere kendi varoluşumuzla ilgili bir şeyi anlatmak ister gibidir. Anlatılmak istenenin ne olduğunun cevabı, bana kalırsa, her birimizin yaşamın akışı içinde kendimizden bile gizlediğimiz Zebercet’liğimizin, hangi özgürlüklere dayanamayacak gibi oluşunda saklıdır.

Melek Ekim Yıldız

Bir felsefeci olmasının yanında iyi bir okur yazardır Mey. Durmaksızın üretir ve hatta üretmek onun için bir nevi akciğer görevi görür. Popülist yaklaşımlara yüz vermediği gibi bunu hicveden oldukça bilinen hikâye karakterleri yaratır ve bu karakterlerin ağzından fırtına gibi eser. İyi bir düşünür ve bir kitap sevdalısıdır; Çiçeği sever, yeşili korur. Bitti.

Melek Ekim Yıldız

Comments are closed.